• Haber3 FaceBook
  • Haber3 Twitter
  • Haber3 Friendfeed.com
  • Haber3 RSS
  • IMKB
  • 54.810
  • Dolar
  • 1,8425
  • Euro
  • 2,3065
  • Altın
  • 619,17
  • Ankara : 10 °C
  • İstanbul : 15 °C
  • İzmir : 13 °C
  • Adana : 16 °C
  • Antalya : 15 °C
  • Diyarbakır : 10 °C
KAYSERİ'DE EMNİYET'E BOMBALI SALDIRI
Açlık sınırı asgari ücrete fark attı
Polis 2. aracın peşinde !
Terörist kamerasından PKK kampı
Yazıyı küçült/büyüt :Yazıyı küçültYazıyı büyüt

Banu Güven Olayı ve Apaçık Bir Mektup Taslağı

Neslihan Yalman

1) Bu yazıya;

Banu Güven’i göklere çıkartarak, aşağıda ezilenleri görmeyenlere ve işlerine gelen ‘azınlığı’ sahiplenip, diğerlerini tukaka etmeye çalışanlara, 

Kendi fantezilerini fantezi, deliklerini delik ve pipetlerin pipet sayıp Hilal Cebeci karşısında namus bekçisi ve aseksüel kesilenlere, 

Ayşe Özyılmazel’e cephe alarak; daldan dala konanlara, sevdiği adamın/kadının daha önce ya da o anda kiminle birlikte olduğunu takmayanlara, başkasının ilişkisi hakkında dedikodu yapanlara, arabozuculara, yuva yıkıcılara, arkadaşının sevgilisini ayartanlara, internette evli/sevgilisi olan adamlarla/kadınlarla yazışanlara, tekeşli/ tek eşeyli olmayarak tekeşliliği ve evlilik kurumunun kutsallığını savunanlara 

özel bir teşekkür ederek başlayayım dedim. 

2) Konu Banu Güven olayı açısından daha kapsamlı, önemli ve ciddi olduğu için, yazıyı onun başına gelenleri savunanlara ve bunu yaparken kraldan çok kralcılık yapma yanılgısı içine düşenlere adamak istedim. 

‘Bizden Olmayan Ondandır’ 

Hayatımızın birincil ve biricik olayı, Banu Güven’in işten çıkartılması oldu. Sürekli öküz altında buzağı aranılırsa ve 'şunu yaptığı için mimlendi; bunu yaptığı için uzaklaştırıldı; birilerinin nasırına bastığı için atıldı' gibi söylemler havalarda uçuşursa nasıl sağlıklı düşünülebilir? Kimin ne dediği, neyi savunduğu bile belli olmuyor. Oradan buradan toplanan enformatik ifadeler ve saldırgan, imla hatasıyla dolu yorumlar sağa sola çarpıp, geri dönüyor. 

Büyük(!) bir hak talebi içindesiniz; ama dili hep ötekileştirerek, öfke kusarak kuruyor ve karşı tarafa sağır kesiliyorsunuz. Sadece haklı olan sizsiniz, sizin seçtikleriniz, sizin gruplarınız. Suyun öte yakası işinize gelmiyor yahut bazı konuları önemli bulmuyorsunuz. Ya hiddetleniyorsunuz ya dinlemiyorsunuz ya da görmemeyi tercih ediyorsunuz. Böylesi dar çerçeveli hak savunuculuğu olmaz! Bu şekilde, -olumsuz eleştiri oklarına tuttuğunuz- karşı taraftan farkınız mı kalıyor? 

İnternetten ahkâm keseceğinize; gidersiniz Banu Güven sevenler derneği kurarsınız, NTV'ye siyah çelenk gönderirsiniz, toplanır kanal önünde protesto gerçekleştirirsiniz veya konu hakkında nitelikli, yapıcı yazılar yazarsınız. Velhasıl, kamuoyunu harekete geçirirsiniz. Ben artık mesaj kutuma gelen 'sen de boykot et, yoksa seyirci kalırsın; sen de boykot et, yoksa devlete arka çıkarsın; sen de boykot et, yoksa bizden değilsin' mantığıyla dolu emir kipi soslu cümlelerden sıkıldım kardeşlerim. Boykot kelimesinin yarattığı kolaycılıktan da sıkıldım. Evde otur, seviş, ye, iç, yat! Doğanın ve devletin nimetlerinden yararlan! Canın sıkılınca, boykot et! Tam bir buhran hali! 

Madem, Hz. İsa'lığa soyunma niyetindesiniz sevgili insan hakları havarilerim! Madem, havariliği aşan sözcükler ediyorsunuz. Madem, peygamberliğe oynuyorsunuz. Madem; artık iktidarın sizin elinizde olmasını istiyorsunuz, mücadelenizi sürdürmeye çabalıyorsunuz, paradigmaları siz kuruyorsunuz ve yüzde yüz(!) haklı olduğunuza inanıyorsunuz. O zaman bu işler oturarak, bilgisayar başında olmuyor. Ellerde dövizlerle Taksim'i turlayarak da yapılmıyor. Gerektiğinde derinizin yüzülmesine, çarmıha gerilmeye ve (büyük) acılar çekmeye hazır olacaksınız. Ya kahramanlığı sırtlanacaksınız ya da haddinizi aşan ifadeleri belirtirken, bir kez daha düşüneceksiniz. Ya olumsuz şekilde eleştirdiğiniz şeyi siz de yapmayacaksınız ya da eleştirirken bir parça daha dikkatli olacaksınız. 

Artık pasif söylemlerin ve ‘facebook’ ortamındaki 'beğen' (‘like’ diyelim, daha çok rağbet görüyor) butonlarının yerine yeni çözümler üretin, lütfen! Kapsayıcı olun. Düzeyli, entelektüel ve yeniden yapılandırıcı şekilde eleştirin. Gerçekten aktif hale gelin. Her an sokakta cirit atmaya hazır; -pankartları ve sloganları beylik- aktivist ruh hallerinizden biraz sıyrılın. Ezilen -sizin tabirinizle- azınlığın yanında, diğer ezilenlerin de haklarını koruyan yapılanmalar içinde yer alın. O yapılanmayı özgün bir şekilde siz yaratın. Refleks göstereceğinize, oturup biraz düşünün. Planlı davranın. Milliyetçisi de, liberali de, sosyalisti de, feministi de, Banu'su da, Kezban'ı da, Keje'si de içinde... Ezilmenin Ööööö(ğğğğğ)-tekisi bu kadar keskin olmaz, olAmaz; bu kadar kolay yaratılAmaz, ayrıştırılAmaz! Hepimiz gündelik hayat içinde defalarca ve farklı şekillerde eziliyoruz. Elimize fırsat geçtiğinde de, ilk iş bizi ezeni eziveriyoruz. Ama, -sözde- kıblemiz insan!.. 

Bu arada, işten çıkarılma meselesinin sadece Banu Güven etrafında şekillenmesini/tartışılmasını tam bir İstanbul kendini beğenmişliği ve rahatlığı olarak telakki ediyorum. Ayrıca; Türkiye koşulları açısından bakıldığında, bunu bir perspektifsizlik olarak algılıyorum. TEKEL işçileri başta olmak üzere, Türkiye'nin muhtelif yerlerinde binlerce işçi işten çıkarılmakta yahut sendikaya üye oldukları için tehdit edilmekte... Merdivenaltı çalışanlarının bezginlikleri ortada... Kadınlar, çocuklar şiddete uğramakta... Yaşlılara huzurlu ortamlar yaratılması konusunda sıkıntılar çekilmekte... Başörtüsü problemi hâlâ karşımızda durmakta... Engellilere ait yaşam alanları bulunmamakta... Gaziler maaş sıkıntısı yaşamakta, unutulmakta... Travestiler dövülmekte... Namus(!)/töre cinayetleri işlenmekte... Aşiret beyleri ohhhhh ne güzel kıvamında keyif çatmakta... Üniversite kredileri öğrencilerin başlarını yakmakta... Eğitimde üst üste skandallar patlamakta... Bırakın NTV'yi; diğer kanallarda da sigortasız, üç kuruşa adam çalıştırılmakta... Niçin tutuklandıkları kendilerine açıklanmayan gazeteciler bulunmakta... 

Madımak vahşeti; birileri tarafından Hrant Dink'e reva görülen (erken) ölüm; Ermenilerce işkenceye maruz kalan Türkler’in kemikleri; Srebrenica katliamı çerçevesinde Boşnaklar’ın görmezden gelinme ya da Dağlık-Karabağ kavgası çerçevesinde Azeriler’e sessiz kalınma durumu; yerlerinden edilen Romanlar; 6-7 Eylül cinnet olayları; verilen şehitler; bulunan kemikler/asit kuyuları; hapishanelerde uygulanan işkenceler; (sağ, sol, başbakan, direnişçi) darağacına götürülenler; cepleri dolu ve altları kuru Sabetayistler, tinerci sokak çocukları, kendilerine alternatif sunulmayan Apaçi gençlik, 28 Şubat mağdurları, başörtülü kızların götürüldüğü ikna odaları; her taşın altında bir Ergenekon parodisi; Cumartesi ve şehit annelerinin yürek yangınları ortada… 

Hayli büyük ve postmodern bir tablo değil mi? Böylesi bir ortamda kişinin postmodern olmaması mümkün değil ki! 

Her şey ORTAYA KARIŞIK olarak ortada!.. Vatandaşlıktan çıkarılan mücadeleci aydınlar, sanatçılar; yine kimi kesime kör kalmayı tercih eden eleştirilemez, dokunulamaz yurdum aydınları… Hepsi birlikte burada!.. Sinemalarda!.. 

Hepsi bu ülkenin bir parçası, bir olayı, bir oluş hali… Üstelik, hepsi de haklı… Çoooook haklı… İster beğenin, ister beğenmeyin tanımımı: Burası çift ruhlu, kendini bilmez, karşısındakini haşlamayı ve harcamayı seven insanlar ülkesi… Bir şey yapmayıp, yapanı da gırtlaklama fantezisi taşıyan kem gözlüler milliyeti… Çıkarıma ters gelirse kabul etmem; tasavvufu severim, ama içinde insan olmasın; İslam kötüdür haydi gelin kilisede mum yakalım cenneti… Benden olmayanı ancak benden olursa severim birliktelikleri… Bana ekmek, toprak, özerklik verin; aman canımmmmm siz isterseniz atın kadehleri elinizden bin parçaya bölünün zihniyeti… Küfür, olumsuz eleştiri ve ayak kaydırma teknikleri açısından bulunmazlık cenneti… 

Aşık olunca ezilmeyi, cinsiyeti ve kimliği unutuveren, mücadelesi genelde yatakta biten, ailesinden kimi gerçekleri gizleyen, iki kişi bir yerde oturunca üçüncüyü çekiştiren, mahalle baskısına uğrayıp kendi mahallesini kuran insancıklar potansiyeli var bu ülkede. Dolu dolu… Kaynıyor! Daha neler var, neler var! Maydanozlu köfteler… Ne çelişkiler, ne çelişkiler… 

‘Türkiye’ye hoşgeldiniz!’ yahut ‘Welcome to Turkey, Turkiye, Hindi Gibi Kabaranlar Cumhuriyeti!’… Bu, ne hoş bir seramoni… Ne hoş bir ziyaret… Ne boş bir muhabbet… 

Bakın! İlk kural şu: Burada hepimiz insanüstü varlıklarız. Siz insan görünümümüze aldanmayınız. Her yaptığımız, her savunduğumuz doğrudur bizim. Hiç olur mu yanıldığımız canım! Kusurluysanız burayı hemennnnn terk edin! 

Hunhariyet, Ortaçağ, Takip, Zallâm, Lakayıt vd… Anlamadınız değil mi? Siz Yazıya Devam Edin, En İyisi!

Benim tek bir yazar, tek bir gazete okumam mümkün değil. Kusura bakmayın. Salt bir tarafın arkasına sığınmam ve diğer tarafa yapılan haksızlığı görmemem mümkün değil. İsterseniz, ‘ortacısın’ deyin. ‘Biraz sağcı mağcısın; ne ayak?’ diye çıkışın. Ama, üzgünüm!.. Evet, ortadayım. Ne sağdayım, ne soldayım. Araftayım. Her yapılanmanın kendisini rahat hissedebileceği, herkesin dilini rahatça konuşabileceği, kaliteli eğitim alabileceği ve düzgün bir maaşa sahip olabileceği bir ulus düşlüyorum. Başka işim yok ya!..

Ulus düşlemek, birliktelik istemek sağcılıksa ve federatif yapı, yerel özerklik, self-determinasyon vb. söylemler solculuksa amenna… Sağcıyım. Fakat; Kürt’ü de Türk’ü de, fahişesi de şarkıcısı da her kesimden ezilene sızlayan bir vicdanım var Allah’a şükür. Onu kaybetmedim. İnsan-lık varoluşu üzerinden adım atmaya gayret ediyorum. Nazım Hikmet okuyorum, Ahmet Kaya dinliyorum, ekonomi-politik açıdan refahçı ve eşitlikçi bir toplum düşlüyorum. Bu açıdan dünya dilinde solcuyum. Değil miyim? Hııııı? Beğendiremedim mi kendimi? Zaten, bu ülkede kime tam olarak beğendirmeniz mümkün ki kendinizi? 

Hatasızlığı katiyen kabul etmiyorum. Çamurdan yapıldığımıza inanıyorum. Benim de hatalarım olabilir. Özeleştiri yapıyorum ve karşıt görüşe de açık olmaya çalışıyorum. Ama; artık bana saldırılmasına, kişinin kendisini görmeden hoooooppppp beni görmesine ve elektronik postalarımın/mesaj kutularımın ve en önemlisi fikirlerimin taciz edilmesine dayanamıyorum. 

Canım isterse, yok yok canım isterse değil, bir zorunluluk olarak sağ gösterip sol vuruyorum. Sol gösterirlerse, sağ vuruyorum. Çünkü, bu ülkenin aciz bir kuluyum. Kimin salt sağcı ve büyük solcu olduğunu da bilmiyorum. At babam, at! Retorik yap babam, yap! 

En azından ben elimden geldiğince açık ve dürüst olmaya çalışıyorum. Acı merkezli düşünmeye, tek açıdan bakmamaya ve uzlaşmaları konuşmaya çalışıyorum. Fakat; asla toprak ayrımını, bölgesel parçalanmayı ve insani farklılıkların düşmanlığa dönüştürülmesini istemiyorum. Dolayısıyla; Banu Güven'e yapılan bir haksızlık varsa, onu da kınıyorum. Ama, yetkili kuruluş ben değilim. Ama, tek ayrımcılığa ve haksızlığa uğrayan da Banu Güven değil. 

Bu, azınlık-çoğunluk çerçevesinde incelenebilecek bir sorun da değil. Çünkü; yapısal olarak bu ülkede olanlar tek bir cemaate, tek bir derin devlete, tek bir örgüte, tek bir insana, tek bir STK'ya, tek bir yapılanmaya, tek bir siyasi partiye ait değil. Hepsi iç içe... Olaylar ayrışık, homojen ve ohhhhh işime geldi şeklinde görülebilir mi? Sadece sizin acınız, sizin insanınız, sizin cemaatiniz, sizin etnik kimliğiniz, sizin cinsel tercihiniz başat tutulabilir mi? 

Sonuçta, ülke NTV İmparatorluğu'ndan ibaret değil güzel kardeşlerim. Dedim ya; haksızlığa uğrayan da bir tek Banu Sultan değil!

Son sözü söylemeyen bizden değildir!

Üç motto; 

1) Filler kavga ederken, olan çimenlere olur.

2) Yumurta mı Türkiye’den çıkar, Türkiye mi yumurtadan?

3) Azınlık ve çoğunluk mantalite olarak aynıdır. Yalnızca, niceliksel olarak ayrıdır. Bu yüzden, tokuşan yumurtalar şeklindedirler. Anlayacağınız, Türkiye yumurta kokuyor! 

Bu yazı toplam 1171 defa okunmuştur
    * Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
  • Ertan Sartanmisafir23 Aralık 2011 Cuma 15:50

    Özet geç ...

    BeğendimBeğenmedim
Yazarın Diğer Yazıları
MANŞETLER
Köprüyü uzmanlar incelendi !Dünyanın en şaşırtıcı 7 deniz canlısıKilo vermenin en kolay yoluKaza sonucu keşfedilen icatlarYanlış uygulama sizi sakat bırakabilir !Saç dökülmesine karşı kesin çözümTTNET, YALIN NETLİMİTSİZ PAKETO balkonlarda çocuklar vardı...İran'dan şok İNCİL açıklamasıEgemen Bağış: Oğlum bak git !
FIRSATLAR
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.

Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim