Osman Balcıgil

Bir canlı bombanın düşündürdükleri.. Ortadoğu'yu yanlış okumak !

Ortadoğu arkadan vurur...

Bu coğrafyada “arkadan vurmak” bir gelenektir.

Siner bir kayanın ardına, bekler, bekler...

Hasım görünür...

Yaklaşır, yaklaşır...

Basar tetiğe Ortadoğu.

***

Ya da basılır bir köy...

Çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç...

Kim varsa öldürülür...

***

Bu gelenek Ortadoğu’da Türklerden önce de vardı, korkarım sonra da olacak.

***

Bayanlar, baylar ve çocuklar,

Canlı bomba olmak kolay iş değildir.

İnanmayı ve kendini feda etmeyi gerektirir.

Basit gibi gözükür, ama değildir.

Denemesi bedava:

Şöyle bir gözlerinizi kapatın ve belinize bağladığınız bombanın, bizzat kendinizin düğmeye basmasıyla, bizzat kendinizi un ufak hale getireceğini düşünün.

Ter bastı değil mi?

Her babayiğidin harcı değildir canlı bomba olmak.

***

Çatışarak ölmek gibi değildir mesela...

Çıkılmışsınızdır elinizde silah bir meydana, kör kurşun gelir, canınızı alır...

Sonunda kaybetmek ya da kazanmak olan, içinde maharet ve talih faktörlerini de bulunduran bir  “durum”dur bu.

Evinize sağ salim gitme ihtimali sıfır değildir yani...

Canlı bomba olmak ise, içinde talih ya da maharet gibi faktörler olmayan, sonu yüzde yüz ve feci bir ölümle bitecek bir yola girmek demektir.

***

Bilenler bilir Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’nde yetiştirip tüm Orta Doğu ve Doğu coğrafyasını titrettiği “haşhaşin”ler, işte tam da bu işin adamlarıdır.

Çünkü öyle yetiştirilmişlerdir!

Kendilerine cennetler, huriler vaat edilmiştir...

Yapay cennetlerde,  şehit olmaları halinde kendilerini “öteki dünyada” nasıl bir “yaşam”ın beklediğine dair eğitim verilmiştir.

Bugünün canlı bombaları,  işte bu geleneğin devamıdır.

(Uygun platformlarda, üzerinde uzun boylu durulması, düşünülmesi gereken bir konu... Bir insanın psikolojisinin nelere “kadir” olduğunu anlamak kolay bir iş değil...)

***

En başta da dediğim gibi, canlı bomba olmak bir Ortadoğu geleneğidir ve Türkiye toplumu işte tam da bu bataklığa boğazına kadar batmış bulunmaktadır.

Bu bataklığın kurutulması ihtimali olmadığından  (en azından önümüzdeki 1000 yıl içinde), yapılması gereken, bu bataklıktan çarçabuk kurtulmaktır.

Bir saat, bir gün, bir ay, bir yıl kaybetmeden...

***

Ama ne gezer!

Tersine ülkemiz, iki seçim arasında geçecek dört ay nedeniyle, çok ama çok uzun bir zaman kaybetmiştir bile...

Kaldı ki, Başbakan Davutoğlu’nun taaa Dışişleri Bakanlığı döneminden başlamak üzere, bu bataklığa adım adım sürüklenmiştir ve sürüklenmeyi sürdürmektedir...

Üstelik hiç gerekmediği halde!

***

Geçtiğimiz on üç yıllık süre içinde, geçmişte kalan hükümetlerin aleyhinde etmediği sözü bırakmayan AKP ve ona gönül vermiş olan kimseler, Osmanlı’nın bu coğrafya ile bin yıla yakın, Türkiye Cumhuriyeti’nin ise en azından yüz yıl, çok az sorunla, birlikte yaşadığını unutmuş görünmektedir.

Beğenelim ya da beğenmeyelim, sevelim ya da nefret edelim, Türkiye Cumhuriyeti’nin AKP’den önce görev yapmış tüm hükümetlerinin, ülkeyi bu bataklıktan büyük bir maharet göstererek uzak tutmayı becerdiklerini teslim etmeliyiz.

***

AKP iktidar olana kadar çok mu iyi yönetilmiştir Türkiye?

Kuşkusuz hayır.

Ama, Türkiye Cumhuriyeti’nin “dış politikası” her zaman ehil ellerde olmuştur.

Muhteşem bir dış politika geleneğinin (Osmanlı’dan kalan), çok iyi eğitilmiş diplomatlara teslim edilmesiyle, içte çok zor günler geçirmiş olsa da Türkiye Cumhuriyeti, on küsur yıl öncesine kadar uluslararası ilişkilerde fevkalade başarılı olmuştur.

Çünkü, ülkeyi küllerinden yeniden doğuran ve kökleri Osmanlı’ya kadar uzanan ekol, hariciye’nin bir uzmanlık olduğunu, iyi yetişmiş kadrolara kulak verilmesi gerektiğini bilecek kadar akıl ve izan sahibidir.

Sonra AKP hükümet olmuş ve bütün “gelenekçi” söylemine rağmen “ülkeyi tepeden tırnağa yıkıp yeniden kurma” projesiyle (sözde devrimci), her şeyi ama en çok da dış politikamızı berbat etmiştir.

Dış politikanın ne olduğunu imamların yazdığı kitaplardan, dergahlarda edilen sohbetlerden öğrenmenin ağır bedelidir bu!

Ne yazık ki, önce Dışişleri Bakanı ve ardından Başbakan olarak görev yapan Davutoğlu, bunun tipik bir örneğidir.

***

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Hani “git mektebinde oku” der ya bir deyişimiz, doğrudur.

(Deyişin baş tarafını, hoşunuza gitmez diye yazmadım...)

Her konu mektebinde okunmalıdır.

Türkiye’nin AKP’den önceki hariciyecileri, Siyasal Bilgiler fakültelerinden mezun olurlardı.

Sıradan memur olarak kalacak bile olsalar, mutlaka yabancı dil bilenlerden yani Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi gibi, matematikten edebiyata, bütün eğitimini yabancı dilde yapan okul mezunlarından seçilirlerdi.

AKP ile birlikte bu gelenek değişti.

İlahiyat Fakültesi’nden ve İmam Hatip Lisesi’nden mezun olanlar için “hariciyeci” olmak için yeterli özellik sayıldı.

Oysa “hariciye” öncelikle yabancı dil demektir.

Yabancı dilde anlaşabilmek, okuyabilmek, yazabilmek demektir.

Ancak böyle yetişmiş “hariciyeciler”in sayesinde, bir Dışişleri Bakanı ya da Başbakan doğru kararlar verebilir.

***

AKP’nin göremediği işte tam da buydu!

İktidar partisi, ne dünyanın başka taraflarında ne de Ortadoğu coğrafyasında neler olduğunu tam olarak anlayamadı.

Türkiye Cumhuriyeti’ni, Osmanlı’nın eski sınırlarına genişletme iddiasının bir sonucudur, bugün Ortadoğu bataklığına saplanmış olmamızın ve Ankara’nın göbeğinde 100’den fazla vatandaşımızı yitirmiş olmamızın nedeni...

Bu sözde politika, sonuçlarını epeydir kan, dehşet ve gözyaşı olarak vermektedir...

Vermeye devam edecek gibi de görünmektedir!

***

Sevgili Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,

Ankara’da patlayan bomba nedeniyle birkaç tespitte bulunmak şarttır!

Bunlardan birincisi şudur:

Bu memlekette, terör denilince hep “sol” anlaşılmıştır.

Oysa bugüne kadar hiçbir “sağ eğilimli kitle eylemi”ne kırım amacıyla saldırılmamıştır.

Sol kanatın gerçekleştirmeye çalıştığı tüm eylemler ise, hep diken üstünde gerçekleşmiştir.

1 Mayıs örneği kana bulananlar olmuştur.

Bu saldırılar silsilesinin son halkası ise, Ankara’da 100’den fazla vatan evladının kaybıyla sonuçlanan hunhar saldırıdır!

Evet, bu ülkede terör vardır. Sol terör de vardır. Ama kitle katliamını uygulayanlar sadece sağcı teröristlerdir.

***

Yapmamız gereken ikinci tespit ise şudur:

Unutmamalıyız ki, iki seçim arasında akmış ve akma ihtimali olan her damla kanın sorumlusu, ülkenin mutlaka ama mutlaka tek parti iktidarına ihtiyacı olduğunu söyleyerek, oylarına yeni oylar ekleme telaşında olanlardır...

AKP’nin yöneticileri ya da borazanları arasında bulunmamak, işlenen bu suçtan, girilen bu günahtan kimseyi kurtarmaz...

“Tek parti!” diye tutturmuş olan herkes, beline kadar bu kana batmış, suçu işlemiş, günaha girmiş durumdadır.

***

Üçüncü önemli tespitimiz ise şu olmalıdır:

Gün, her platformda, şu sözleri haykırma günüdür:

Ankara’da patlayan “canlı bomba” nedeniyle 100’den fazla yurttaşımızın ölümüne yol açan, İşişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, Ankara Emniyet Müdürü, MİT Başkanı derhal istifa etmek zorundadırlar.

***

Maalesef, on yılı aşkın bir süredir, Türkiye bir Ortadoğu ülkesi haline gelmiş bulunmaktadır!

Kabul edelim ki, canlı bombaların, arkadan vurmaların, bin bir entrikanın ülkesidir Türkiye!

Derhal bu zihniyetten ve coğrafyadan uzaklaşmamız, kendimizi batılı ülkelere doğru hareketlendirmemiz gerektiği apaçık ortadadır!

Bunun da, bilgi ve zihniyet nedeniyle, AKP hükümetlerince gerçekleştirilemeyeceği ayan beyan ortada durmaktadır!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS