Osman Balcıgil

31 Nedir ? Ne Ülen Bu ?!

Geçenlerde “okumadan bilenler ülkesinde yaşıyoruz” diye yazmıştım ya hani, Kemal Kırar’ın “Ne Ülen Bu?!” isimli kitabı sanki bu iddiamın kanıtı gibi.

***

Keşke sadece “okur” cephesinde böyle olsa.

“Yazar”, “öğretir” cephesinde de durum maalesef aynı.

Öyle hatalarla karşılaşıyoruz ki...

Türkçe’nin iyi konuşulması ve yazılmasını “dert” edinen Kemal Kırar’ın raflara yeni çıkan kitabı, işte tam da bu nedenle büyük bir boşluğu dolduracak gibi görünüyor.

***

Yazar, kitabının girişinde şöyle diyor:

“Manayı tesadüfe bırakmayan ve başka türlü anlaşılmaya imkan tanımayan bir kurallar bütününe sahip olan güzel Türkçemizin incelikleri hepimizi büyülüyor... Bazı kelimeler, anlam genişlemeleriyle bizi bambaşka limanlara sürüklüyor...”

Türkçe’nin “manayı tesadüfe bırakmadığı” konusunda Kemal Kırar’la hemfikirim.

Anlam genişlemeleri’yle ilgili söylediklerinde de çok haklı.

“Türkçemizin incelikleri hepimizi büyülüyor” tespiti ise,  sanki nezaketinden söylenmiş gibi görünüyor.

Eğer böyle değilse, ne yazık ki kendisiyle aynı görüşte değilim.

Hatta tersine, Türkçe’nin inceliklerinin çok az insanın umurunda olduğunu düşünüyorum.

***

Bu minicik “ayrıntı”yı bir kenara bırakacak olursak (ki öyle yapmamız gerekiyor), “Ne Ülen Bu?!”nun son zamanlarda okuduğum en şahane kitap olduğunu söyleyebilirim.

Bana, Türkçe’nin ne muhteşem bir dil olduğunu hissettirdi.

Her ne kadar sayıları az da olsa, kelimelere ve cümlelere zaman ayıranlar için, okyanus gibi bir dil’e sahip olduğumuzu hatırlattı...

***

İşte size, Kırar’dan bir örnek:

Zahireci Refi’, Nazilli pazarında sakin sakin adımlarken gözü bir tezgaha takılır, üzeri halı kaplı bir yumurtaya benzeyen ve daha evvel görmediği –kendine göre- bu garip şey’i merak eder ve sorar:

- Ne ülen bu?

-  Kivi beyim...

- Kaçaymış ülen bu?

- Otuz lira beyim...

- Ne ülen bu!

Türkçenin ne denli teshirli bir dil olduğunu anlatmak için, bu kısacık anekdot yeter de artar bile!...

Dikkat isterim, Refi’ Amcanın iki cümlesi de soru edatıyla kurulu olmasına rağmen –gördüğünüz gibi- noktalamaları farklıdır. İlkinde, pazarcıya cevap aradığı bir soru yöneltmiş (ve cevabını almış), ikincisinde ise şaşkınca bir nidada bulunmuştur.

Cevap beklemeyen (cevabı bilinen de diyebiliriz), sadece anlatımı zenginleştirmek/süslemek için sorulan sorulara ‘retorik soru’ dendiğini biliyoruz... Bu nükteli anekdot, ‘retorik soru’ya şahane bir örnek teşkil etmektedir. Manayı tesadüfe bırakmayan bu muhteşem dili –özellikle- konuşanlar için, ‘Dil portresinde yirmi dokuz notayla adeta dans ediyorlar” desem, inanın bana hiç de abartmış olmam!...”

***

Doğru söylüyor, hiç de abartmış olmaz.

Kırar, uzmanı olduğu konunun hakkını, yukarıda naklettiğim küçücük anekdotta da vermiş.

“Teshirli” demiş ve Microsoft’un Word programı tarafından altının kırmızıyla çizilmesine aldırmamış, öylece bırakmış.

Adım gibi eminim, kitabı okuyanların büyük bir kısmı, bunun bir tashih hatası olduğunu düşünecek.

Ama değil.

Etkili anlamda tesir’i değil, sihir kökünden türemiş, birini büyüleme, büyü yapma anlamında teshirli sözcüğünü özel olarak seçmiş.

Hazret-i Word kırmızıyla çizdi diye, “sihirli” deyip geçmemiş.

Daha “şık” duran “teshirli” de ısrar etmiş.

(Bir özeleştiri: Ben çoğunlukla “Adam sende” ya da “Neme lazım” deyip, Hazret-i Word’ün altını kırmızıyla çizdiği kelimelerden uzak duruyorum. “Zat-ı şahanelerinin bile bilmediğini okur nereden bilecek?” diyerek, kullanımda olan kelimeleri tercih ediyorum. Ne dersiniz, yanlış mı yapıyorum?)

Kemal Kırar’ın, örneğinde Refi’ ismini özellikle kullandığından da (ünlü yazar ve gazeteci Refi’ Cevat Ulunay örneğinde olduğu gibi) eminim.

Bana, bu yolla, özel isimlere dokunulmaması gerektiğine vurgu yapmış gibi geldi.

***

Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

“Ne Ülen Bu?!” isimli kitabın, sadece “dil’e dair” olduğunu söylemek kuşkusuz büyük haksızlık olur.

Üstüne basarak söylüyorum, her sayfasında, her satırında, dilin kültürü’ne dair örnekler bulunan, mutlaka dikkate almamız gereken bir kitapla karşı karşıyayız...

***

İşte size, tebessüm edeceğiniz bir örnek daha:

“Bir sohbet esnasında, ‘31’le başlayan bir söz duyup da –dudakları hafifçe kıvrılarak- çevresine müstehzi bir bakış fırlatmayan Türk erkeği (kadınlara bulaşmayayım: onlardan hep korkmuşumdur) pek azdır...

‘31’in ne anlama geldiğini bilmeyen olmadığı gibi, nereden geldiğini bilenler de –neredeyse- iki elin parmakları kadardır! ...

Anlatayım...

Bu yazının özünü kolaylıkla anlayabilmeniz için, önce kilit bir kelimeyi açıklamalıyım: ‘Ebced’. Sami dillerinde (Arapça, İbranice gibi), her ‘harf’in bir sayı değeri olarak karşılığı vardır...

‘İşi 66’ya bağlamak’ diye bir söz duymuşsunuzdur. ‘Allah’ kelimesindeki harflerin (sağdan sola elbette: ‘a’, ‘L’ (iki tane) ve ‘h’) ebced değerinin toplamı a:1, L:60 (iki tane çünkü) ve h:5 (ikinci elif için bir değer verilmez) 66’dır ve ‘İşi 66’ya bağlamak’ da zaten o işi Allah’a havale ederek sağlama almak ya da işin gereğini yaptıktan sonra, gerisini Allah’ın takdirine bırakmak anlamına gelmektedir.

31’i anlatmak o kadar kolay ki: Arap elifbası ile ‘el” yazıyorsunuz ve ‘ebced’ karşılığı size 31 sayısını veriyor?!

Sevgili okur, bunu da bilmek lazım, çünkü, insan ne yaptığını bilmeli!”

***

Yazar, çizer, konuşur, öğretir takımından olanların mutlaka edinmeleri gereken bir kitap “Ne Ülen Bu?!”

Okumayı seven, okuduğunu anlamak isteyenlerin de kitaplıklarında bulunmasında büyük yarar var. 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS