Kültür seviyesi yüksek olan insanlarımız arasında bile ne yazık ki kadın arka planda kalmaktadır. Ülkemizde üreten, tek başına bir şeyler yapmaya çalışan kadınlarımızın sayısı oldukça az.
O nedenle Ayşe Aral gibi belli bir yere gelmeyi başarabilmiş kadınların varlığını önemsiyorum ve bu röportajı yapma nedeni de önemseyişimdendi.
İki yılı aşkın bir süredir Facebook'ta haftada birkaç kez yazıştığımız ve bu sayede aramızda abla kardeş ilişkisi doğduğu için sizi tanıyorum. Ancak programlarınıza ve Hürriyet'teki yazılarımıza hiç denk gelmemiş okuyucular için kendi cümlelerinizle Ayşe Aral'ı anlatır mısınız? Aral soyadını taşımak nasıl bir duygu?
Öncelikle ben de seni tanımaktan ve kardeşim olmandan büyük onur duyuyorum çünkü hep sana söyldiğim gibi sen çok özel bir genç adamsın... İnsanın kendi kendini anlatması pek kolay değil, ama kısaca deli, çılgın, aykları yere basan, güçlü, çok inançlı her türlü canlıya aşırı sevgi besleyen bir kadınım ben, haa ayrıca çok da dürüstümdür... Soyadıma gelirsek; Aral soyadını taşımaktan büyük onur ve gurur duyuyorum, fakat bir yandan da taşıması çok kolay değil, çünkü insanların senden beklentileri çok yüksek oluyor. Ayrıca, bir halt yemeden önce, en az iki kere düşünmem gerekiyor.
Hürriyet'teki ilk yazınızda köşe yazarı olma öykünüzü esprili bir dille anlatmıştınız. Türkiye'de çok okunan bir gazetede yazmak bu denli zor mu? Bu işe gönül vermiş genç meslektaşlarınıza ne gibi önerileriniz olacak?
Elbette, Hürriyet gibi büyük bir gazetede yazmak kolay değil. Haklı olarak son derece seçiciler; doğrusu da bu bence... Genç meslektaşlara tavsiyem; öncelikle sürekli yazsınlar, beğendikleri tarzlarına uyan köşe yazarlarının her yazısını okusunlar... Kendilerini göstermeleri çok mühim, mesela blogları olsun, bugün bloglardan keşfedilen bir sürü yazar var...
İsterseniz biraz özel yaşantımızdan söz edelim; Ayşe Aral karşı cins için zor bir kadın mıdır? Ya da konuyu şöyle açmak gerekirse; Ayşe Aral karşı cinsten ne bekler?
Valla, Ayşe Aral karşı cins için pek zor bir kadın değil, tabi bu benim fikrim, ama kendisi için oldukça zor br kadın onu söyleyebilirim... Karşı cinsten bişey beklememek gerektiğini öğreneli çok oldu Ertan’cığım, ama klasik cevap; sevgi, saygı, huzur, falan filan...
Allah vergisi güzelliğiniz ve şöhretiniz var; şu an kalbiniz dolu mu?
Bak bu hoşuma gitti; sağ olasın, mersi... Kalbim bir doluyor bir boşalıyor şu aralar, kararsız yani...
Çok çok özelinize girmiyorsa bize ilk aşkınızı anlatır mısınız?
Artık anlatmayayım; çok anlattım. Kimseyi baymayalım, ama ilk aşkım; eski kocamdı...
Bugünkü bilincim olsaydı yapmazdım dediğiniz bir yanlışınız var mı?
Yaptığım hiçbir şeyi hata olarak görmüyorum, yapmam gerekiyormuş ki; beni daha sonra büyütecek olan sonuçları görebileyim...
Türkiye'de kadın olmak sizce zor mu? Kadın olmanın artıları ve eksileri neler?
Türkiye’de kadın olmak zor, ama şimdi ben de zorlanıyorum dersem; her gün dayak yiyen, sarhoş koca çeken, üç kuruşla beş çocuk doyurmaya, büyütmeye çalışan kadınlara ayıp etmiş olurum. Akıllı bir kadınsan, kadın olmanın hiçbir eksisi yok; olanları da artıya çevirebilmek senin elinde. Kadın olmak; aslında büyük avantaj, tabi işin sırrını çözmüş kadınlar için...
Sizden önce benzer kadın programlarının ekiplerinin başına cinayet vakaları geldi; bu türden bir program yaparken çekinmiyor musunuz?
Bildiğin gibi programı bıraktım. Bu nedenle bir çekincem yok; ama aklımdaki programı yapabilirsem, bu tip durumlar söz konusu olabilir. Ona da cevabım, hayır; korkum yok...
Bir kızınız olduğunu biliyorum; ilişkiniz nasıl, aranızda kuşak çatışması yaşanıyor mu? Başbakanımız gibi en az üç çocuk yapmayı önerir misiniz?
Kızımla ilişkimiz genel anlamda iyi; ama arada tabi ki kapışıyoruz... Ben 40, o 18... Kuşak farkımız çok yok; ama bir ergenle baş etmek çok kolay değil... Üç, hatta beş çocuk yapmalı; laik, Atatürkçüler. İmkanları iyi olanlara şiddetle öneririm... Çünkü, böyle giderse bizim çocuklarımız bu ülkede azınlıkta kalacaklar ki, bu hiç hoş olmaz, değil mi?
Öyle, galiba haklısınız... Verdiğiniz yanıttan aslında siyasetle ilgilendiğiniz sonucunu çıkarabiliyorum; amasizi siyaset yazarken pek göremiyoruz; bu konuda yazmayı sevmiyor musunuz, yoksa özel bir nedeni mi var?
Yeterince fazla sayıda siyeset yazan var zaten; senin yazdıklarını da keyifle okuyoruz. İnsanlar başka şeyler de okumak istiyor artık. Ayrıca haddini de bilmek lazım; ben, had bilenlerdenim. Arada sırada dayanamayıp, bir iki bir şey de yazdığım oluyor; ama üslubum farklı...
Ülkemizdeki siyasi yapıda bir değişim olduğu gerçek, siz bu değişimi nasıl görüyorsunuz?
Şu an hiçbir şey göremiyorum; bakalım daha neler göreceğiz diyerek, korkuyla, ümidi azalmış bir ruh halinde bekliyorum sadece. Bu sorunun cevabı çok; ama çok uzun be Ertan’ım...
Kitap okur musunuz? En son hangi kitabı okudunuz?
Kitap okumayı çok severim. Aynı anda en az üç kitap okumak gibi bir huyum var. Şu an, sevgili Ayşenur Yazıcı’nın Son Labotomi’sini, Meleklerle Yaşama’yı ve de üçüncü kez Evrenden Torpilim Var’ı okuyorum...
Beğendiğiniz yazarlar kimler?
Bunun cevabı da en az bir sayfa tutar. En çok amcamla babamı beğeniyorum deyip, kıvırıyorum...
Ne tür müzik dinlersiniz?
Özellikle dinlediğim bir tür yok; Arabesk’ten Caz’a kadar sevdiğim her şarkıyı dinlerim. Ama favorim; eski şarkılar... 1940lardan 1980lerin sonuna kadar sıkı bir arşivim var...
Özürlüler toplumda ne kadar varlar sizce? Onlar için ne yapmalıyız?
Bak işte sen bile özürlü diyorsun, özürlü değil; engelli... Engelliler malesef toplumda neredeyse hiç yoklar, sebebi de devlet... Acil şekilde engelli vatandaşlarımız için birşeyler yapmaları lazım, öyle Taksim Meydanı’na iki engelli tuvaleti koymakla bitmez bu iş, o engelli Taksim’e nasıl varacak esas onu düşünmeliler....
Hiç unutamadığımız bir anınız var mı?
Çok var elbette. Ama ilk aklıma gelen; bir gece kocamla kavga edip, kimseye haber vermeden, cebimde 50 dolarla sabahın köründe Londra’ya gittim; ertesi sabah da döndüm. Aylak aylak sokakta dolandım, sonra Laah’tan annemin bir arkadaşının bir pansiyonu vardı Londra’da; orada karnımı doyurup uyudum, toplasan 24 saati bile bulmayacak bir Londra macerası...
Benim sormayı unuttuğum, sizin eklemek istedikleriniz neler?
Eklemek istediğim tek şey şu; “sen çok özel bir adamsın ve seninle gurur duyuyorum seni seviyorum” Ertan’ım...
Oldukça keyifli bir söyleşiydi, teşekkür ederim...
Benim için de çok keyifliydi; sağ ol Ertan’cığım... Bu arada, tüm Haber3 ailesine sevgiler; bendeki yerleri pek ayrıdır...
NOT: Özürlülük ya da engellilik konusuna bir açıklama getirmek isterim. Şükrü Sürmen’in “BEN-SA-KAT-LAN-DIM” isimli kitabında konu açıkça dile getiriliyor. Şükrü Sürmen; “son zamanlarda Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlarına dayanarak bilim çevreleri Türkçede ‘Disabled’ kelimesini ‘Özürlü’, ‘Handicapped’ kelimesini de ‘Engelli’ ile karşılamaktadırlar. Bunlardan yaygın olarak kullanılanı ‘Disabled’ ‘Özürlü’ dür ve bir sosyal grubu anlatan kelime olarak da ‘Özürlüler’in veya ‘Sakatlar’ın kullanılması dil mantığımıza daha uygun düşmektedir” der ve nedenlerini sıralar. Bana göre ise bu sözcüklerin hangisinin kullanılıp kullanılmadığının bir anlamı yoktur. Özürlü, Engelli, Sakat, Handikaplı vs. gibi sözcükler yalnızca tarif etmek amaçlı varlardır. Ancak BM, Dünya Sağlık Örgütü ve ülkemizin kurumlarınca “Özürlü” sözcüğü kullanılmaktadır. Örneğin: 3 Aralık’ta Dünya Özürlüler Gününü kutlamaktayız. Önemli olan bu sözcükler değil, devletimizin ve toplumumuzun özürlüye bakış açısını değiştirmesi, özürlünün toplumsal faaliyetlere daha çok katılımının sağlanması ve üretken özürlülerin sayısının arttırılmasıdır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
Sevgili Ertan,kısa ve öz sorularla okuyucuyu sıkmadan,kafada soru işaretleri bırakmadan,eveleyip gevelemeden anketini yapmışsın.Sevgili Ayşe Aral'da aynı kalitede cevaplamış.Tebrikler.Bir de özürlü-engelli karmaşasına gerçekçi açıklama getirmişsin.Yıllardır aynı konuyu çevremdekilere açıklamaya çalıştım ben de.Sonu aynı kapıya çıkan kelimelerle oyalanmak yerine yaşamları kolaylaştıracak işler yapmalı.
BeğendimBeğenmedim