Nefise Seda Yanık

Bir Garip Osmanlı

Geçtiğimiz günlerde Yılmaz Özdil yine o dillere destan Osmanlı nefretini kusmuş bir yazısında. Nasıl bir karalama gayreti varsa içerisinde, koskoca imparatorluğu sıvamış baştan aşağıya. Ne köyleri bırakmış, ne nüfusun azlığını..

Eczacıların çoğu da Türk değilmiş efendim. Kadın da değer görmüyormuş.. Ve her zaman ki gibi en popüler konuları; padişah eşleri..

Modern zamanın bu iki yüzlülüğü beni gerçekten hayrete düşürüyor. Sadece Yılmaz Özdil için değil hemen herkeste aynısı söz konusu.. Evet medeni kanunlarımız gereği bir eş alıyoruz. Ama onu sayısız kadınla aldatmayı meşru sayıyoruz değil mi? Çok da güzel, çok da şirin bir kelimeyle kapatıyoruz üstünü. “Çapkınlık..”

Üstelik mesele bununla da kalmıyor. Eğer eşini aldatan meşhur ve zengin bir adamsa; bu evli adamla ismini duyuran hanım kızlarımız da gururla boy gösteriyor her yerde ve hanımefendi muamelesi görüyorlar. Sonra vay efendim padişahın dört eşi, sayısız cariyesi vardı.. Bre adam sen üç kuruş kazanıp medyatik oldun diye eşini aldatıp, çapkınlık turlarını kendine layık görüyorsun ya.. Bari dünyaya hükmeden padişahın dönem şartları içerisinde normal kabul edilen haremini rahat bırak.

Tabi bunların çoğu modernizasyon algısını dinsizliğe yorduğumuzdan oluyor. Osmanlı da, bir İslam Devleti olarak görüldüğü için bu kadar nefrete maruz kalıyor. Yine de hayret etmemek mümkün değil. Kendi tarihinden nefret eden bir güruh, övünmeleri gereken koskoca ecdadı iftiralarla karalamayı marifet sayıyor.

Türkiye Cumhuriyeti piç değildir sevgili okuyucum. Bizim bir evveliyatımız var. Anamız, babamız, atamız, soyumuz, sopumuz belli.. Mustafa Kemal Atatürk’ü de Osmanlı yetiştirdi. Biz; Yavuz Sultan Selim Han olsun, Fatih Sultan Mehmet Han olsun, Abdulhamid Han olsun.. Hepsiyle gurur duyuyoruz.

Allah ruhlarına gani gani rahmet eylesin.

Seneler önce Süleyman Demirel’e, siyasi bir programda şöyle bir soru yöneltmişlerdi; “Osmanlı’nın bu derece

dışlanmasını nasıl yorumluyorsunuz?” Süleyman Demirel şöyle cevap vermişti; “ Bu gayet normaldir. Yeni gelen rejim, yeni yapısını ve kanunlarını uygulamaya geçirebilmek ve kabul ettirebilmek adına bu şekilde davranmak zorundadır. Bu dünyanın her yerinde böyledir.” Kulağa gayet mantıklı gelen bu açıklamaya rağmen, üzerinden yüz küsür sene geçmiş hadiselerin bu kadar nefrete layık görülmesini gerçekten anlayamıyorum.

Son zamanların gündemde ki konusu “Osmanlıca”

Öğrenilmesi ve öğretilmesinde ne gibi bir mahsur olabilir? Peyami Safa’nın 1959 yılında söylediği gibi; “Yer yüzünde hiçbir memleket yok ki gençler kazara milli kütüphanelere girsinler, bir tek eser okuyamadan çıksınlar.

Böyle bir katliam hiçbir memlekette yoktur. Devrimciler mugalata yapmasınlar. Arap harflerini istemiyoruz. Osmanlıca’nın liselerde okutulmasını istiyoruz. Buna Türk ve akıl kanunları engel değildir.”

Günümüze gelirsek; gazeteci ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral’ın açıklamaları çıkıyor karşımıza; “İran’da bugün herkes Farsça’yı Arap alfabesiyle okuyup yazıyor. Yunanistan’da, Rusya’da kendi alfabeleriyle okuyup yazıyorlar.

Benim dedem Osmanlıca’yı uzun bir zaman kullanmış. Niye bir anda yerin dibine sokulsun ki? Üstelik ben yeni Osmanlı falan da değilim.”

Sözün kısası sevgili okuyucum, “Şeriat geliyor”, “Kahrolsun yobazlar” gibi bayatlamış sloganları bir kenara bırakırsak, Türkiye Cumhuriyeti çocukları olarak bizlerin tarihiyle barışma zamanı gelmiştir.

Sevgi ve barışla kalın..

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS