• 3 milyon mülteci Türkiye yolunda !
  • Hükümetten Galatasaray'a sert tepki
  • Avrupa yaz saatine geçti, Türkiye'de saatler şaştı
  • Adil Gür'den referandum anketi
  • 50 milyonluk vurgun
Osman Balcıgil

Büyükburç, Pop'un Kralıydı !

Dün kaybettiğimiz Erol Büyükburç, pop müziğimiz açısından yaklaşıldığında, bir dönemin tartışmasız en önemli ismidir.

Türkiye’nin genel olarak “modernleşme tarihi” de, özel olarak “pop müzik tarihi” de, ondan uzun uzadıya söz edilmeden yazılamaz.

***

Büyükburç, özellikle benim yaşlarımda olanların hayatının önemli bir bölümü demektir.

Bizleri geçmişe taşır, kıpır kıpır olduğumuz, hayata nanik yaptığımız günlere götürür.

İlkokulda, ortaokulda filan, dilimizde onun şarkılarıyla okullarımızın yolunu tutmuş, okul gezilerine filan onu dinleyerek gitmişizdir.

Radyolarımızın, pick up’larımızın, Grundig TK145’lerimizin sesini yükselttiğimizde, babaannelerimizin uçan terliklerine onun parçaları yüzünden maruz kalmışızdır.

Zamanla bir kısmımız için kifayetsiz kalsa bile, mutlaka hepimize şöyle ya da böyle dokunmuştur Erol Büyükburç.

***

(Yattığı yerde dinlensin) Fecri Ebcioğlu’nun Türkçe’nin ırzına “itinayla” geçtiği yıllardır 60’lar.

(Allah uzun ömür versin) Sezen Cumhur Önal’ın “çukulata renkli şarkıcı”, “kadife sesli şarkıcı” gibi tanımlamalarının sıklığı nedeniyle önce 60’lı, sonra 70’li, ardından 80’li ve hatta 90’lı yıllarda intiharı bile düşündüğümüz olmuştur.

(Bugünlerin tek bir düzgün cümle bile kuramayan, aklına yaratıcı tek kelime gelmeyen spikerlerinin, o yılların Sezen Cumhur Önal’ını mumla aratacağını nereden bilebilirdik?)

***

Bayanlar, baylar ve çocuklar,

60’lar dediğimizde, orada durmamız, bir soluklanmamız gerekir.

Ülkemizin modernleşme serüveninin en önemli yıllarıdır 60’lar.

Tam da o yıllarda, pek çok başka alanda oluğu gibi müzikte de, söz yazarları, dj’ler, şarkıcılar, farkında olarak ya da olmayarak ama büyük bir istekle, bu modernleşme sürecine katkıda bulunmaktadırlar.

Mesela yabancı pop parçalarına, asıllarıyla hiç alakası olmayan Türkçe sözler yazılmakta, seslendirilmektedir...

Kulağı çınlasın Sezen Cumhur Önal’ın, İtalyan komünistlerinin meşhur  Çav Bella’sını Sen Sen Sen diye çevirdiği, bir direniş marşını sıradan bir aşk şarkısına dönüştürdüğü yıllardır...

Ülkemizin ilk pop starı Erol Büyükburç’un yıldızı, işte tam da bu yıllarda Little Lucy isimli parçayla parlar.

Haydi Gençlik Hop Hop adlı şarkısıyla büyük şöhrete kavuşan Büyükburç’un sesi, giderek her yerde duyulmaya başlamıştır.

Şaka gibi ama dolmuşlarda bile, bir karış büyüklüğünde pick up’larda, plak çalmayı beceren memleketimiz insanlarından Türkçe pop sevenler, her yerde onu dinlemektedir.

1964’de, Yugoslavya’da düzenlenen Balkan Melodileri Festivali’nde, Türkiye’yi temsil eden milli pop sanatçılarımızdan biri olmak Erol Büyükburç’un önünü iyice açmıştır.

***

60’ların tam ortasından itibaren, Hürriyet gazetesinin Altın Mikrofon yarışmaları, gelişmekte olan Türk Pop Müziği’ne büyük bir ivme kazandırmıştır.

Bu yarışma sayesinde, Erol Büyükburç’un yanında Cem Karaca, Erkin Koray gibi isimler de parlamış, Anadolu ezgileri batılı formlarla kulakları doldurmaya başlamıştır.

Arabesk, Anadolu pop ve rock’u da devreye girince, müzikte rekabet hız kazanmıştır.

Bir yanda Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço gibi isimler, bir başka kulvarda Orhan Gencebay’ın, Müslüm (Gürses) Baba’nın temsil ettiği arabeskçiler ve Türkçe pop müziğinde de Erol Büyükburç, ilerleyen yıllarda zirvelerde dolaşacaklardır...

İsterseniz tam da burada bir parantez açıp, yine 60’lara geri dönelim ve yüzümüzü batıya çevirelim.

***

60’lar sadece Türkiye için değil bütün dünya için önemli bir dönemdir.

1968 yılında batılı ülkelerde harekete geçen gençlik, ülkelerin yöneticilerine “değişim”i dayatmış, dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek için amansız bir mücadeleye girmiş ve son derece önemli kazanımlar elde etmiştir.

Yüz yıldır batıya entegre olma sürecini yaşayan Türkiye, doğal olarak bu rüzgardan nasibini alacaktır!

Söz konusu dönemde, hem batıda hem de Türkiye’de Beatles, Pink Floyd gibi, müziği sadece eğlence, hoş vakit geçirmek aracı olarak görmeyen guruplar ayakta alkışlanmıştır.

***

Tarihlendirme açısından yaklaştığımızda, Beatles bir öncüdür.

Daha 1963 yılında, Prenses Margaret’in de katıldığı Royal Variety gösterisinde, John Lennon “Siz” demiştir seyircilerin bir kısmına “daha ucuz koltuklarda oturanlar, ellerinizi çırpabilir misiniz? Sizin dışınızdakiler, sadece mücevherlerini şıngırdatsınlar.”

Aslında, “kahrolası mücevherler” demeyi tasarlamıştır sahneye çıkmadan önce John Lennon ama Paul McCartney ve grubun menejerliğini yapan Brian Epstein bu sözü kullanmasına engel olmuştur.

İlerleyen yıllarda ise Pink Floyd The Wall albümüyle itiraz edecektir “düzen”e.

Özellikle de gençlerin duvarda herhangi bir tuğla olmasına karşı çıkan rock müzik gurubu Pink Floyd, köhnemiş eğitim düzenine ihtiyaç olmadığını haykırmış, dünyanın her yerinde  olduğu gibi Türkiye’de de bağzı (!) (bugünkü bağzı (!) gençlerin annelerinin babalarının) dikkatini çekmiş, beğenisini kazanmıştır.

(Aman yanlış anlaşılmasın güzel Türkçe’mizde, bağzı diye bir kelime yoktur. Bazı yazılır ve usulüne uygun olarak okunur. J  O zamanlar Sana Yağ, tüp gaz kuyrukları vardı olmasına ama Türkçe de devlet eliyle bu hale getirilmemişti... )

***

Şimdi isterseniz sadede dönelim ve Erol Büyükburç’un yükselen yıldızı’nı ettiğimiz bütün bu lafların ışığında görmeye çalışalım.

Büyükburç, az önce sözünü ettiğimiz dünyaya ve Türkiye’ye dair meseleler’i çok da izlemediği, müziği sadece ama sadece bir pırıltıdan ibaret gördüğü için olsa gerek, Beatles ve benzerlerini değil de, Amerikalı pop yıldızı Elvis Presley’i örnek almıştır kendisine.

Çok açıktır ki Elvis’in tarzı, onun hayata bakışına daha uygun düşmektedir.

Böyle olunca, sahneyi de onun gibi kullanmayı tercih edecektir.

Terzisinin “Yapmayalım, millet ne der!” sözlerine aldırış etmeden, kafasına koyduğunu gerçekleştirir yıldızımız ve pullu, parlak düğmeli, şıkırtılı, rengarenk kostümlerle çekim merkezi olur.

Sahne şovlarında kullandığı padişah tahtları, uzay mekiklerinin de desteğiyle, Türkiye’de bir numara olmayı başarır Büyükburç.

Verdiği bir röportajda, altı yüz şıkır şıkır kostümü olduğunu, bunları koymak için bir kat kiraladığını söylemiştir.

Çabasının sonuçlarını da alacaktır.

***

Batıyla karşılaştırıldığında karınca kararınca da olsa, Türkiye’de de müzik endüstrisi gelişmektedir.

Erol Büyükburç’un giderek artan popülaritesi, doğal olarak bu sektörün hoşuna gidecektir.

Sanatçıya film endüstrisi de kayıtsız kalamayacak, otuza yakın filmde rol verecektir.

Rol aldığı yirmi fotoroman, bin sekiz yüz civarında beste, altı taş plak, beş long play ve yetmiş beş adet 45’lik ile Türkiye toplumunun, özellikle de pop severlerin hayatında önemli bir yer edinecektir Erol Büyükburç.

***

60’lı yılların başlarından 80’li yılların sonlarına kadar, yani otuz yıl gibi, özellikle bir müzik insanı için çok uzun sayılması gereken süreyle, bu ülke bağrına basmıştır Erol Büyükburç’u.

Doğal olarak sektöre yeni yüzler, yeni sesler gelmiş, yeni tarzlar icra edilmeye başlamış ve Büyükburç’un devri yavaş yavaş geride kalmaya yüz tutmuştur.

Tahtını kaybetmesi mukadder olan pek çok yıldız gibi, Erol Büyükburç da “hazırlıklı” değildir, bir gün mutlaka gelecek olan bu günlere.

Her geçen gün daha az sahne almak, daha az aranıp sorulmak, gazete ve televizyonlarda görünmez olmak canını  iyice sıkmaktadır.

Bu durumu bir türlü kabullenemez sanatçımız...

Saçlarına düşen ilk akla, Dorian Gray misali, her dönem genç kalmanın yollarını aramaya girişmiştir...

Bu çabasını  yetmiş yaşını geride bıraktığı günlerde bile sürdürmeye kalkınca biraz “tatsız”laşmıştır laf aramızda.

“Bugün bile beni geçen yok!” demekle geçilemeyeceğini zanneden marazi eski yıldızlar kervanına katılmıştır, tabii ki farkında olmayarak.

Kabul etmek gerekir ki, özellikle zirveyi yakalamış sanatçılar için bunun tersini gerçekleştirmek “Ben sıramı savdım, sıra gençlerde” demek çok da kolay bir iş değildir.

***

Tarzını beğenelim ya da beğenmeyelim, Erol Büyükburç, pek çok açıdan kısır olan bu toprakların yetiştirdiği en parlak sanatçılardan biridir.

Sadece çalışkanlığı nedeniyle bile, önünde saygı ile eğilmeyi fazlasıyla hak etmektedir.

Raflarını süsleyen iki yüz civarındaki ödül de bunun sapasağlam kanıtıdır zaten.

Nur içinde, müzikleriyle birlikte uyusun.

Bütün Türkiye gibi biz de, Erol Büyükburç’un anısının önünde saygı ile eğiliyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS