- IMKB

- 59.662
- Dolar

- 1,7675
- Euro

- 2,3245
- Altın

- 653,05
- Ankara : -3 °C
- İstanbul : 1 °C
- İzmir : 5 °C
- Adana : 8 °C
- Antalya : 7 °C
- Diyarbakır : -2 °C
Casuslara yapacak iş kalmadı !

HABER3.COM ÖZEL
ANALİZ / Onur Özer
Açılamaz denen kapılar açılıyor. En gizli odalara giriliyor.. Ülkenin savcısı, hakimi artık her yere adımını atıyor.. Türkiyenin günlerdir konuştuğu Seferberlik Tetkik Kurulunda ilk ve ikinci arama 24 saatten uzun sürdü.. Bugün 3. arama yapılıyor.
Kimileri şükürler olsun diyor buna. (Sabah / Nazlı Ilıcak - 28.12.2009) Çünkü sivil savcı ve hâkimler, zaman zaman Kontrgerilla diye de adlandırılan Özel Harp Dairesinin ya da Özel Kuvvetlerin içine ilk kez giriyor. Ülkenin en gizli defterlerinin yer aldığı Seferberlik Tetkik Kurulu ilk kez açılıyor.
Sivil savcı ve polis Türkiye tarihinde ilk defa 5 Aralıkta MİTin Erzincandaki karargâhını basmıştı.. STKda yaşanan baskın ve aramalar ise askeri karargahlar içinde yapılan gerçek anlamda ilk arama..
ORASI DEVLETİN YATAK ODASI
Radikalden Murat Yetkine göre bu aramalar devletin yatak odasına girilmesi anlamına geliyor:
Özel Kuvvetler, TSKnın en gizli birimlerinden biridir. Özel Kuvvetler içindeki en gizli birimlerden birisi de Muhabere Arama Kurtarma (MAK) birimi ile birlikte Seferberlik Tetkik Kuruludur (STK). Özel Kuvvetler ve STK karargâhları, işte bu nedenle ordunun yatak odası sayılabilir.. (Radikal 27.12.2009)
GİZLİ BİLGİLER AÇIĞA SAÇILIYOR
Diğer yandan devletin nerde neyi var, hangi gizli istihbarat bilgilerinin yer aldığı dosyalar nerede saklanıyor; hepsi bir bir gazete sayfalarında yer alır oldu.. Hem de sadece bir kısım medyada değil, hemen hemen medyanın tamamında.. Soruşturmada gelinen nokta, ortaya saçılan bilgiler artık ürkütücü konumda.
HERKESİN DİLİNE DÜŞEN BİLGİLER
Kozmik odanın içinde ne var ne yok, gazetelerde liste halinde yayınlanıyor. Televizyonlar ana haber bültenlerine dosta düşmana o odadaki dosyaları açıklıyor. İşte bunlardan birkaçı:
Olası bir savaş durumunda, devletin zirvesinde yer alan kişilerin; hangi askerler tarafından, hangi yöntemlerle nereye saklanacağına ilişkin plan orada saklı.. Bu devlet adamlarını saklanacağı yere götürecek ve refakat edecek askeri personelin isimleri yine orada tutuluyor.. Olası bir savaş durumunda kullanılacak ve ülkenin belirli yerlerinde bulunan gizli cephaneliklerin olduğu noktalar ile bir savaş durumunda uçakların inebilmesi için genişletilen yolların listesi o odadaki dosyalarda gizli.
DEVLETİN VARLIĞINA DARBE
Halk giderek her konuda iki ana kutuba ayrılıyor. Tıpkı Ergenekonda olduğu gibi; İnananlar ve inanmayanlar.. Bu konuda da kimilerine göre devlet daha şeffaflaşıyor. Kimilerine göre ise bu şeffaflaşma devletin varlığına büyük darbe vuruyor.
Bilgiler muhakkak yabancı istihbarat servislerinin işine yaracak.. Ya da bazı yabancılar bunları zaten biliyor. Ve açığa çıkmaları ile Türkiyenin daha da karışacağını planlıyor olabilirler.
YABANCILARA YAPACAK İŞ BIRAKMIYOR
Senelerdir süren MİT, ordu ve emniyet arası ilişkilerin soğukluğu ile işler daha da karmaşık hale geliyor. Türkiyenin emniyetinden sorumlu örgütleri birbirilerini deşifre etmeleri, Murat Yetkinin deyimiyle yabancı istihbarat örgütlerine yapacak iş bırakmıyor.
Yabancı istihbarat servislerinin merak ettiği çok gizli bilgilerin gazetelere kadar düşmesi bu servisler dışında kime ne fayda sağlayacak merak ediliyor.
MERAK EDİLEN SORU: ÜÇ GÜNDE NE DEĞİŞTİ?
Arama yaptıran savcıların kararlarındaki değişim, Hürriyetten Mehmet Y. Yılmazin da kafasını kurcalamış:
Savcılık, önce yakalanan iki subayı serbest bıraktı. Ardından Genelkurmay subayların bölgede bilgi sızdıran personeli takip etmekle görevli olduklarını açıkladı. Ve sonra savcılık sadece o iki subayı değil, altı subayı daha gözaltına aldı, ordunun en gizli kurumunda arama kararı verildi, arama yapıldı. (...)
O zaman şu soru aklıma takılıyor: Elde tutuklama ve arama kararı vermeye yetecek ciddiyette bir kuvvetli şüpheyi haklı çıkaracak maddi delil varsa, o iki subay en başında neden serbest bırakıldı? Araya siyasi baskı mı girdi, yoksa en başında serbest bırakma kararı mı etki altında verilmişti? Bu soruların yanıtlarını büyük olasılıkla alamayacağız..
DEVLETİN SIRLARINI ÖĞRENEN HAKİM
Bu arada kozmik odada gerçekleştirilen aramanın sadece Hakim Kadir Kayan tarafından yapıldığı, odaya bir tek onun alındığı ifade ediliyor. Savcının ise hakimin incelemesi sonucu tutanak tuttuğu belirtiliyor. Bu durum, hakimi herşeyi bilen adam konumuna getirdi.
Hakim Kayan'ın üyesi bulunduğu Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, önemli davalarla da kamuoyu gündemine gelmişti. Ergenekon davasıyla birleştirilmeden önce Danıştay üyelerine ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılarla ilgili davaya, Fethullah Gülen hakkında Laiklik karşıtı faaliyet iddiasıyla açılan davaya ve Madımak Davasına bu mahkeme baktı.
BAZI BELGELER DİJİTAL ORTAMA ALINDI
Hakim, bazı belgelerin kayıtlarını dijital ortama aldırttı. Bu sırada askeri yetkililerle görüş ayrılığı oluştu, uzlaşılamayan belgeler oldu.
ALLAH KORUSUN
Hürriyetten Şükrü Küçükşahin, yeni ve şok bilgilerin ortaya çıkmasıyla karmaşanın daha da içinden çıkılmaz bir hal alacağından korkuyor:
...Epeydir izlendiklerini düşündüğüm iki subayın istihbaratı da aşan, daha özel bir birimin elemanları olduğu, o nedenle görevlendirmelerinin çok üst düzeyden yapıldığı bilgisi veriliyor. Telefon bağlantıları, ilişkide bulundukları sivillerin kimliği önemli, deniyor. Anlayacağınız neresinden bakarsanız duyulanlar inanılmaz derece tatsız. Allah korusun; böylesi puslu havadan yararlanmak isteyen terör örgütleri, tetikçiler ortalığa çıkarsa karmaşa içinden çıkılmaz hal alabilir; o nedenle, dilerim emniyet ve MİT, askeri izlerken gösterdiği başarıyı orada da yakalar. (Hürriyet 28.12.2009)
İDDİANIN PERDE ARKASI
Yaşananların garipliğine dair siyasilerden ilk açıklama ise beklendiği üzere muhalefetten geldi. MHP'li Oktay Vural, TSKnın psikolojik harekatla karşı karşıyayız sözlerini hatırlattı ve şunları söyledi:
Bülent Arınç olayı bir levye olarak kullanılmış, Özel Kuvvetlerdeki bu kozmik odalara girilmek için bu levye kullanılmış olabilir. Bütün bu süreci yakınen takip etmek lazım. Sonucuna bir bakmak gerekiyor. Ortaya konulan suikast iddiasından o noktaya mı gidilmek isteniyor, yoksa böyle bir iddia ortaya konularak başka hedefler mi gözetiliyor? Böyle bir konunun kozmik odalarda ne işi var? Nasıl olabilir? Bülent Arınç'a suikast ile ilgili bir iddia, delil olmaksızın neden ortaya atılmıştır? Bu iddiadan hareketle neden oralara gidilmiştir? Asıl sebep oraya girilmesi talebi midir? Onun için mi bu türlü iddialar atılmıştır?
YADA BU YAŞANANLAR İYİYE GİDİŞ Mİ?
Taha Akyol, sürecin AB süreci açısından olumlu olacağı görüşünde:
Üzerinde devlet sırrı yazılı kapılar, artık hâkim kararıyla açılıyor. Hukuk devleti kavramında hâlâ sorunlar var ama genel gidiş çağın hukuk devleti yönündedir. Bu gidişin temelinde gelişen piyasa ekonomisi ve AB süreci vardır. Bir faktör daha var: Liberal aydınların artan entelektüel inisiyatifi... (Milliyet - 28.12.2009)
Benzer bir görüşü dile getirenler arasında Murat Yetkin de var. Yetkine göre artık her yere ulaşılabiliyor olması hukuk devleti için iyi adım:
...Bir yönüyle bakıldığında suç ve suçluyla mücadele önünde artık engel kalmadığı şeklinde yorumlanabilir. Avrupa Birliği uyum reformlarının da etkisiyle Türkiyenin hukuk devleti olmaya doğru adım attığına kanıt gösterilebilir.. (Radikal 27.12.2009)
ŞAİBELİ YAPILAŞMANIN KAYITLARI DA MI VAR?
Baskından memnun olanlar arasında Can Dündar da var. Ancak Dündar, hükümeti ebedi kılacak bir polis devletinin kurulmasından da çekiniyor:
...Türk Silahlı Kuvvetleri, bünyesindeki bu şaibeli yapılaşmayı sorgulamalı, yargılamalı, temizlemeliydi. Bunu yapmadı. O yüzden de iddialardan kurtulamadı. Şimdi onun yapmadığını Hükümet, yargı ve polis yapıyor. Ben şahsen o kapının paslı mührünün kırılmış olmasından memnunum. Başbakandan habersiz ve Meclis denetimi dışında iç düşmanla savaşan bir özel harp yapılanması ve onun terörüne dayalı bir askeri vesayet rejimi istemiyorum artık.. Sorun şu ki; onun yerine, Hükümeti payidar kılacak bir polis devleti kurulmasını da istemiyorum. Düzü yok mu bunun? (Milliyet - 28.12.2009)
ORASI KONTRGERİLLANIN ARŞİVİ Mİ ?
Nazlı Ilıcaka göre baskın ve arama yapılan Seferberlik Tetkik Kurulunu kuranların isimleri daha sonraları hep darbelerle birlikte anıldı:
...Seferberlik Tetkik Kurulu'nun, Tuğgeneral Daniş Karabelen tarafından, 1952'de kurulduğu, 1948'de, ABD'ye, özel harp kurumları ve strateji eğitimi için gönderilen 16 subayın, STK'nın resmi çekirdeğini oluşturduğu belirtiliyor. Bu subaylar arasında Karabelen'in yanı sıra, Turgut Sunalp, Ahmet Yıldız, Alparslan Türkeş, Suphi Karaman, Mucip Ataklı, Refik Tulga da bulunuyordu. Adı geçenlerin, isimlerinin daha sonra darbelerle birlikte anılması sadece bir tesadüf olabilir mi? Turgut Sunalp'i 12 Mart döneminden, özellikle, Faruk Gürler'i cumhurbaşkanı seçtirme gayretlerindeki rolüyle, 12 Eylül'de de Evren onaylı partisi MDP ile tanıyoruz. Diğerleri 27 Mayıs Milli Birlik Komitesi içinde yer almıştı; Refik Tulga ise, Celal Bayar'ın yaveriyken 27 Mayıs yönetimi tarafından İstanbul valiliğine getirilmişti. Türk kamuoyunun Kıbrıs davasına dikkatini çekmek için başlatılan 6-7 Eylül olaylarında da Özel Harp'in parmağı olduğu artık biliniyor.. (Sabah 28.12.2009)
Mahmut Övür de baskılan karargahın geçmişine dikkat çekiyor:
Eski adı Özel Harp Dairesi olan bu kurumun geçmişi bir hayli karanlık. Ve o kurumu Türkiye bu yüzüyle iyi tanıyor. Uzağa gitmeye gerek yok, 70'li yıllarda ülkeyi iç savaşın eşiğine getiren çatışmanın arkasında hep aynı yapıdan söz ediliyordu: Kontrgerilla..
Bu yapının onlarca karanlık olayda imzası olduğunu o dönemi yaşayan herkes, başta da sol veya sosyal demokrat olduğunu söyleyenler biliyordu. O yıllarda çok sayıda aydın katledildi. Kahramanmaraş, Çorum ve 1 Mayıs katliamları oldu. Dikkat edin hiçbiri aydınlatılamadı. Bu açıdan en çarpıcı olay dönemin CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'e yapılan Çiğli suikastıydı.. (Sabah 24.12.2009)
Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim







































