Burcu Demir

Başımıza saksı düşse mesela...

Orhan Pamuk'un eserlerinde sıklıkla işlediği bir konudur; kilometrelerce uzakta bir merkezin varlığı...

Hiçbirimizi içine tam manasıyla dahil etmeyen lakin her birimizi dizayn etmekten geri durmayan; Başımıza gelen iyi ya da kötü her gelişmede az ya da çok payı olan; Ne yapacağımıza müdahale edemese bile ne yapmayacağımıza her daim karar veren nafile bir eksen...

Konuya Orhan Pamuk'la girmiş olmam yanlış anlamalara yol açmasın!

Bahsi geçen mevzu, entellektüeller arasında süregelen bir tartışmadan ibaret değil.

Her kesimden insanımızın dünyasında karşılığı olan bir algıyı ele alıyorum bu hafta.

Neden diye sorarsanız; Gezi Parkı odaklı eylemlerden bu yana mevzuyla ilgili iki uç tavrın ortaya çıktığını gözlemliyorum.

Bir yanda dış mihrakların ülkeyi dizayn etme ihtimali üzerine saatlerce siyaset yapanlar, diğer taraftaysa 'Başımıza saksı düşse mesela... Yine eloğlundan mı bileceksin?' diyerek, bir hışım onları susturanlar...

Kobane vesilesiyle tekrar gerildiğimiz şu günlerde 'önyargılarımızı rafa kaldırarak düşünmeyi denesek' diyorum...

Uluslararası konjonktürün savaş ihtimaline odaklandığı bir süreçte, belli başlı çatışma alanlarının yanı başında konumlanmış hangi ülkede, sokaklar saatler sürmeksizin hareketlense; devlet bunu 'kendiliğinden olmuş bir gelişme' şeklinde nitelendirme yoluna gitmez.

Gitmemelidir.

Nitekim eylemler detaylıca incelendiğinde önceden planlanmış bir senaryonun izlerine rastlamak epey kolaylaşacaktır ki Gezi Parkı konulu protestolar boyunca kesilen tüm trafik cezalarının tek elden ödenmesi bile fazlasıyla tatmin edici bir kanıttır.

Diğer yandan; siyasetin provake, ekonominin de manipüle edildiğini ispatlamak hükümetin üzerindeki tüm sorumluluklardan kurtulmasına olanak vermez.

Üzerine provakasyon tohumları ekilecek hiçbir mecra bırakmayana dek tüm yöneticilerin kendilerini sorgulaması gerekir.

Yine yanlış anlaşılma olmasın.

'Provakasyon tohumları ekilecek mecra bırakmamaktan' kastım eylemlere katılanlara en ağır yaptırımları uygulayarak gözlerini korkutmak değil, her birini yeniden kazanmak adına çaba göstermek.

Örneğin, Gezi Park'ında Aleviler ön sıralarda yer aldıysa, demokratikleşme süreçlerinin niye kendilerini kapsamadığını  sorgulayarak hükümete karşı tepkisel bir duruş benimsemiş olabilirler. Dolayısıyla, #DirenGezi mevcut birikimi dışa vurmanın olağan vesilesine dönüşmüştür.

Aynı şekilde Güneydoğu'da açılım sürecinin bugüne dek kazanmayı başaramadığı Kürt vatandaşlar mevcuttur ki Kobane çatışmaları başlar başlamaz bölgeyi hareketlendirmek uzun sürmemiştir.

Diğer yandan, hala inanmak istiyorum ki mevcut hükümet için zor değildir; söz konusu kesimleri kutuplaşmadan uzaklaştırarak uzlaşmanın tarafına çekmek ve benzeri senaryoları yeniden sahnelemek isteyenler için uygun hareket alanları bırakmamak...

Uzun lafın kısası; siz siz olun; en kanlı cephelere komşu bir coğrafyada yaşamak durumundaysınız; dahası dolar ve Euro'nun Asya'dan Avrupa'ya aktığı  güzergahta konumlanmış bir devletin vatandaşıysanız ( ya da ortaokul tarih kitaplarında öğretildiği şekliyle; doğu ile batı arasında bir köprü görevi görüyorsanız) başınıza düşen saksıdan da ayağınıza takılan taştan da şüphe duyun. Lakin sizi tökezletmek isteyenlerin önüne, o saksı ve taşları dizme fırsatını, tepsi içinde sunmamaya da özen gösterin!

Şu sıralar siyasi tartışmalara sıklıkla konu olan  din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde öğretildiği üzre; 'önce tedbir, sonrasında illa ki tevekkül!'

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS