Nefise Seda Yanık

Aysun..

Okuyan herkes merak edecek şimdi, kim bu Aysun? Neyin nesi, kimin fesiki onun adına yazı yazıyorum, köşemi ayırıyorum? Onu ben de en fazla sizin kadar tanıyorum desem inanırmısınız? Kadın olmaktan utanmama sebep olan bu kadını, televizyona bakarken, haber kanallarından birinde, bulanık bir resminde gördüm sadece. Kilolu, yemenili ve şalvarlı bir Anadolu kadınıydı kendisi. Görüntülenmemek adına yemenisinin alt kısmıyla ağız kısmını kapatmıştı.

Adam mı öldürmüştü?

Hayır.

Çocuğunu mu kesmişti?

Hayır.

Hırsızlık mı yapmıştı?

Yine hayır.

Böyle olağandışı ve canice bir eylemde bulunduğunu düşünerek bu yazıyı okuyorsanız çok yanılıyorsunuz. Peki nedir yerden yere vurduğum bu Aysun’un suçu?

Bingöl de yaşıyor kendisi. Bundan üç ay önce şiddet görmüş kocasından, gitmiş şikayet etmiş İl Jandarma Merkez Karakol Komutanlığına… Gördüğü kaçıncı şidetten sonra canına tak dedi de gitti şikayet etti, kim bilir. Eşi Gıyasettin ise evinin geçimini kasaplıktan sağlıyor. Şikayet sonrası 3 ay içeri almışlar Gıyasettin Bey’i. Karısını döverek erkeklik egosunu tatmin eden bu beye, aynı kadın tarafından hapse attırılmak pek ağır gelmiş olsa gerek. Üç ay boyunca koyunları, kuzuları nası kestiğini düşünerek, aynı işlemleri Aysun’un üzerinde denemeyi hayal etmiş olacak ki, çıkar çıkmaz kadını aldığı gibi bir dere kenarına götürüyor. Ve kulağıyla burnunu kesiyor kadıncağınızın. Artık ne kadar kesti, o organlardan kopan oldu mu o kadarını ben bilemiyorum! Benim bildiğim 7 aylık hamile bir kadının kulaklarıyla, burnunun kesildiği.

Olay sonrasında, kocasından şikayetçi olup olmadığı sorulduğunda “Şikayetçi değilim” diyor Aysun. Şikayet etse tekrar hapis cezası giyecek halbuki kasap koca. Neden şikayetçi değilsin diyorlar, verdiği cevap:

“Karı koca arasına kimse girmesin, biz kendi aramızda hallederiz” oluyor.

Koca serbest, kadını alıyor ve eve gidiyor. Böylece şiddet gören bir kadının, kocasını adalete şikayet edebilme gibi bir özgüven göstermesinin bedeli, kulakları ve burnuna mal oluyor. Ve bu iki akıllı o kadar bilinçsizler ki üç engelli çocuktan sonra, Aysun hanım karnında muhtemelen yine engelli olan dördüncü çocuğunu taşıyor. Dur demiyorlar. Olmadı demiyorlar. Bu da öyle olur demiyorlar, biz öldükten sonra kim bakacak bu gariplere demiyorlar!

Ahhh Aysun Ahhh diyesi geliyor insanın… Senin de suçun yok ki…

Yıllar önce çalıştığım yere bir hanım gelmişti. Yine şalvarlı bir anadolu kadını. Ağlamaktan gözleri şişmiş, yüzünde yaşının çok üzerinde derin çizgilere sahip bir hanım. O zaman biz bir sağlık merkezinde ücretsiz hizmet veriyorduk. Baktım bir köşe de ağlıyor.

Nedir derdin diye sordum, anlatmaya başladı…

Oniki senelik evliymiş kendisi, çocuğu olmuyormuş. Bu yüzden hergün kocasından dayak yiyormuş. Kayın validesi ve kayınpederi sürekli kendisini aşşağılıyorlarmış. Ailesinin evine gitmiş, kabul etmemişler! Kocanın evine geri dön demişler. Dönmüş evine ama kaç geceyi sokakta, dayak yemiş bi halde geçirdiğini bile hatırlamıyor bu kadıncağız. Gidecek yeri yok! Okuması yazması yok! Ailesi yok! Hiç bir şeyi yok anlıyacağınız, yalnız derin bir keder ve umutsuzluk…

Şimdi anlatınca size sığ gelecektir, sanki çok sıradan bir hikaye anlatıyormuşum gibi sevgili okurum. Öyle ya çok var ülkemizde böyle kadınlar. Fakat ben o yalvaran bakışları, o yüz çizgilerine nakşetmiş mutsuzluğu ömrüm boyunca unutamam. Kendisine yardımcı olmak için çok uğraştım, fakat o zamanki şartlar ve imkanlar dahilinde maalesef gücüm buna yetmedi….

Aysundan bahsederken neden bu hikayeyi de araya sıkıştırdın diyebilirsiniz. Aysunlardan bahsediyorum aslında ben...

İnsan muamelesi görmeyen, cinsiyetleri yüzünden doğumlarına üzülünülen, saygı görmeyen, okuma yazma öğretilmeyen, küçük yaşta kocaya verilip, çocuk doğurmak ve hizmetçilikten başka bir işe yaramadıkları düşünülen aysunlardan bahsediyorum. Dayak yiyen, kimi zaman gecelerini dışarıda soğukta geçirmek zorunda bırakılan ve erkeği tanrı kabul eden zihniyetin esiri olan aysunlardan bahsediyorum.

Kızıyorum Aysun sana, o çocukları doğurduğun, o kocayı affettiğin, o dayakları yediğin için kızıyorum. Ben de kadın olduğum için kendimi senin yerine koyuyorum ve üzülüyorum çünkü. Ne kadarını hissedebilirim bilemiyorum acının ama hissettiğim kadarı canımı yakıyor.

21. Yüzyılın Türkiyesin de hayvan muamelesi gören kadınlar görmek istemiyorum ben ülkemde. Okuyan, çalışan, saygı gören ve haklarını savunabilen kadınlar görmek istiyorum. En azından bir yere gitmek istediğinde otobüsün üzerindeki numaraları okuyabilen kadınlar görmek istiyorum.

Ama o kadınlardan önce öyle aileler görmek istiyorum ki, kızını oğlundan ayırmasın, kızının hayata daha zayıf başladığının farkında olsun ve ona göre daha güçlü eğitsin yavrusunu. Okutsun, ayaklarının yere daha sağlam basmasını sağlasın, kendisine saygı duymasını öğretsin ve bir gün çaresiz dönüp geldiğinde; senin yerin kocanın yanıdır deyip kapamasın kapıyı yüzüne.

Söylecek o kadar çok şey var ki sevgili okurum, fakat daha fazla uzatmak istemiyorum.

Eğitim ve öğretim hayat demektir. Fakat önce kendimizi geliştirelim ki, çocuklarımız da ilerde insan muamelesi görebilsinler.

Sevgiyle kalın…

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS