Burcu Demir

Biri liberallere dönek mi demişti ?

Siyasetin sol yelpazesinden ilham alan Türk politikacı ve yorumcuların iflah olmaz bir huyudur liberalizmi karikatürize etmek. Hatta çoğu zaman 'solcu aydın' prototipine cuk oturduğunu kanıtlamanın yegane yoluna dönüşür. O halde sormak lazım gelir; marksist felsefeyi konu alan kitaplara ayırdıkları mesainin yarısı kadarını liberal öğretilere vermişler midir? Vermişlerse bile bu felsefeyi olumsuz önyargılarla kaleme alan sosyalist yazarların dışına çıkma cesaretini gösterebilmişler midir? Ne yazık ki; verilecek cevapları tahmin etmek zor değil. Birçoğu, vaktinin ne denli az ve kıymetli olduğunu anlatmakta başlayıp 'dönek liboşlara' ayıracak zaman bulamadığından dem vuracak.

Bilindiği üzere;'dönmek' fiilinden türeyen 'dönek' kelimesi toplumumuzun iki kesimi için sıklıkla başvurulan bir sıfat halini çok önceden aldı. Kuşku yok ki bunlardan ilki; Galatasaray ve Fenerbahçe arasında gidip gelen taraftar gruplarıysa ikincisi muhafazakar İslam'ı referans alan siyasetle kol kola girmiş liberaller oldu. Bazı sosyalist dostların 'hak ediyorlar ama' diye çıkıştıklarını duyar gibiyim. 'Bunca yıl viski kadehini elinden düşürme, sonra git -iktidarın parçası olmak adına- 'milli içkimiz ayrandır' diyenlerle oturup kalkmaya başla! İnsanda azıcık prensip olur, davasına inanmışlık olur. Haksız mıyım ama mirim?'

O halde en başından anlatayım, mirim. Hatta geçmişe doğru kısa bir yolculuğa çıkıp birkaç küçük hatırlatma yapayım. Hiçbirimiz inkar edemeyiz ki 12 Eylül askeri darbesi ve öncesindeki birkaç yıl Türk yakın tarihinin en büyük travmalarından birine karşılık gelir. O günleri farklı kulvarlarda ciddi mücadeleler vermiş isimlerinden uzun uzadıya dinlediğim için biliyorum; taranan kahvehaneler, yakılan otobüsler ve kurtarılan bölgeler her daim başroldedir. Aynı bayrak altında yetişmiş gençler ne diye birbirine silah doğrultur? diye sorarsanız; soldaki taraf, sınıf çatışmalarını rafa kaldırmak adına sosyalist bir devrimi hayata geçirmenin derdindeyken; sağdakiler, söz konusu projeyi aşırı milliyetçi söylemler eşliğinde püskürtmenin telaşına düşmüştür. Bu iki farklı doktrin iç savaş misali kavgaya tutuşurken muhafazakarların çoğu seyirci pozisyonunda kalmayı tercih ederler. Ancak bahsi geçen tavır, anarşist sokaklarda çok hoş karşılanmaz. Çatışmaya katılmayanları ötekileştirmek, solcu dostlarımızın sağcı kardeşlerimizle hem fikir olabildiği yegane konu haline gelmiştir.

Lakin, yıllar geçer; devir değişir ve dinamikler çok farklı bir çerçeveye bürünür.  Dindarlığa vurgu yapan siyaset, liberalleri de yanına katarak kendi içe kapanık mahallelerinin dışına açılmayı başarır. Ülke tarihinin en yüksek oy oranlarına ulaşmış siyasi iktidarı haline gelmekle kalmaz, bürokrasinin etkin kadrolarını da kontrolü altına alır. İşin daha ilginci; dışlanmayı tecrübe etmiş bir başka grup olan Kürtlerin de, liberal- muhafazakar ittifakına yakın durmasıyla başlar. Deyim yerindeyse; 12 Eylül öncesinin 'ötekisi' bugünün 'mukteridirine' dönüşür. Haliyle, sosyalistlerin ulusalcılara silah doğrulttukları günleri unutması ve bu ortak rakibe karşı vakit kaybetmeksizin birleşmesi gerekir. Öyle ki artık sosyalist olduğunu iddia eden yayınların içeriğinde ultra nasyonalist söylemlere rastlamak şaşılacak bir durum olmaktan çıkmıştır. Ne var ki; 1980 öncesinde ölesiye kavga eden bu iki grubun günümüzdeki oylarının birleşimi bile muhafazakarların iktidarını tehdit ve tedirgin etmekten hayli uzaktır. Neticede, iktidarla kavgalı muhafazakar grupları yanlarına çekmek, hatta onların içinden bir ismi cumhurbaşkanlığına aday  göstererek oy bölmek gelir akla.

Bugün geldiğimiz noktada; İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri İhsanoğlu, iktidara karşıt eylemlerin yuvası haline gelen Taksim'i ziyarete gider. Adı 'Türk solu, içeriği 'aşırı ulusalcı' olan bir dergi eline tutuşturulur. CHP ile MHP mensuplarının alkışları arasında pek makbul bir propaganda malzemesi şeklinde uzun uzadıya sallandırılır ve bendeniz sorar 'ideolojilerarası sınırların bu denli bulanıklaştığı hatta ortak felsefe namına hiçbir şeyin bulunmadığı çatı ittifakı böylesi bir çerçeveye bürünmüşken, gerçekten 'samimiyetsizlik' Erdoğan'ın, 'döneklik' te ona destek veren liberallerin payına mı düşüyor? 12 Eylül öncesinde yaşamını davası uğruna yitirmiş bir solcu (ya da sağcı) mezarından kalksa sorgulayıcı bakışlarını İhsanoğlu'nun temsil ettiği çatıya mı yoksa liberallere mi çevirir?' Özetle; 'İnsanda azıcık prensip olur, davasına inanmışlık olur. Haksız mıyım ama mirim?' demek ve bir sonraki yazıda  liberal felsefeyi detaylıca anlatıp Türkiye'deki temsilcilerinin neden muhafazakar demokratlara daha yakın durduğunu açıklamak istiyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2016 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS