• Haber3 FaceBook
  • Haber3 Twitter
  • Haber3 Friendfeed.com
  • Haber3 RSS
  • IMKB
  • 54.810
  • Dolar
  • 1,8425
  • Euro
  • 2,3065
  • Altın
  • 619,17
  • Ankara : 11 °C
  • İstanbul : 13 °C
  • İzmir : 15 °C
  • Adana : 17 °C
  • Antalya : 16 °C
  • Diyarbakır : 12 °C
Teröristler Ankara'yı havaya uçuracaktı
AB'ye vizesiz seyahatte umut ışığı
Lapa lapa kar yağdı !
Erdoğan: Kürtaj bir cinayettir !
Yazıyı küçült/büyüt :Yazıyı küçültYazıyı büyüt

Bu Yazıda Tecavüz Vardır, Okumadan Postmodern Mastürbasyon Yapmayınız!

Neslihan Yalman

Bir şey bulanık görüldüğü zaman daha kolay düşünülür. (Lao-Tzu)

 

Kendi kafanla düşünmesini öğrenmelisin. (Umberto Eco)

 

 

Televizyon denilen aptal kutusunda ve gazete denilen fazlaca genişleyen tabloitte döndürülen dolaplar üzerine tespitlerde bulunmak artık farz oldu. Hele ki, sevdiğim bir oyuncu olan Müjde Ar’ın NTV’de sarfettiği ve aşırıya kaçan ifadelerini izledikten sonra...

 

Müjde Ar, programda İffet adlı filmindeki bir tecavüz sahnesinden bahsediyordu. Aynı hafta içerisinde, birkaç erkeğin kaçırıp Harika Avcı’ya tecavüz ettikleri film de CINE 5’te gösterildi. Bu gösterimlerin/açıklamaların olduğu günlerde, dizilerdeki öpüşme ve sevişme sahneleri nasıl ayarlansın tartışmaları yapılıyordu. O esnada da, –aslı deforme edilen- Aşk-ı Memnu dizisinde Bihter karakteri kocasının tecavüzüne defalarca(!) uğruyordu. Gerek internete düşen görüntülerle, gerek dizinin yer aldığı televizyon kanalında aynı sahnenin birkaç kez verilmesiyle…

 

Yapılan tartışmaların üstüne Hadi Uluengin’in ‘Ottomanya modası’(Hürriyet, 30.09.09) adlı yazısını okuyunca, ben de bir tespitte bulunmaya karar verdim. Farkındaysanız tecavüz ve sevişme görüntülerinin tartışılmasından Kürt açılımı saçılımına, Osmanlı’yla ilgili popüler içerikli programlardan sarı şekerlerin pek ünlü konuklarla geceyarısı yaptıkları geyik muhabbetlerine kadar birçok alanda bilincimiz bulandırılmış durumda… Şimdilerde bilinçaltımızın kışkırtılmasına olanak verecek konular, konuklar, açıklamalar, görüntüler revaçta!.. Televole dönemlerinin üzerinden çok sular aktı.

 

Uluengin’in batıda ve ülkemizde moda haline geldiğini söylediği ‘Ottomanya’sı da bu popülariteden nasibini alanlardan… Osman Ertuğrul Efendi’nin defin töreniyle bilinçaltımızdakiler daha da su yüzüne çıktı. Üstelik, Uluengin’in ‘Ottomanya modasını’ laik ve dini olarak iki kesime ayırması ilginç bir analize kapı aralıyor. Osmanlı mutfağından hareme, nargileden kavun dolması tarifine değin birçok alanda –küreselleşmenin de etkisiyle- tarihe olan merakımız sosyal alana kaymaya başlıyor. Hangi güruha, ideolojiye ve duruşa sahip olursak olalım. Osmanlı gündelikleştirilerek güncelleniyor.  

 

Aynı köşenin aynı yazarları

 

Kendimizi ve ülkemizi konumlandıramadığımız bu çağda, can simidine sarılırcasına çeşitli simgelere ve kodlara sarılarak daldan dala atlıyoruz. Örneğin; bu belirsizliği en rahat görebileceğiniz televizyon kanallarının başında HABER TÜRK geliyor. Bu kanal tam da bilinçaltımızın yapısöküme uğratıldığı bir yerde konumlanıyor. Efelenerek rakı sohbetlerinde kullandıkları argo sözcükleri aniden söyleyiveren gazetecilere mi, William Wallece tadında şişirmelerle ve ajitasyonlarla çekilen  Bekir Coşkun reklamlarına mı, Eruh’a yürüyen gazileri yazacağına Roman Polanski’yi aklamaya çalışan ve birçok  konuya oldukça Amerikan hatta İngiliz kalan Pelin Batu’ya mı yanarsın?

 

Batu’yla şair duyarlılığımızın kesiştiğini düşünsem de, yazdığı yazıların ve televizyonda yaptığı programların başarı grafiğini hayli düşürdüğü kanaatindeyim. Ayrıca, gazetelerde Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil tadında yazarların bulunması gerektiği fikrine sahip olsam da, onların hep aynı konularda kısacık, basit ifadelerle dolu yazılar yazmalarına ve aşırı dozda kahramanlaştırmalarına karşıyım. Halka ineyim demenin yerine, halkla birlikte kalitemi yükselteyim, beyin fırtınası yaratayım anlayışı daha mantıklı bence.

 

Bu yüzden, artık Hadi Uluengin, Özdemir İnce, Mümtaz Soysal, Nuray Mert, Hüsnü Mahalli(Mahli), İbrahim Karagül, Serdar Akinan, Mehmet Şevket Eygi, Sabahattin Önkibar gibi isimlerin yazılarının da satır aralarının dikkatle okunması ve bu isimlerin kimi köşeyazılarının biriktirilmesi taraftarıyım. Bir Bekir Coşkun, bir Yılmaz Özdil, yanına da bir Ahmet  Hakan ve bir Ayşe Arman’la bu iş kısırlaşıyor. Üstüne de bir Mümtaz’er Türköne, bir Nazlı Ilıcak ve bir Fehmi Koru tuz biber ekiyorlar.

 

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Çek Bir Ortaya Karışık!

 

İktidarda AKP’nin bulunmasından hareketle, bilinçaltı kırılmalarımız ‘Osmanlı’ üzerine zuhur ediyor. Çünkü, laik ve dini diye ayrılan iki kesimin tek ortak noktası bu... Garip bir şekilde çatışma noktası da…  ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ ifadesi kaşındıkça, ‘Osmanlı’da Türk, Kürt, Ermeni bir arada kardeşçe yaşardı.’ ifadesine sığınıyoruz. Hem Cumhuriyet neferi oluyoruz hem de pazubentli Osnamlı… Alın size hem uzlaşma hem de çatışma barındıran yegâne örnek…  

 

Dolayısıyla, Müjde Ar’ın ifadelerini de bu postmodern çöplüğün dışında değerlendirmek mümkün değil. Damacanayla seksin kamera kayıtlarına geçtiği, amiyane pornografik  itirafların internette yayıldığı, sevişmenin hızlıca(‘fast food’) yapıldığı bir dönemde artık İffet filminin kısacık tecavüz sahnesi bizi kesmez. Ar’ın o sahneyi kendi cümleleriyle yüzümüze üflemesini ağzımızın suları akarak, iştahımız kabararak izleriz. Devir ‘Issız Adam’ devridir. 1980 sonrasında yaşanılanlar başka ikamelerle sürdürülmektedir. O dönemin rol modelleri 2009’da bir bir ekranlara dönmektedir.

 

Bu arada, ATV’de bir yarışma programında İbrahim Tatlıses’in minyatür örneklerinin ve Anadolu’nun bağrından kopup gelen iki kuyruklu küçük kantocuların egoları tehlikeli şekilde şişirilir. FOX TV’de 15 yaş Lolita ergenliğini annelerinin de tasdikleriyle teşhir eden kızların yer aldığı performanslar türeyiverir.

 

Tüm bunlar olurken, tecavüz-fuhuş-organ nakli için kaybolan çocukların sayısında anormal artışlar gözlenir. 50 yaşın üstündeki adamların evlerinden yığınla çocuk pornosu çıkar. Babalar kızlarına sarkarlar. Anneler babaları internette memelerini açtıkları adamlarla aldatırlar. Dizilerden öğrenilenler uygulamaya geçirilir. Herkes diğerinin kuyusunu kazmaya yahut ipliğini pazara çıkarmaya başlar. Nezarethanelerde esrarengiz ölümler baş gösterir. Polis sahilde içki içen öğrenciye Osmanlı tokadı patlatır.

 

Hangi Tür Osmanlıyız?

 

Gelelim ‘biz ne yaparız?’ sorusuna… Uluengin’in ayırdığı laik ve dini kesimi de kapsayacak şekilde, bu sorunun cevabını beş kesimle açıklamak istiyorum. Bu farklı kesimlerin kimi ortak noktaları da bulunduğuna vurgu yaparak…

 

1) Takkeyi önümüze koymadan; ‘Böyle şeyler Osmanlı zamanında da olurmuş canımmm!’ diyerek demirhindi şerbetimizi ‘brunch’ servisi de yapılan bir kafede yudumlarız. Zaman zaman yanımıza oturan genç kızın bacaklarını ya da parmağındaki alyansa rağmen yakışıklı, ağzı laf yapan adamı keserken önümüzdeki HABER TÜRK gazetesine göz gezdiririz.

 

2) Takkeyi önümüze koymadan; pahalı takım elbiselerle ve artistik pozlarla ‘Nerede kaldı şu Osmanlı adaleti’, ‘Ahhh zamanın sadaka taşları’ diye resmî kanallarda serzenişte bulunup, arabesk soslu duvar yazılarını şiir diye konuşuruz. ‘Biz Allah’ın yarattığı aciz varlıklarız. Suskunluğumuzda kalabalıklar gizlidir.’ gibisinden cilalı cümleler kurup birbirimizin sözünü keserken önümüzdeki ZAMAN gazetesine göz gezdiririz.

 

3) Takkeyi önümüze koymadan; Osmanlı ressamlarının yağlıboya tablolarının duvarlarını süslediği Dolmabahçe Sarayı manzaralı evimizde, padişah tuğralı kırlentlerimize yaslanarak Türk kahvemizi höpürdetiriz. Karşımızda bir Atatürk fotoğrafı asılıdır. Önümüzdeki CUMHURİYET gazetesine göz gezdiririz.  

 

4) Takkeyi önümüze koymadan; seçkin markalı otomobillerimizden müritlerimizle inerek kapıkulular gibi hızla camiye ilerleriz. Ardından, altın bilezikli ve ipek başörtülü eşlerimizin içlerinde bizi beklediği ve en az 110 metrekare genişliğindeki evlerimize doğru yol alırız. Önümüzdeki MİLLÎ GAZETE’ye göz gezdiririz.

 

5) Takkeyi önümüze koymadan, Fatih Sultan Mehmet’in atının şahlandığı imitasyon bir resmin altında, bilgisayarımıza yüklenen dijital derinlikli Mehter Marşları eşliğinde işyerimizde arkadaşımızla koyu bir sohbete dalarız. Önümüzdeki YENİÇAĞ gazetesine göz gezdiririz.

 

Televizyonda mı?

 

Sabah: Müge Anlı’nın sunduğu ve herkesin bilirkişi kesildiği üçüncü sayfa haberlerinin tartışıldığı programlar ya da Cem Davran-Tülin Şahin ikilisinin laklak soslu atışmaları, 

 

Öğlen: göbekli kalçalı evlilik programları, yalnızlığa ilaç Seda Sayan ya da Ece Erken’le ilkel benliği harekete geçiren yarışmaların yapıldığı çerezlik programlar,

 

Akşam: Yiğit Bulut, Mehmet Ali Birand cilalı her telden ve dilden çalan, ama hiçbir şey anlaşılamayan tartışma programları ya da Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü tadında entrikası bol diziler,

 

Gece: Saba Tümer’in, Hülya Avşar’ın havadan sudan sohbetleri ya da hararetli spor programları…

 

 

Önümüzde internet sayfası açık bilgisayarımız, yanımızda cep telefonumuz… Gözümüz ‘Osmanlı Alevileri kesmiş midir?’ konulu  programın yer aldığı televizyonda… Fantezilerimizde   komşunun karısına nasıl tecavüz ettiğimiz… Tam Osmanlı modeli!..

 

 

Bu yazı toplam 4648 defa okunmuştur
    * Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya 4 yorum yapıldı.
  • köşeyazarlarımisafir08 Ekim 2009 Perşembe 09:02

    sürekli bekir coşkun yılmaz özdil konuşuluyor.diğer yazarları takip ediyorum.doğru söylemişsiniz.hepimiz sistemin bir yerlerine bir şekilde
    bağlıyız.içinden çıkılması zor.

    BeğendimBeğenmedim
  • postmodern mastura devamEfe Türkyılmaz07 Ekim 2009 Çarşamba 21:49

    "Kendi kafanla düşünmesini öğrenmelisin" mesajını verirken başkasının sözüne atıf yapmak biraz ironik. Kendi kafamla düşündüğüm için mi başkasına atıf yapıyorum, yoksa kendi kafamla düşünebilmek için de mi başkasına ihtiyaç duyuyorum? Yoksa o sözü Umberto Eco'nun söylemesi, onu benim söylememden daha mı doğru, daha mı gerçek kılıyor? Yoksa amaç ortalığı mı karıştırmak? Yoksa Lao-Tzuluk yapıp, çaktırmadan taş mı atmak?

    BeğendimBeğenmedim
  • eleştiri 1Efe Türkyılmaz07 Ekim 2009 Çarşamba 21:34

    Başlıktaki "postmodern masturbasyon yapmayınız" bir önceki yazıdaki yorumlara atıf gibi. Ancak bu yazı okunduğunda, postmodern masturbasyonu yazarın kendisi yapıyor sanki. PM. yaparak PMnin garipliğine dikkat çekiliyor. Ya da en azından yazıyı okuduktan sonra edinilen izlenim bu. Ya da, bahsedilen gazete yazarlarının çoğunu okusam da, TV seyretmediğim için yazının derinliklerine inememiş olabilirim.

    BeğendimBeğenmedim
  • 1-anafikirEfe Türkyılmaz07 Ekim 2009 Çarşamba 21:22

    Uzun bulup okumaya üşenen arkadaşlar için, yazının ana fikri şudur:
    'Takke düştü kel göründü bir kez; takke zaten kaldırıldı ve kaldırılıyor; sen kendine bir takke bulup takkeyi önüne koysan da ancak kendini kandırırsın, çünkü biliyoruz ki aslında sen de kelsin, diğer herkes gibi'

    BeğendimBeğenmedim
Yazarın Diğer Yazıları
MANŞETLER
Dehşetin böylesi Üç çocuklu ailelerden vergi alınmayacak !Fazla yağlarınızdan kurtulunFakirin kredi kartına incelemeEurovision'da neden kadın yok ?''5 çocuğunuz olsun yengeme selam''Hastaneye erkek girdi, kadın çıktı !Yiğit Bulut'a jöle fırlattılar !Kilo vermenin en kolay yoluKöprüyü uzmanlar incelendi !
FIRSATLAR
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.

Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim