Müthiş bir fotoğraftı...
Generaller, amiraller, albaylar, kurmay subaylar yüzlerini seyirci sıralarına, sırtlarını mahkeme heyetinin bulunduğu bölüme dönmüş, gözleriyle yakınlarını, eşini, çocuğunu, arkadaşını arıyordu... O eşler, o çocuklar, o arkadaşlarsa, on metre kadar uzakta, seslerindeki, gözlerindeki özlemi, acıyı bastırmaya çalışarak ve hatta gülümseyerek hasret gideriyorlardı... Dokunamıyor, sarılamıyor, kucaklaşamıyorlardı, çünkü aradaki on metreyi Silivri muhafızları koruyordu...
- Balyoz davasında öğlen arasıydı...
Sırtımı izleyici tribününe dayamış, asla hafızamdan silinmeyecek bu tabloyu izliyordum. Yanımda her nasılsa dışarda kalmış sivil giyimli subaya en azından ön sırada bulunanların isimlerini bilip bilmediğini sordum.. Hemen tümüyle birlikte görev yaptığını söyledi ve saydı:
- Bakın en soldaki Tümamiral Soner Polat. Koyu renk ceketli Koramiral Feyyaz Öğütçü. Şu uzun boylu olan Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, Kardak’a çıkan SAT komandolarından... Hemen yanındaki Tümamiral Cem Gürdeniz. Şurada elini sallayan Tümamiral Semih Çetin... Deniz Kuvvetleri Silivri’de konuşlanmış diye düşündüm!..
***
Davaya gelince...
Her Türk yurttaşının en az bir kez izlemesi gereken bir söz ediyorum. Duruşmalar herkese açık. Kimliğinizi verip, izleyici kartınızı alıp kolaylıkla izleyebilirsiniz. Tabii, İstanbul’a 95 kilometre uzaklıkta, bozkırın ortasındaki Silivri kampusuna ulaşabildiğiniz takdirde!.. Duruşmaların her saniyesi üzerinizde şok etkisi yaratabilir, hazırlıklı olmanız lazım. Gerçi ben hazırlıklıyım da ne oluyor, orası ayrı konu!.. İşte Balyoz duruşmasında söz alan bir subayın sözleri:
- Yurtdışı görevim sırasında hakkımda yakalama emri çıkarıldığını basından öğrendim. Hiçbir tebligat almamama karşın yıllık iznimi alarak geldim. Bana yöneltilen suçlama, Balyoz darbe planı ek A belgesinde “darbe sırasında yararlanılacak personel” listesinde adımın yazılı olması. Ama bu mümkün değil çünkü ben o tarihte henüz Harp Akademileri 2. sınıf öğrencisiydim!..
Şimdi, burada ne beklersiniz? O subayın derhal tahliyesini, hatta verilen zahmetlerden, çektirilen sıkıntılardan dolayı bir de gönlünün alınmasını, değil mi?.. Çok beklersiniz, o subay tutuklandı!.. Bu durumun gayet farkında olan avukat Celal Ülgen, farkındalığını mahkeme heyetine olanca açıklığıyla şöyle anlatıyordu:
- Mahkemelerde tıpkı bankamatik kartı gibi redmatik kartı kullanılmaktadır! Biz itirazlarımızın daha yapılmadan reddedildiği hissine kapılmış durumdayız. Güvenimiz kalmamıştır...
Duruşmada anlatılanlar, yaşananlar, bu sütunun boyutlarını binlerce kez aşar!.. Ben yalnızca küçücük bir kesitini aktarabildim. Ancak, neredeyse her konuştuğum insanın, neredeyse aynı sözcüklerle ve içleri burularak söyledikleri şu sözler herhalde tarih babanın not defterinde yerini alacak:
- Hiçbir şey, silah arkadaşlarımızın, komutanlarımızın adeta ortadan yok olması kadar koymadı...
Ve bu yaşananların, anlatılanların hiçbirini gazeteler yazmadı...
- Ey vicdan...
Bir Yurtsevere Mektup (105)
Sevgili kardeşim Balbay, senin, Tuncay’ın ve bazı Ergenekon davası sanıklarının seçimde aday olacağı haberleri birilerini, bazı çevreleri fena halde ürkütmüşe benziyor!.. İpe sapa gelmez yazılar çiziktiren yanaşmaları saymama gerek yok, tıynetlerinin gereğini yerine getiriyorlar. Ama dün Sedat Ergin’in yazısını büyük bir hayret ve üzüntüyle okudum. Balyoz ve Ergerekon davaları üzerine onlarca yazı yazmış, şüphelerini açıkça dile getirmiş bir gazetecinin yazacağı bir yazı değildi. Sizlerin milletvekili seçilmeniz Türk siyasetine hâkim olmasını arzu ettikleri standartlar bakımından çok arzulanan bir durum değilmiş... Bu standartları seninle tek kişilik hücrende birkaç saat tartışabilse ne derdi çok merak ediyorum! Sedat yazısının sonunda “seçime Ergenekon gölgesi düşürecek” böyle bir durumu Kemal Kılıçdaroğlu’nun iki hatta üç kez düşünmesini de tavsiye ediyor... Sedat, bu süreç içinde yazdıklarından utanacak mı, bilemiyorum. Ama sizlerin, sonuna dek sarsılmadan yürüyeceğinizi biliyorum. Bir partiden ya da bağımsız ama mutlaka...