Osman Balcıgil

Abdullah Gül'e Hazırlanın..

Topluca, yaklaşmakta olan seçime odaklandık.

Seçimle yatıyor, seçimle kalkıyoruz.

Sanki Türkiye’nin gelecek dört yılı değil, kırk yılı karara bağlanacak gibi, Haziran ayında gerçekleşecek seçimde.

Öyle mi değil mi?

***

Bir bakıma öyle, ama ötesi var.

Neyse ki var!

Köprü’den (gelin bu köprü kelimesini bir kereliğine mahşer diye okuyalım) önce son çıkış Haziran seçimleri olsa, vay halimize.

***

AKP yine en çok oyu alacak parti gibi görünüyor.

HDP barajı aşamazsa, tek başına hükümet de olur.

Hatta, Anayasa’yı bile değiştirebilir.

HDP barajı aşamazsa, haziran ertesinde nasıl bir Türkiye ile karşı karşıya kalırız, kestirmesi güç.

Tabii ki bir sis perdesinin arkasında da olsa, kafamızda bir resim oluşmuyor değil...

Ama  şimdilik, bu meseleyi zihnimizin bir kenarına not edip bir kenara bırakalım.

***

Diyelim ki HDP barajı geçti.

Ve yine diyelim ki AKP en çok oyu çıkarttı.

Hatta diyelim ki tek başına iktidar bile oldu.

***

İşte tam bu noktada durup, bir önceki cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e kulak vermekte yarar var.

Diyor ki Financial Times tarafından gerçekleştirilen Türkiye Zirvesi’nde Gül:

“Benim tahminim şu: Muhalefet partilerinin mecliste daha güçlü olacaklarını tahmin ediyorum. Ülkenin durumu, bugünden daha iyi olabilirdi. Reformlar durdu. Önemli olan, ülkeyi yönetenlerin bunu görüp yeni bir hamle yapma ihtiyacı hissetmeleri... Özellikle son iki, üç yıllık durgunluktan sonra yeni hamle yapma ihtiyacı çok açık bir şekilde ortada. Türkiye’yi yeni bir yörüngeye oturtmak için roketleri tekrar ateşlemek gerekir.”

***

Bir önceki cumhurbaşkanı, herhangi bir cumhurbaşkanı değil.

AKP’nin kimilerine göre iki, bana göre ise bir numaralı adamı.

Partiyi kuran ve zamanında “mahşerin dört atlısı” diye nitelediğimiz Gül, Erdoğan, Şener ve Arınç dörtlüsünün, bana sorulacak olursa en ağır topu.

Kader, Erdoğan’ı İstanbul Belediye Başkanı yapmasa ve hapse göndermese, AKP’nin bugünkü kombinasyonu nasıl olurdu, bunu kimse bilemez.

Şener “ahlak kaygısı” daha çok öne çıkan naif bir politikacı olmasa, bugünkü durum nasıl olurdu yine tahmin yürütülemez.

Ama şu sorulabilir:

Az önce sözünü ettiğim iki “sihirli” dokunuş olmasa, Erdoğan’ın bugünkü “tek adam”lığı gerçekleşebilir miydi?

Sanmıyorum.

***

Siyaset malumunuz, özellikle Türkiye gibi doğulu ülkelerde “yenildim bitti”, denilerek biten bir “uğraş” değil.

Ayrıca, kişilerin kendi başlarına karar alıp bitirmelerine de imkan tanımaz.

Demek istediğim, bizimki gibi ülkelerde, bir tür insan, politikacı doğar politikacı ölür.

Bu türe mensup olup da “Ay, lanet olsun sıkıldım!” diyenini en azından ben görmedim.

Öte yandan, kaderini size bağlamış, hatırı sayılır bir de insan topluluğu olur her zaman çevrenizde.

Zamanında onlardan güç aldığınız için, onlar size ihtiyaç duyduğunda arkanızı dönüp gidemezsiniz.

