• Haber3 FaceBook
  • Haber3 Twitter
  • Haber3 Friendfeed.com
  • Haber3 RSS
  • IMKB
  • 54.917
  • Dolar
  • 1,8458
  • Euro
  • 2,3144
  • Altın
  • 623,25
  • Ankara : 10 °C
  • İstanbul : 13 °C
  • İzmir : 13 °C
  • Adana : 16 °C
  • Antalya : 15 °C
  • Diyarbakır : 10 °C
Yazıcıoğlu kazasında şok iddia  !
CHP'de itiraf gibi seçim tahmini
'Bedelli'de önemli değişiklik
Kadınları etkilemenin en kolay yolu
Yazıyı küçült/büyüt :Yazıyı küçültYazıyı büyüt

Askere Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği

Neslihan Yalman
Özel güvenlik uzmanı ve eski asker Mete Yarar'ın televizyonlarda bahsettiği bir konu dikkatimi çekti.
 
Yarar; Türkiye'de askerliğin % 99'unun moral, psikolojik destek ve propaganda, % 1'nin teknoloji sayılabileceğinden bahsetti.
 
Ordunun teknolojik yönden iyi durumda olduğunu, ama psikolojik olarak destek görmediğini; PKK'nın teknik gücünün zayıf, ama propagandasının güçlü olduğunu belirtti.
 
TSK'nın 'terörle değil, teröristle mücadele ettiğini' ve orduya gelene kadar, diğer pek çok kurumun hatalarını düzeltmesi gerektiğini de ekledi.
 
Yarar, aralık 2009'da Cüneyt Özdemir'in CNN TÜRK'teki BeşN 1K programına da katılmıştı. ''Bize Nizam-ı Cedid ordusu lazım, TSK'nın yerine yeni bir ordu kuralım'' diyen Mümtaz'er Türköne'ye cevap vererek; TSK'nın devşirme olmadığını, ancak milletin örf ve adetlerini koruyan bir akıncı ocağı olabileceğini söylemişti.
 
Orduyu ilkel, kaba gibi hakaretamiz kelimelerle tanımlayan ve ordu mensuplarına askerden çok borsacı diyen Türköne'yle birlikte, pek çok aydın ve yazar TSK'ya acımasızca saldırmaya başladı. Öyle ki, benim bilim adamı olarak sevdiğim kimi isimler bile aşırı siyasi mesajlar vererek, askeri karı gibi kıvırtmakla ve gereksiz işlerle uğraşmakla suçladı.
 
Türkiye'de ordunun İslam'la kurduğu ilişki konusunda aksaklıklar olduğu, kendisini pür Kemalist bir yapı olarak tanımladığı ya da ayrı bir elitist sınıf/kimlik yaratmaya çalıştığı doğrudur. Fakat; bunlar eleştirilirken; mevcut siyasi ve hukuki yapılar çatıştırılmamalıdır. Devletin devamı için niyaz edilen niyet, 'orta(k) noktada' buluşmak olmalıdır. Nitekim; İslam -bazılarının sandığı gibi- Arabik bir yapılanma ya da salt bir din olmadığı için, Kemalizm'le doğrudan çatıştırılması gereken bir olgu da değildir.
 
Hz. Muhammed de iyi bir rehberdir, Mustafa Kemal Atatürk de... Birinden birini kaldırın bakalım; kültürel bellek, kimlik ya da aidiyet kalıyor mu? Birinden birine hakaret edin bakalım, ortalık ısınmıyor mu? Demek ki, bazı kutsal isimler, kahramanlar ve semboller her ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de olmaya ve dinamiği tetiklemeye devam edecektir. Beğenin ya da beğenmeyin. Birini daha az sevin ya da birini daha çok sevin. Hiç farketmez. Dinamik, kolektif bir saat gibi işlemeye devam edecektir.
 
Ne kışlalardaki talimler, ne de camilerdeki ezan sesleri bitmeyecektir. İsterseniz büyü yaptırın, isterseniz okuyup üfletin, isterseniz saç saça baş başa birbirinize girin. Gerçekliği çarpıtabilirsiniz; ama, hakikati değiştiremezsiniz. Gerçeklik bugünün argümanlarıyla kurulur; fakat, argümanlarötesi hakikat hep orada durur. 
 
Bu yüzden, Türk ordusunun da tarihten gelen bir iç dinamiği ve disiplini vardır. Siz istediğiniz kadar onu yıpratmaya çalışın, bu ülkenin zihin haritasında ordu yine en güvenilir kurum olarak kalacaktır.
 
Her şeyden önce ordu, Başbakanlığa bağlı ve siyasi iradeyle birlikte hareket etmek durumunda olan bir kurumdur. Terörle mücadeleyle ilgili meselelerden Genelkurmay Başkanlığı kadar Başbakanlık, İç İşleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı da sorumludur. Bu yüzden, terör meselesi askeri yıpratmayla değil; bu konuda birlik beraberlik içinde olabilecek herkesi göreve çağırmakla irdelenebilir. Ardından da; ülkede başlı başına bir kuvvet oluşturan medya, kamuoyunu harekete geçirmelidir.
 
Kantarın topuzu
 
Hepsi Anadolu'nun çeşitli illerindeki kütüklere bağlı gencecik askerlerin yüzü suyu ya da akıtılan kanları hürmetine; insanlar orduyu eleştirirlerken kantarın topuzunu kaçırmamalıdırlar. Üsturuplu ifadeler kullanmaya özen göstermelidirler. Ölen bir askerin uyruğu 'Türkiye Cumhuriyeti', dini 'İslam' olarak geçmektedir.
 
Osmanlı Devleti'yle Türkiye Cumhuriyeti'ni, İslam'la laikliği karşı karşıya getiren demeçler mânâsız vakit kayıplarına neden olmaktadır. Yıkıcılık değil, yapıcılık; çözümsüzlük değil, çözüm esas alınmalıdır. 
 
Terörizmle mücadelede çamur tamamen TSK'ya atılmamalıdır. Şehitlerimizin, gazilerimizin ve onların ailelerinin, pek çok farklı kurumdan ve vatandaştan gelen desteğe de ihtiyacı vardır.
 
Buradan açıkça sesleniyorum. Özellikle; siyasilere, iş adamlarına, TÜSİAD'a, MÜSİAD'a, holding sahiplerine, babadan kalma zenginlere ve medya mensuplarının her birine... Lütfen, aşağıda sorduğum soruları tartışmaya açsınlar, kamuoyu oluştursunlar yahut el birliğiyle harekete geçsinler. Ancak o zaman terörün sadece silahla bitirilebilecek bir mesele olmadığı anlaşılacaktır.
 
Cevaba ulaşmasını istediğim soruların başlıcaları şunlardır:
 
1) Neden, bilim adamları, sanatçılar ve sermayedarlar bir araya gelip, yeni rehabilitasyon ve sanatsal terapi merkezleri kurmuyorlar? Neden, savaş gazilerini, terör mağdurlarını, geride kalan gözü yaşlı eşleri, aileleri ve çocukları topluma kazandırmak için çaba göstermiyorlar?
 
2) Neden, şehitlerimizin ailelerine yazdıkları mektuplar kitaplarda toplanmıyor? Neden, bu mektuplar Türk üniversitelerinde bilimsel çatı altında analiz edilmiyor? Neden, Türkiye'nin asker ocağıyla ve ana kucağıyla kurduğu merkezî ilişki incelenmiyor?
 
3) Neden, İstanbul ve Türkiye sosyetesi mensuplarının boy boy fotoğrafları yerine, şehitlerimizin/gazilerimizin fotoğrafları gazetelere basılmıyor? Neden, onlar için 'profesyonel' olarak ayrı bir gazete ya da dergi çıkarılmıyor? Neden, onların da aktif şekilde katılabileceği 'profesyonel' televizyon programları ya da oynayabileceği 'profesyonel' filmler yapılmıyor?
 
4) Neden, askerliği anlatan ve bu kültürü hikaye eden -Meksika duvar resimleri derinliğinde- resimler sokakların duvarlarını süslemiyor?
 
5) Neden, şehitlikler daha etkileyici hale getirilmiyor? Neden, duvarlarına üçboyutlu graffitiler yapılmıyor? Neden, etrafları çiçek bahçelerine dönüştürülmüyor?
 
6) Neden, şehitlerin, gazilerin ve onların yakınlarının hayatını anlatan gezici müzeler kurulmuyor? Neden, terörle mücadele müzemiz yok? Neden, askerlerimiz için oratoryolar bestelenmiyor, oyunlar yazılmıyor?
 
7) Neden, 'Gaziler' dergisinin de vurguladığı 'Gazi Bakanlığı' kurulmuyor? Neden, terör mağdurlarının hakları yeniden ele alınmıyor? Neden, 'terör mağdurları açılımı' yapılmıyor?
 
Sanatçıların, bilim adamlarının, aydınların ve siyasetçilerin ışığında, tüm bu soruların tartışmaya açılması isabetli olmaz mı?
 
Yaraların sarıldığı, ölülerin yadedildiği noktada, 'bir ülke' seferber edilemez mi?
 
Türkiye ordusuna, dinine, şehidine, kadınına, çocuğuna, yaşlısına, kanserli hastasına, engellisine, yoksuluna, köylüsüne, kentlisine, travestisine, öğrencisine, öğretmenine, TEKEL işçisine, çiftçisine, sokak köpeğine, endemik bitkisine, değerli geyik böceğine, ormanına, denizine, kısacası bu topraklar dahilinde yaşayan tüm canlılarına sahip çıkamaz mı? Sahiplenmenin ve hak geçirmemenin özü hem İslam'da hem de hukuk devletinde bulunmuyor mu?
 
Yoksa, verilen her şehitle hızla kan mı kaybetmekteyiz? Yoksa, bunlar bizim rutin atışmalarımız ya da sataşmalarımız mı? Yoksa, tehlike çanları mı çalıyor? Yoksa, kutuplaşma daha da mı derinleşiyor? Yoksa, küllerimizden yeniden mi doğacağız?
 
Sloganik gösterişler ve provakatif atılganlıklar
 
Orhan Birgit'in 25 Haziran 2010 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yazdığı gibi, BDP Batman milletvekili Bengi Yıldız dokunulmazlık sahibi olduğu için vicdani red hakkını savunabilir. Fakat; bir hemşerisi bunu savunduğunda mahkeme kapılarında bekleyecektir.
 
Birileri fiyakalı takım elbiseler yahut terör üniformaları içinde bazı Kürtler'in hakkını savunduğunu iddia edebilir. Bazı Kürtler ki; kendilerini savunuyor diye destek verdikleri liderler ciplerde gezerken, bir kuru ekmeğe muhtaç olmaktadırlar.
 
Peki, Kürdistan hayali gerçekleşince ve talip olunan bölge Türkiye'den kopunca ne olacaktır? İstanbul, İzmir ve Ankara gibi yerleşim merkezlerindeki Kürtler işlerini güçlerini bırakıp, oraya mı yerleşeceklerdir? Bu Kürtler, Türkiye'ye vizeyle yahut kaçak yollardan mı gireceklerdir?
 
Birgit'in de değindiği gibi; Bengi Yıldız Mecburi Askerlik Yasası'nın değiştirilmesini istiyorsa, kamuoyuna gerekçe sunabileceği ve profesyonel ordunun beslenebileceği kaynağı gösteren sağlam bir tasarı hazırlamalıdır.
 
Komor Adaları bandralı gemiye Türk bayrağı asma gafletinde bulunanlar üzerinden şov yapan, ihale verdiği İsrail'e özür bile diletemeyen ve Mavi Marmara'nın maketini Üsküdar'a dikmeye hazırlanan bir iktidarın da Ortadoğu'dan önce ilk derdi, şehit askerler için anıt dikmek ve 'Kürt açılımı' denilen şeyin içini doldurmaktır. Açılımın gerekçeleri madde madde sıralanmalıdır. Filistin'de yaşanan insanlık dışı görüntülere üzülmek ya da yardım etmek başka, müdahale etmek başkadır. Arap İslamı'yla Türk mayasında bulunduğu belirtilen İslam birbirine karıştırılmamalıdır.
 
Saldırmanın, hakaret etmenin ve moral bozmanın yerine, kamuoyunu uyutmadan yapılacak açıklamaların, dozunda eleştirilerin ya da destekleyici tasarıların gerekliliği acildir. Zira, orduyu değiştirelim yahut küçültelim ifadeleri psikolojik saldırının ötesine geçmemektedir. Ülke kilitlenmektedir.
 
Son soru
 
Şehirleri terör sarıp sarmaladığında, 17 yaşındaki Serap'lar ve Buse'ler ölmeye devam ettiğinde, iç ya da dış destekli bir savaş patlak verdiğinde; TSK'yı eleştiren hangi insan, yazar, aydın yahut siyasetçi Kurtuluş Savaşı'nda şehit verilerek kazanılan ve bugün de şehitlerin kanlarıyla sulanan bu kan kırmızı topraklarda ay-yıldız sönmesin diye ilk kurşunu sıkacaktır? Hangisi Türkiye'de kalacaktır? 
Bu yazı toplam 1557 defa okunmuştur
    * Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
  • yazılanlara katılıyorummisafir08 Temmuz 2010 Perşembe 16:56

    bazılarının ipin ucunu kaçırdığına katılmamak içten bile değil.kürtlere, ermenilere, musevilere gelince onlarla ilgili her girişim ve atılım AB standartları güvencesinde...ama kolu kopan gazinin protezini konuşan yok.haklısınız.birileri çok fazla eziliyor.eziyorlar.elinize sağlık, dilimiz olmuşsunuz.

    BeğendimBeğenmedim
  • ordu SADECE güvenlik saglayan kurumdurmisafir06 Temmuz 2010 Salı 20:35

    yazar sanirim alevi kökenli, bir peygamberle, bir cumhurbaskanini karsilastiriyor. hiristiyan olsaydi isa diyecekti..

    BeğendimBeğenmedim
  • YÜREK TEN KATILIYORUMmisafir03 Temmuz 2010 Cumartesi 20:55

    VE SÖYLENECEK BAŞKA BİRŞEY BULAMIYORUM.
    TEŞEKKÜRLER SAYIN NESLİHAN HANIM

    7 MADDEYE DE KATILIYORUM. TEŞEKKÜRLER NESLİHAN HANIM

    BeğendimBeğenmedim
Yazarın Diğer Yazıları
MANŞETLER
Ege'de Normandiya çıkarması gibi tatbikat !Vahşeti böyle izlemiş !Kilo vermenin en kolay yoluMeclis'te çay'lı eylem !Gül'den Google'a ziyaretTransparan Beren dikkat çektiÖğretmene yazın 5 hafta eğitimHastanede hastanelik oldularEn büyük zenginliğimiz tükeniyorİşte İnönü stadı kararı !
FIRSATLAR
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.

Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim