Öyle anlar oluyor ki söylenecek söz bulamıyor insan! Boğazı düğümleniyor, yutkunamıyor bile... İnsanın insana yaptığı zulmü gördükçe insanlığımdan utanıyor, dünyadaki varlığımı defalarca sorguluyorum. Bu kadar vahşeti görmek zorunda mıyım sorusunu yönelttiğimdeyse yaşam enerjimi yitiriyorum ne yazık ki. İşte böyle bir psikolojiyle yazıyorum bu satırları. Biraz öfkeli, çokça üzgün...
İnsanlığın öldüğü bir günde zaman zaman duygular aklın önüne geçiyor ve heyecana kapılarak bir an önce konuya müdahale edilip şu an esir konumuna gelen insanların kurtarılmasını istiyor; ama biliyorum ki ülkedeki en radikal görüşe sahip olanlar bile duygularını bastırıp akli selim bir şekilde hareket ederek yanlış yapmayı önleyecek.
Dün sabaha karşı uyumak üzereyken İsrail güvenlik güçlerinin Gazze'ye giden yardım gemilerine saldırdığı haberleri internet sayfalarına düşmeye başlamıştı. Televizyonu açtırdığımdaysa durumun daha vahim olduğunu gördüm. Can pazarı yaşanıyorken insanlar bir yandan yaşadıklarını dünyaya aktarmaya çabalıyorlardı. İsrail’in hiçbir canlıya yakıştırılamayacak canice tutumunu şiddetle kınamanın yanında beynimi kurcalayan soruları da düşündüm ekrandaki görüntüleri dehşet içinde izlerken.
Netanyahu hükümetinin çılgınca ve hukuk tanımaz tavırları biliniyorken başka bir çılgınlığa lüzum var mıydı? İlla gidilmek isteniyorsa; dört yüz Türk'ün içinde bulunduğu gemi TSK'nin savaş gemileriyle uzaktan kollanamaz mıydı ya da diplomatik temaslarla can kayıpları önlenemez miydi? Yardım malzemelerini taşıyan gemilerde neden bu kadar çok yolcu, yolcuların arasında neden çocuklar da vardı? Denizde doğal bir fırtına kopabileceğinin hesaba katılmamasından bu işin de kadere bırakıldığı anlamını mı çıkarmalıyız? Ve belki de en can alıcı soru: Gazze ve Filistin'in diğer yerleşim bölgeleri yıllardır ambargo altındayken neden özellikle dün ambargoyu delme girişiminde bulunuldu? Sorular öylesine çok ve mantıklı yanıtlar bulunamayacak bir şekilde ki 31 Mayıs 2010 tarihini uzun yıllar tartışacağız gibime geliyor.
Şimdi bu soruları sorduğum için kimi çevreler birilerinin avukatlığını yapmakla suçlayacak beni. Anlamayanlar olursa dikkatli okusun, İsrail’in kan kokan cahilce tavrını lanetliyorum; ama bu olayla ilgili tüm sorumlulara da cevap verilmelidir diyorum sade bir yurttaş olarak. Bu alçak saldırı gösterdi ki kriz yönetmekteki becerilerimiz oldukça az. Saldırının üzerinden yirmi dört saat geçmesine karşın, İsrail’in uyguladığı haber sansürünü delip yaşamını yitiren yurttaşların kimliğine ulaşılamadı. Umarım şok atlatıldıktan sonra daha hızlı adımlar atılır da suçsuz insanların günlerce tutsak kalması engellenir.
İsrail ile köprülerin atılmasıyla iki ülkeyi de zor bir süreç bekliyor. Ben, göbekleri birbirine bağlı bu iki ülkenin işi ileriye götüreceğini, gerginliğin artacağını sanmıyorum. Birkaç hafta iki ülke liderleri halklarına yönelik popülist söylevler üretirler yalnızca ve günler geçtikçe yapılanların üzeri örtülür. Nereden mi biliyorum; bunu bilmek için öyle müneccim falan olmak gerekmez, sadece AKP grup başkanvekili Hüseyin Çelik’in silah ihaleleri konusunda verdiği yanıta bakmak yeterli.
Filistin halkının dramına senin benim eylemimle son verilemeyeceği acı bir deneyimle öğrenilmiş oldu. Ölenlerin hangi ülkenin vatandaşı olduğunun pek de önemi yok aslında. Şimdi insanlığın silahsız insanlara yapılanları düşünerek, eli kanlı İsrail hükümetinin Filistinli minik yüreklere yaptıklarını ve yapacaklarını duyumsaması gerekir. İnsanlığın ayaklar altına alınmadığı bir dünya dileğiyle...