Biz paylaşımcılar için Türkiye bir konu cenneti. İnsan; "acaba bu hafta ne yazsam," diye sormuyor hiçbir zaman. Genellikle yazının konusu gelip seni buluyor. İşte, bu haftanın konusu da genellemeye dahil olan bir konuydu; engellilerin toplum içindeki varlıklarını ispat etme çabaları... Ya da bir başka deyişle; “engelliler toplum içine ne kadar girebiliyorlar” sorusuna yanıt arayışları...
Bu konu, bana oldukça tanıdık olduğundan, insanların; "demagoji yapıyor" demelerine fırsat vermemek için yazmaktan kaçındığım tek konu aslında. Her defasında; "bu kez son" dediğim ve yazmadan önce kendimle savaştığım bir konu. Aslında, işin yalnızca bu yönü incelendiğinde bile ilk paragraftaki soruma onlarca yanıt bulabiliriz. Beni yeniden engelliler konusunu işlemeye iten şey ise, iki büyük gazetede yayımlanan bir haber ve bir köşe yazısıydı.
Radikal gazetesi haberinde, Ayfer Gürdal Ünal'ın 2009 yılında Evrensel Basım Yayın tarafınca basılan araştırma kitabına atıfta bulunularak engelliler edebiyat dünyasında da yoklar deniliyor. Hürriyet gazetesindeyse 25 Aralık 2011 tarihli köşe yazısında Ayşe Arman satır aralarında kullandığı sözcüklerle toplumun engellilere yaklaşımını yansıtıyor.
2005 yılında çıkmış bir yasamız olsa da, birçok arkadaşım kabuğunu kırıp olanakları dahilinde büyük başarılar elde etseler de bizler toplum gözünde acınılacak insanlarız. Ne yazık ki bu gerçeği kültür seviyesi düşük olanından tutun da mastır yapmışına kadar değiştiremiyorsunuz. Ayşe Arman da beyniyle yargılarının arasında kaldığını; "Önce şaşırıyorsun, Allah Allah, Down'lular nasıl salsa yapar diye. Sonra kendine kızıyorsun: Amma salaksın yaparlar tabii!" cümlesiyle açıkça belli ediyor. Birçok insanın bizlere bakışını yansıtıyor bu cümle ve devamında gelen cümleler. Bizlere basit gelen başarılar çoğunuza olağanüstü halmiş gibi geliyor. Oysa olanak tanındığında pek çok sağlıklıdan üstün meziyetleri vardır engellilerin. Bu nedenle diğerleri gibi Ayşe Arman’ı da yadırgadığımı belirtmek isterim.
Engelliler edebiyat dünyasında da yoklar derken, bu önyargıların boyutlarını bilip nedenlerine eğilmek gerekiyor aslında. Evet, yaşamın her alanında olduğu gibi, edebiyatta da var olduğumuz söylenemez. Bu mesleğe adım attığım, yaşamımdaki son beş yılda karşılaştığım zorlukları anlatan iki kitap yazabileceğimi söylesem, abartmış sayılmam. Engelli olarak dünyaya geldiysen, her atılımda bir sıfır yenik başlıyorsun demektir. Ne başarmış olursan ol, meslektaşlarından birkaç derece düşüksün demektir. Hele ki edebiyatla uğraşıyorsan sana; "şu yazdıklarımı bir kontrol et nasıl olmuş," diyenler ilahlaşırken, sen baka kalırsın demektir. Tüm bunları başkalarıyla paylaşmana da hakkın yok demektir.
Engellinin, onca engeli aşması gerekiyor çalışma yaşamına katılması için. Ailelerin yoğun çabasıyla bir seviyeye kadar eğitimlerini sürdürebilseler bile toplumla kaynaşmaları için öncelikle iş yaşamına girmiş olmaları gerekiyor. Yani çabalarının karşılığını alabilmek için bir iş sahibi olması gerekiyor. Çalışabilecek durumdaki her engelli için bu durum geçerli. Edebiyatla uğraşanlarsa bedensel hareketler gerekmeksizin işlerinin gerektirdiğini gerçekleştirebildiklerinden aslında zorlanmamaları gerekiyor. Türkiye’deyse en çok zorlananlar edebiyatla uğraşan engelliler. Çünkü ticari kaygı taşıyan yayınevleri engellilerle uğraşmak istemiyor açıkçası. Bir engelli zar-zor bir yayınevi bulup kitabını yayımlasa bile bu sefer toplum denilen koskoca duvara çarpıyor. Nedense insanlar engellinin de duygularını, yaşama bakış açısını, düşlerini, görüşlerini edebi bir üslupla okuyucularına aktarabileceğini düşünmüyor. Yalnızca toplum değil elbette bizim edebi eserler verebileceğimizi öngörmeyenler. Okuyucuyla yazarı buluşturan belediyeler de adeta yok sayıyor bizleri. Arkadaş çevremizi kullanarak tanıştığımız belediyeler bile lütfen davet ediyor bizleri etkinliklerine. Durum böyle olunca da Kültür Bakanlığının yazar olmuşsun diyerek onayladığı engelli yazarlara okuyucularıyla buluşması için yalnızca kitap fuarı seçeneği kalıyor.
“Düşler Akademisi öyle bir yer değil. Çok mutlu oluyorum, kendimi arınmış ve temizlenmiş hissediyorum.” diyor Ayşe Arman yazısının ilerleyen cümlelerinde. “Kendimi arınmış ve temizlenmiş hissediyorum.” Neden? diye sormadan edemiyor insan. Bizler, sizler gibi insanlarız, ne eksikliğimiz var, ne de fazlalığımız… O sözleri düşündükçe insan; “niye, ben papaz mıyım ki Ayşe Arman beni(engellileri) görünce günahlarından arınıyor” diyor kendi kendine. Üstelik aynı çatı altında; “… standında kitaplarını imzalamaktadır,” anonsunun peş peşe yapıldığını bile bile…
Bizlere acıyan, bir iş becerebileceğimize inanmayan bu zihniyet var oldukça, kariyer sahibi kişiler bile engellilerle karşılaştığında Amerika’yı yeniden keşfediyormuş gibi davranıp, o ölçüde cümleler kurdukça ben ne kadar “son” desem de engellilere dair söyleyecek daha çok sözüm olacaktır. Engelliler burada niye yoklar diye engellileri yargılayacaklarına aynayı kendilerine çevirip bir baksınlar; BİZ NİYE YOKUZ?
NOT: Siz sevgili dostlarımın yeni yılını kutlar, 2012’nin herkesin dileklerinin gerçekleştiği bir yıl olmasını dilerim.
* * *
VAH TÜRKİYE’M
Ben Salı günü bu yazıyı tamamlayıp BirGün gazetesine gönderdikten sonra gündemi takip edilemeyen, ne olacağı önceden kestirilemeyen dünyanın tek ülkesi olan Türkiye’mde taşlar yine yerinden oynadı. Ve eski Genelkurmay Başkanı tutuklandı.
Tabii ki adalet önünde herkes eşittir. Tabii ki başbakanlar, genelkurmay başkanları, cumhurbaşkanları bir suç işlemişse sıradan yurttaşa ne uygulanıyorsa o uygulanır ve gerekirse tutuklanır. Ancak… Son yıllarda, yani AKP’nin iktidarında gördüğümüz; muhaliflerin ve onlara zorluk çıkaranların tutuklandığı bir sürece girildi. Aslında bu süreç bize çok da yabancı değil. Sıradan insanların bile muhalif olduğu gerekçesiyle hapse atılmaya başlandığı dönemleri de yaşadı Türkiye. Tek farkla, bu günkünün adı “İLERİ DEMOKRASİ”…
Söylenecek pek fazla söz yok aslında. Kapkaççının, hırsızın, tacizcinin, ihaleye fesat karıştıranın, fenercinin dışarıda olduğu, terörist başına “sayın”, Genelkurmay Başkanının terörist ilan edildiği bir ülkeye kı...yla gülerler… Ve o ülkede ne savcı, ne hakim, ne de adalet vardır arkadaş…
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
ben sizin yazılarınızı okurken engelli kimliğiniz aklımdan çıkıyor, yani engelli yada engelsiz olmanızla değil yazdıklarınızla ilgileniyorum,sanırım herkes bunu yapmalı...
BeğendimBeğenmedimTürkiye artık resmen bir muz cumhuriyetidir, hukuk değil guguk la yönetilmektedir, bunu göremeden hala oy verenlere de kızmadan sadece gülümsemek ! gereklidir.Rüşvetle oy'unu satmayan sağlıklı düşünebilen,çocuklarına yaşanabilir bir ülke bırakmak isteyen aydın,aydınlık insanlara selam olsun....
hocam sen yazmaya devam et, birgün gelir bizleride gören olur.
BeğendimBeğenmedim