***

Bütün bunları neden mi söyledim?

Şundan:

Bana kalırsa, seçimler biter ve önceki cumhurbaşkanı Gül, “Bismillahirrahmanirrahim” der ve aktif politika için yeniden kolları sıvar.

Bu nedenle, AKP’nin tek başına iktidar olmasını köprü’den geçiş (Mahşer’e ulaşış) olarak görmemek gerekir.

“Dediydi” dersiniz!

***

Nereden mi çıkartıyorum bunu?

Sayın Gül’ün, tam da bu aşamada, önümüzdeki dönemin en çok konuşulacak konularından biri olan Başkanlık mevzuunda söylediği şu sözlerinden:

“Aslında ben, cumhurbaşkanı olduğum dönemde de bana bu tip sorular sorulduğunda, Türkiye Cumhurbaşkanının yetkilerinin çok olduğunu söylemiş bir insanım. Çünkü yetkilerin hepsi 1980 Anayasası’na göre dizayn edilmişti. Bunların bir parlamenter sisteme çok yakışmadığını cumhurbaşkanı iken söylemiş bir insanım. O bakımdan gayet berrağım. Ben parlamenter sistemin iyileştirilmesinin daha doğru olduğunu önce de söyledim.... Benim tercihim, Türkiye için doğrusu, parlamenter sistemin daha da iyileştirilmesi.”

***

Tam da Erdoğan “ben Başkan olacağım” diye naralanırken, başbakan bile “başkanlık tamtamları” çalarken...

AKP’yi kuran, cumhurbaşkanlığı makamında temsil eden Gül bu sözleri söylerse, “Ha öyle mi?” filan denilip geçilemez.

***

Beni bırakın siz söyleyin, bu sözler ununu elemiş, eleğini duvara asmış, kendisini vakıf filan gibi işlere adamaya niyetli bir “eski” politikacının sözleri gibi görünüyor mu?

AKP”yi AKP yapan mahşerin dört atlısı’ndan, en ağır top, üstelik Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz ayrılmışken ediyorsa bu sözleri, durup düşünmek gerekir.

Seçimler kapıyı çalmışsa ve bu seçimden öyle ya da böyle (başta söylediğim HDP faktörünü unutmadan) zayıflayarak çıkacak bir AKP söz konusuysa, Gül’ün söylediği bu sözler çok ama çok önemlidir.

Bende hemen, seçimlerden sonra kolları sıvayıp aktif olarak politikaya döneceği izlenimi uyandırır.

***

Az önce de dediğim gibi, Gül ve benzerleri, politika yaparak doğar, politika yaparak ölürler.

Hayatları boyunca, başka hiçbir şeyden değil, politikadan beslenirler.

En azından ben,  bu çok özel tür’den herhangi birinin “artık yeter” deyip arkasını dönüp gittiğini görmedim.

Hoş kendileri gitmeye kalksalar da, zamanında ona yatırım yapmış olanlar paçalarını tutar, adım attırmazlar ya...

***

İşte bu nedenlerle, diyorum ki, seçimler biter, AKP’nin, adı Abdullah Gül olan, gül topu gibi bir çocuğu olur.

Cumhurbaşkanı ve başbakan bu “çocuğu” nerede serer nerede kurutur bilemem ama bu sayede Türkiye “mahşer” ile kucaklaşmaz.

Köprüden önceki son çıkıştan, süratle başka bir güzergaha sapar.

Yeni bir “iklim”de yaşamaya başlar.

***

Sayın Gül’ün yukarıda aktardığımız sözlerinden de anlaşılacağı gibi, bana kalırsa bu “iklim”den “başkanlık sistemi” filan çıkmaz.

Çıksa çıksa, hem parlamento içinde hem parlamento dışında, AKP kaynaklı, yeni bir muhalefet hareketi çıkar.

Dediydi, dersiniz.


 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS