Özgür düşünmeyi, özgürce hareket edebilmeyi, yani korkusuzca doğruyu ya da yanlışı dillendirmeyi, kaleme almayı kim istemez? Hemen herkes, eline silah almadan yanlış olarak değerlendirdiklerini protesto etme hakkına sahip olmak ister tabii ki. Protesto etmek için illa sokakları aşındırmak da gerekmez elbette. Bazen pankart açarak, bazen evinizdeki ışıkları bir dakika boyunca kapatıp açarak, bazen de görüşlerini beğenmediğimiz kişi konuşurken onu sürekli alkışlayarak gösteririz tepkimizi. Demokrasinin olmazsa olmazıdır protestolar. Gazeteciler de herkes gibi etten kemikten varlıklardır elbette ve herkes gibi onların da protesto etme hakkı vardır. Üstelik görevi düşünce üretmek ve o düşüncelerini paylaşmak olan gazetecilerin tepki koyma hakkı herkesten biraz daha fazla olmalıdır. Peki, onlarca gazetecisi hapishanede olan bir ülkede özgürlüklerden, düşüncelerini çekinmeden ifade edebilmekten söz edilebilir mi? Kendisi de düşüncesinden dolayı hapse düşen bir başbakan, pankart açan öğrencilerin teröristlikle suçlanmasından, gazetecilerin düşünce suçu işlediği gerekçesiyle yıllarca dört duvar arasında tutulmasından mutlu olabilir mi? Ya da buna seyirci kalabilir mi?
Getirdikleri ses, yaptıkları etki bakımından Türkiye'yi sarsan davalar bu güne dek her dönemde olmuştu, bazı düşünce yapılarını değiştiremedikçe de olmaya devam edecek. İktidarı elinde tutan güç sürekli olarak karşıt düşüncedekileri adalet yoluyla ezmeye çalışacak yani. Sistemin adı, aktör ve aktrisleri, figüranları değişecek ama sistem hep aynı kalacak. Bunun için de yönetmenlere, yani hâkim ve savcılara ihtiyaç duyulacak. Peki, olup biten tüm kötü senaryoların sorumluları yalnızca savcılar ve hâkimler mi? Bunu söylemek elbette acımasızlıktır. Zira adaletli karar vermelerini beklediğimiz bu kişilerin de yapabileceği pek fazla bir şey yok. Çünkü onlar da eğitimlerinde gördükleri yasaların öngördüklerini uygulamak zorundalar. Karar alırken ya da bir soruşturma başlatırken de yaptıklarını yasalara dayandırarak; düşünen, ağzını açan herkesi içeri alabileceklerini bilirler.
Yazım tekniği kötü olan ve devlet kademelerinin üzerinde kalkan gibi duran 80 darbesinin anayasası işte bu nedenle değiştirilmelidir. Herkesin "bu benim anayasam" diyerek sahiplenebileceği bir anayasaya ihtiyacımız vardır ve şu andaki kötü anayasayı içeridekileri gözümüzün önüne getirerek bir an önce değiştirmemiz gerekir. Dünün katı devletçi tutumunu sadece kılıfını değiştirerek koruyan iktidar partisinden bir mucize gerçekleştirmesini beklemeli miyiz? İşte asıl kaygılar da bu sorunun içinde yatıyor sanırım.
Bu güne değin cezaevlerinde hastalanıp ölenler dâhil yalnızca eski genelkurmay başkanının tutuklu yargılanmaması yönündeki niyetini(!) bildiren başbakanın demeçleri hazırlamayı düşündükleri anayasa taslağının ana hatlarının şifrelerini bize gösteriyorsa da biz yine de olumlu düşünerek konunun üzerine eğilelim. Düşünce eyleminin özgürlüğe kavuşması için herkesin kazandaki yemeğe bir madde atması gerekiyor çünkü.
80 darbesinin anayasasının silahların gölgesinde oylandığını, sandık görevlilerinin hayır oy pusulasını saklamaya çalıştıklarını, istenildiğinde dahi verilmediğini büyüklerimin anlattıklarından öğrendim. Şimdilerde yaşanan karmaşanın ve insan haklarının hiçe sayılmasının temelini o zaman baskıyla kabul ettirilen Evren ve çevresindekileri padişah yapma yasası yatıyor.
Özgürlükleri sıfırlayan bu yasa uzatma dakikalarını oynarken ana rahmine düşen anayasanın bir öncekine benzememesi dileklerini yinelemenin ötesinde TBMM Başkanı Çiçek'in çağrısına uyup fikri olan herkesin taşın altına elini sokacağını umuyorum.
Yeni anayasanın anlaşılabilir ve yoruma kapalı olması gerekiyor. Herkesin kabullenebileceği, bütünlüğü ve etnik kimlikleri koruyan, herkese eşit mesafedeki maddelerden oluşması tercih edilmeli. İçerisinde "eline silah almayan ya da silahlı terör örgütü üyesi olduğu bir ay içinde delillendirilemeyen hiç kimse tutuklu yargılanamaz ve basılan ya da basılamayan hiçbir kitap, gazete yazısı vb. hiçbir yayın, terörü öven içerikte olmadıkça terör suçlamasında delil olarak gösterilemez" gibisinden düşünmeyi özgürleştirecek net maddeler içermeli. Yani Türk Ceza Kanunun iktidarlarca keyfe keder değiştirilmesi ve yorumlanması anayasanın özgürlükten yana maddeleriyle önlenmeli.
Özgürlüklerin ve özellikle de düşünce özgürlüğünün sınırsız hale getirilmesini kim istemez ki? Bugün düşündükleri, bunları dillendirdikleri ve yanlış gördüklerini protesto ettiği için hapse giren onlarca insanımızın normal yaşamlarına dönmelerini kim istemez? İçeridekilere yenilerinin eklenmesini, içeridekilerin de sağlıklarını yitirmelerini beklemeden harekete geçelim yeter ki. Mağdur olanlar niçin parmaklıklar ardına düştüğünü hatırlasın yeter ki. İşte, gerçekten güzel günler o zaman başlar ve ülkemin topraklarına güneş doğar.
NOT1: Dink davasında beklediğimiz “ADİL KARAR” ne yazık ki çıkmadı. Ayakkabıları delik adam bir kez daha vuruldu ne yazık ki. Derin devletteki ağabeyler ve onları koruyan gizemli beyler yine galip geldi ne yazık ki. Biz sloganımızı yine tekrarlayalım: HRANT İÇİN ADALET İSTİYORUZ…
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.