Türkiye’de bir kesim İngilizce’yi anadilinden önce hatmetmeyi, vizyona giren filmlerin Türkçe uyarlanan isimlerini değil de, İngilizce isimlerini telaffuza soyunmayı, Türk müziğine burun kıvırmayı ve Hollywood yıldızlarının hayatlarını ilgiyle takip etmeyi kendine vazife edinir oldu.
Türkiye’de bir kesim Arapça’yı pür uhrevi (İslami) bir dil sayıp, Arap alfabesiyle Kur’an alfabesi tanımlarını birbirine karıştırmayı, üstünde Arapça kelimelerin olduğu ipek başörtüleri takmayı ve gösteriş yapmayı adet edinir oldu.
Savaş da, bu iki kesimin ayrı gibi görünüp, aynılığının ortaya çıktığı noktada patlak verdi. İngilizce ve Arapça’nın, batılılaşmanın ve şarklılaşmanın, Nutuk’la Kur’an-ı Kerim’in, Atatürk’ün özlü sözleriyle Hz. Muhammed’in (S.A.V) hadislerinin karşılaştırıldığı gereksiz bir savaştı bu.
İki kesim de, Türkiye’nin, Türkiyeliliğin, Türk kültürünün, kültürün ve aidiyetin çok uzağındaydı. Ontolojik kopuşlar vardı. Herkes buhrandaydı. Bu yüzden, birbirlerine kılıç çekseler de aynı güzergâhta yol alıyorlardı. Bu iki kesim… Karşılıklı sövüp sayan, ama birbirleri olmadan da yaşayamayan, bazı huyları farklı kardeşlere benziyorlardı.
Bu kapışma yetmedi. Hiç yeter mi!.. Şimdi de; koca ülkeyi yöneten hükümet, orduyla ve hukukla karşı karşıya geldi. Polisin içinde dinci kadrolaşmalar var denildi. İnanç, etnik kimlik, demokrasi, anayasa vb. her şey iç içe geçti. Karman çorman oldu. Ülke, dibinden yüzeyine doğru kokuştu da kokuştu!.. Herkes kendi pisliğini öbürüne fırlatayım derken, bu pislikler toplamının kokusundan durulamaz oldu.
Ortalığın çöplüğe, lağıma, yangın yerine dönüştürüldüğü ve vatanını seven her insanın etinin kızgın ateşlerde cayır cayır yandığı noktada, benim gündemime Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu’nun tespitleri oturdu.
Kendisini tanımayanlar için kısaca tanıtmakta yarar var. Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, tıp ve psikiyatri alanlarında iyi bir eğitim almış, ‘İslami sol’ diye bir görüşü ortaya koymuş, bu yönde parti kurma denemesine bile girişmiş, daha sonra Saadet Partisi’ne geçmiş, AKP’den gelen teklifi reddetmiş özel bir isimdir. Cem Somel’le birlikte ‘Doğu’ dergisini çıkarmaya ve ‘Fikir Zamanı’ adlı internet portalında köşe yazılarını yayınlanmaya devam etmektedir. Prof. Dr. Mete Gündoğan’la birlikte, Saadet Partisi’nin önemli beyinlerinden biri olarak ismi zikredilmelidir.
Peki ne demiş Bekaroğlu?
28 Şubat 2010 günü Akşam gazetesinden Utku Çakırözer’in yaptığı röportajda, Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu önemli saptamalarda bulunmuş. Öncelikli olarak dikkati çeken nokta, daha önce gazeteci Yiğit Bulut’un da yaptığı bir saptamaya dayanıyor.
Bekaroğlu, AKP’nin ve İslami kesimin mağduriyet söyleminin bittiğini, didişen iki tarafın da güçlerinin eşit olduğunu ve 28 Şubat mağdurlarının aynı taktikle karşı tarafa psikolojik savaş uyguladığını belirtmiş. Kanı kanla yuğmak durumu, anlayacağınız bu yaşanılanlar Hammurabi oyunu…
Bu yönde; iktidardakilerin, zamanında kendilerine yapılanların aynısını karşı tarafa (ötekine) uyguladıklarını, bunu da dışarıdan destek alarak yaptıklarını ve başörtülü bir kadının gıcır gıcır jipiyle durakta bekleyen diğer başörtülü kadına su sıçrattığını eklemiş.
Erdoğan’ın padişahlıkta Necmettin Erbakan’ı geçtiğini, Erbakan’ın en azından başkalarının fikirlerini sabırla dinlediğini, ama Tayyip Erdoğan’ın kimseyi dinleyecek sabrının bulunmadığını ve kendisini 3. Abdülhamit gibi gördüğünü vurgulamış.
Çıkarılacak ilk sonuç
Anlayacağınız, artık İslami kesim % 100 mağdur değildir. Aynı oranda, mağdur da edendir. Bu durumu kendilerine yakıştıramadığımı ifade etmek isterim. Zira, düşman olarak gördükleri ve daha dünyevi yaşadıklarını düşündükleri kesimin Allah ve İslam adına iyi davranmak, kötülükleri affetmek, hoşgörülü olmak gibi iddiaları yoktur. Hz. Muhammed’in yolundan gidelim, onun gibi yaşayalım gibi dertleri de pek bulunmaz. Saygı duymak lazım...
Fakat, İslami kesimin iyilik yaparak yaşamak, Allah rızası için yardım etmek, kin tutmamak, harama el uzatmamak gibi ağır ve ıstırap verici ontolojik dertleri vardır. Bu dertler çoktan unutulmuştur. İslam nitel özelliklere büründürülerek saça, başörtüsüne, sakala, badem bıyığa, gül suyuna, hacı yağına, misvağa, ebruya, hat sanatına ve ney üflemeye indirgenmiştir. Yedi cihanın dini bir kapsüle sıkıştırılmış, yutulmaya çalışılmaktadır.
Şüphesiz ki, yukarıda sayılan nicel durumlar da olacaktır. Fakat, bunun dozu iyi ayarlanmalı, çok kaçırılmamalıdır. Bir başkasına dikta edilmediği, gönül kırılmadığı ve nazik olunduğu sürece herkes İslam ontolojisini gönlünce yaşayabilir. İnsanlıkla insanüstü alemler arasında mistik gönül köprüleri de kurabilir. Önemli olan karşıdakinin hisleriyle oynamamak, gözyaşlarıyla alay etmemek, acısına gülmemek ve kabalaşmamaktır. Acımasızca etini yememektir düşenin. Oyun, insani kurallar dahilinde oynanmalıdır.
Tehlike çanları, İslami kesimin kendi ağacını baltaladığı ve kendi topuğunu vurduğu noktada çalmaktadır. Dolayısıyla, Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu’nun altını çizdiği gibi, ekonomik uçurum azaltılmaya çalışılmalı, komşusu aç yatan devlet bakanı tok yat(a)mamalıdır.
Türkiye’nin hemen hemen her ilçesinde, köyünde, kasabasında kimsesiz hayvan barınakları, çocuk parkları, engelliler için özel kaldırımlar, kadınlar için güvenli yürüyüş alanları, şiir ormanları, bolca aş, huzur ve sığınma evleri kurulmalıdır. Dertlilerin dertleri sorulmalıdır. İnce düşünülmeli, sulu ve retorik ağırlıklı siyasi biber gazının halka sıkılmasından vazgeçilmeli ve şehir mimarileri herkesin ihtiyacı düşünülerek oluşturulmalıdır.
Hiç olmazsa, insanların yüzlerinde küçük bir tebessüm, dillerinde tatlı bir kelime ve içlerinde samimiyet emaresi olmalıdır. Eğer, ben İslam’ı savunuyorum diyorsanız, milletin feryadına kulak kesilin. Bir gün Somalili mülteciler gibi tıkış tepiş gidilen o metrobüslerden birine binin. Bakalım, yol boyunca sinirleriniz gerilmeden dua edip, huzurla tespih çekebilecek misiniz? Arkanızdaki insana önünüze geçmesi için kibarca yer verebilecek misiniz? Allah rızası uğruna itiş kakışa, kalabalığa, saatlerce tıkalı kalan İstanbul trafiğine, yokluğa, açlığa, soğuğa, doğalgaz faturalarının kabarıklığına, işsizliğe, parasızlığa ve aldatılmaya katlanabilecek misiniz?
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.