Osman Balcıgil

Ben Can Dündar'ım !

Gazetecinin görev ve yetkilerinin (haklarının) nerede başlayıp nerede bittiğini en iyi, hatta hukukçulardan bile iyi, gazeteciler bilir.

Çünkü gazeteciler ama gerçek olanları, nedense hep ve tam da o çizgide gezinir...

***

Daha önce de dediğim gibi gibi, cebimde Sürekli Basın Kartı taşıyorum ve gazetecilik mesleğini, mesleğimin şeref ve haysiyetine leke sürmemeye çalışarak, yaklaşık kırk yıldır icra etmeye çalıştım/çalışıyorum.

Bu yetkiyle diyorum ki, “ben de Can’ın yerinde olsam, aynı şekilde davranmak isterdim.”

“Davranırdım” diyemiyorum çünkü bu tür durumlarda kişilerin ne yapacağı, ancak “mesele ile baş başa kaldıklarında” açığa çıkar.

Bir başka deyişle, göğüs kafesinizde mangal gibi bir yürek mi yoksa leş gibi bir et parçası mı taşıdığınız tam da o karar anı’nda belli olur.

Üstelik, gözü dönmüş bir siyasal iktidarın “nelere kadir olduğu” gün gibi ortaya çıkmışken!

***

Can Dündar, “MİT tırları” konusunda tam da görevini yapmış, toplumun “haber alma hakkı”na karşılık, bir gazeteci olarak “haber verme görevi”ni tam ve layıkıyla yerine getirmiştir.

Tersi suç, görevi yerine getirmeme, görevden kaçma, görev ahlakına aykırı davranmak olurdu.

***

Bu hak ve görev (Rights and Responsibilities) sözcükleri gelişigüzel seçilmiş değildir.

Toplum sizden gerçek, doğru haberler beklemektedir.

Buna karşılık size yaşamınızı sağlayacağınız parayı ödeyecek, işinizi çok iyi yapmanız halinde de alkışlayacaktır.

Tıpkı doktor, avukat, mühendis... örneklerinde olduğu gibi.

Öyleyse, sizin de topluma tıpkı bir doktor gibi mesela iyi bir beyin ameliyatı yapma, ya da bir avukat gibi muhteşem bir savunma gerçekleştirme ya da bir mimar gibi yıkılmayacak binalar inşa etme sorumluluğunuz, göreviniz vardır.

Bu, toplumla gazeteci arasında yapılmış bir anlaşmadır!

Tersi mesleğe ihanet olur!

Bu da topluma karşı suç işlemek anlamına gelir.

***

Bayanlar, baylar ve çocuklar,

Ülkemizde son on üç yıldır, gazetecilik mesleğinin (az önce tarif ettiğim anlamda) şaftının, bilerek ve isteyerek, adım adım kaydırıldığını, son birkaç zamandır ise tümüyle askıya alındığını görüyoruz.

Epeydir bu ülkede, topluma gerçek ve doğrular söylenmiyor, söylenemiyor, söylettirilmiyor...

Bir başka deyişle, AKP iktidarı süresince ve yine bu çevrenin çok sevdiği bir tabirle “gazetecilik formatlandı”.

Yerine yeni bir “meslek” piyasaya sürüldü:  “Ak Gazetecilik!”

Bu yeni türle birlikte, Türkiye, her konuda olduğu gibi gazetecilik konusunda da sözde “ak”lanmış oldu.

Bana soracak olursanız, ülkenin ve gazeteciliğin alnına kocaman bir kara çalındı.

***

Sağda solda, Can Dündar ve Cumhuriyet misali direnmeye çalışan birkaç yayın kuruluşu ve gazeteciyi saymazsak, “formatlama” işlemi tamamlanmış durumda.

***

Geri kalan yerlerde, şimdilerde, şöyle bir durum söz konusu:

Gazeteciler karargahında, formata uygun gazeteciler ortalarda gezinmektedirler...

Kolunda pazu bandıyla Genel Yayın Yönetmeni kapıda görünür...

Yine pazu bandlı Yazı İşleri Müdürü haykırır: Gazeteci hazır ol, selam çak!

Genel Yayın Yönetmeni az önce odasında, telefonda da olsa ayakta, çeşitli makam ve mevkilerden devletlularla görüşmüş, emir ve talimatlarını almış, son cümleleri hep “Emredersiniz”le bitmiştir.

Şimdi sıra, aldığı emirleri, mesai arkadaşlarına aktarmaya gelmiştir...

***

Şaka yapıyorum zannediyorsunuz değil mi?

Hayır. Yapmıyorum.

Aynıyla vakidir.

***

Ve şimdi de sıra, Can misali arıza çıkartan birkaç “çıban başı”nın temizlemesine geldi.

Vah benim güzel vatanım!

***

Bayanlar, baylar ve çocuklar,

Size geride bıraktığımız sürecin nasıl gerçekleştirildiğini uzun uzun anlatmayacağım.

Mesela en başta en büyük medya kurumlarının, “Acaba önceki hükümetleri yönettiğimiz gibi bu hükümeti de yönetebilir miyiz?” diye düşünerek, yeni egemenlere, biat ettiklerinden (veya etmiş gibi davrandıklarından/yaltaklandıklarından) söz etmeyeceğim.

Ya da hükümetin, cebini ekstradan paralarla doldurduğu “yandaş” para babalarına “medya havuzu” kurdurarak, Türkiye medyasının  neredeyse yarısını satın aldırmasının hazin hikayesini anlatmayacağım.

Olan oldu...

Hem de hepimizin gözünün önünde...

***

Bir dakika, bunu bu kadar da sakin söylemem, sanki minicik bir durumdan söz ediyormuş gibi davranmam doğru olmaz!

***

HEPİNİZ ORADAYDINIZ BE!

GÖRMEDİNİZ Mİ NE OLDUĞUNU?

NEDEN AĞZINIZI AÇIP TEK KELİME SÖYLEMEDİNİZ?

***

Gazetecilere gelince...

Meslekten bildiklerimiz, bu alt-üst oluş sürecinde, bu hercümerç içinde tam da “natura”larına uygun davrandılar.

Kimileri “Ben bu işte yokum!” dedi ve çekti gitti.

Kimileri “Nabza göre şerbet vererek” bir süre direndi sonra ayakkabılarını koltuk altına alarak sessizce uzaklaştı.

Kimileri “Gelene ağam, gidene paşam” diyerek “yeni format”a uyum sağladı.

Ve daha dünya kadar cins, dünya kadar çeşit...

***

Gelindi bugüne...

Yanılmıyorsam, Son Mohikan Can Dündar ve Mohikan Kabilesi’nden arta kalan Cumhuriyet gazetesi “Vatana İhanet” suçundan yargılanacak.

Neden?

Halkın haber alma hakkını savunduğu için!

Neden?

İçinde yaşadığı topluma, bir meslek erbabı ve kuruluşu olarak borcunu ödediği için!

***

O zaman gelin, bir bakalım ne anlama geliyor Vatana İhanet:

Şu anlama geliyor:

“Meşru egemenlik organını devirmeye, yıkmaya, bağlı olduğu devlete karşı savaşmaya veya düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemde bulunma...”

İngiltere’de son vatana ihanet davası 1946 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın propaganda servisinde çalışan bir İngiliz vatandaşı için açıldı.

ABD’de son vatana ihanet davası 1952 yılından gerçekleşti. Ondan sonra ilk kez 2006’da El Kaide üyesi olmakla suçlanan bir Amerikalıya karşı açıldı ama yargı sürecine geçilmeden son buldu.

Fransa’da ise, çok uzun bir zamandır vatana ihanetten yargılama yapılmıyor.

***

Ne yaptı Can Dündar ve Cumhuriyet?

Yakalanmış ve kamuoyunda aylarca tartışılmış bir vak’anın fotoğraflarını ele geçirdi.

Devlet ve (az zaman öncesine kadar ballı börekli olduğu) paralel devlet çatışmaya girince, ortaya dökülen pisliklerin belgesine ulaştı.

Ve bunu tam da yapması gerektiği gibi, haber vermekle sorumlu olduğu halka iletti.

Ne yapsaydı?

Görmezlikten mi gelseydi?

Formatlanmış gazeteciler ve gazetecilik gibi “sümen altı”mı etseydi?

Kuşkusuz hayır!

İşte tam da o zaman, toplumun haber alma hakkına aykırı davranarak, suç işlemiş olurdu.

***

Bu vesileyle söylüyorum:

Can Dündar ve Cumhuriyet ne suç işlemişse altına imzamı atıyorum ve haykırıyorum:

Eğer Can Dündar’ı yargılayacaksanız beni de yargılayın!


 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS