Siyasetin kısır tartışmalarını ve bir o kadar da gerilimli havasını terk edip evrensel dil olan müziğin eşsiz güzellikteki ritimlerine teslim ettim kendimi bu hafta. Oldukça hoşuma gittiğini söyleyebilirim, en azından yüz seksen dakika boyunca birbirinin kuyusunu kazan koca koca ve sevimsiz adamlar yoktu karşımda. Eurovision şarkı yarışmasında bu yıl Türkiye'yi temsil eden MANGA grubuna sahne sırası gelene kadar birbirinden güzel parçalarla kulaklarımın pası silindi, mest oldum. Sıra yarışmanın tek rock grubu olan MANGA’YA geldiğinde koltuğundan alınamayan ya da başka bir söyleyişle yeri doldurulamayan yegâne isim Bülent Özveren anons etti: "Aynı Olabiliriz..."
Türk motifleriyle süslenen parça, grubun diğer parçaları kadar bana keyif vermese de ve sözleri; rüyasındaki kadının ilk kez gördüğü ve tutulduğu kadına benzemesini dilerken ona olan hislerini açığa vuran adamın haykırışını anlatsa da adı beni başka başka düşüncelere sürüklemeye yetti.
Bu kadar gürültü patırtı içinde ve kim olduğunu ayırmadan boğazlarına yapışmışken insanlar, bir gececik aynı olabilir miydi? Yanıt, gecikmeksizin İsrail ve altmış yıl önce güçlü ülkelerin stratejik hamleleri yüzünden ayrılan Kore'den geldi: Kesinlikle hayır... Barışı aynı şekilde düşleyip, onun gerçekleşmesi için aynı adımları atamazlar; çünkü silah üreten şirketlerin patronlarının cepleri minicik bedenlerden akan kanlar sayesinde doluyor. Çünkü ancak bu sayede egemenliklerini korumak isteyen din adamları mutlak hâkimiyetlerini sürdürebiliyor. Ve içeride halkına verdiği vaatleri yerine getiremeyen liderler diğer dünya ülkeleriyle ayrışıp savaş halini sürdürerek koltuklarında kalabiliyorlar ancak.
Dünyada durum bu denli kötüyken bari topraklarındaki insanlarla, komşu Rojin Yengeyle, balıkçı Temel Amcayla, kuaför Senada Ablayla, manav Ahmet'le ortak kararlar verebilmeyi umuyor insan. Ama ne mümkün? Huzurlu bir toplum görmeye tahammülü olmayan eller devreye girip toprak ağalarıyla birleşerek ayrışma tohumları serpiyorlar üzerimize. Kimse kimseyi dinlemiyor ve kimsenin hakkına saygı göstermiyor bireysel alınan kararlarda. Durum böyle olunca da ya bahçeye giren inek cinayet nedeni oluyor ya da karşısındakinin doğum yeri...
Herkes bir örnek giyinip aynı anda kafasını kaşısaydı ya da tek tip düşünseydi dünyanın yaşanılası olmaktan çıkacağını hesaba katmıyor belki bazılarımız. Ülkenin yalnızca kendi etnik kökenine ait olduğunu sananlar farkında olmadan ayrılık rüzgârları estirenlerin elini güçlendiriyor aslında. Oysa kendimizin karşıtı görüşlerin de var olabileceğini, bir kabadayı gibi çevremizdekileri gererek sürekli rahatsızlık vermenin yarardan çok zarar getireceğini kabullensek aynı olamasak da ortak paydaları yakalayabileceğimizi ve böylece mutluluğun anahtarına ulaşabileceğimizi düşünüyorum.
Yaklaşık yirmi beş yıldır Eurovision şarkı yarışmalarının yayınlarını kaçırmamaya özen gösteriyorum. MFÖ grubunun Diday Diday Day’ini, Kayahan’ın Gözlerinin Hapsindeyim isimli parçasını uykulu gözlerle de olsa izledim çocukluk yıllarımda. İlk zamanlar milli dava gibi görünen yarışmada izlediğim parçalar arasında en beğendiğim Yunan Elena Paparizu’nun .. söylediği MY Namber One idi. İtiraf etmeliyim ki 2006 yazında Dikili Barış, Demokrasi ve Emek Şenliklerinde tanışma fırsatı bulduğum MANGA grubu üyelerini bugünkü finalde farklı duygularla izleyeceğim. Yunanistan’ın Opa'sı, İsrail’in Milim'i, Azerbaycan’ın Damla Damla’sı, Kıbrıs Rum Kesimi, Almanya ve Ermenistan temsilcileri bizimkilerin en ciddi rakipleri. Umut edelim ki tüm Avrupa hiç olmazsa oylamada aynı olsun ve on iki puanları MANGA’YA versin.