Serdar Durat

Çatışma Koşullarını Ortak Menfaatlere Dönüştürmek

Değerli düşünür dostlarım,

Türkiye’nin gerçek manada çağcıl bir demokratik iklime kavuşması, ekonomik ve siyasi hedeflerine ulaşması, sosyal iç barışının temini için yapılması gereken ilk iş;
ülke genelinde çok uzun yıllardır süregelen çatışma koşullarını ortadan kaldırmaktır.
Bu çatışma, hayatın hemen her alanında ( etnisite-inanç-siyasi tandans-sosyal sınıflar) mevcut olup sürdürülebilir refah-milli beka-siyasi istikrar ve kalkınma için en büyük engeldir. Gelişme odaklı olarak kullanılması gereken milli kaynaklarımızı ve enerjimizi tüketmektedir. İşte bu huzur virüslü ortamı yaratan ve besleyen en önemli sorun da Kürt meselesidir. Bu sorunun ciddiyetinin ve vüsatinin farkına varmamız ve çözümü için güvenlik boyutlu tedbirlerin yeterli olamayacağını anlamamız yaklaşık yarım asır gibi bir zamanımızı almıştır.

Demokratik olgunluk düzeyimiz ve vizyonumuz geliştikçe Kürt meselesinin sosyo- kültürel,ekonomik ve uluslararası ilişkiler kapsamlı süreçlerinin de dikkate alınması zaruretini kabul ettik ve çözüm için gerçek muhatabın doğrudan Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşlar olduğunu anladık. Kalıcı barışın tesisi maksadı ile sosyal antropoloji ve psikoloji gibi farklı disiplinlerden de yararlanmaya başladık ve salt siyasetçilerin-güvenlik unsurlarının değil, bilim insanlarının,STK ların, iş adamlarımızın,medya mensuplarının, prestijli ve hatırlı kanaat önderlerinin hep birlikte çaba sarf etmelerinin gerekliliğini idrak ettik.

Çatışma ortamının barış haline dönüştürülmesi için tarafların tek taraflı hedeflerin ötesine geçerek birlikte var olma ve gelişme amacı doğrultusunda hareket etmesi gerekmektedir. Barış, çatışmaya taraf olan aktörlerin tek yanlı hedeflerinin ötesinde aşkın bir vizyon kazanmasıyla gerçekleşebilir. Tarafların birlikte varlık gösterme ve gelişme kaydetmesine imkân tanıyan Avrupa Birliği gibi oluşumlar bu vizyonun uygulamaya konmuş örneğidir. (Ref: Johan Galtung-Bilgesam rp.45)

Değerli düşünürler, Kürt kökenli vatandaşlarımız arasında yapılan anket-alan çalışmaları şu gerçeği ortaya çıkarmıştır. Kürtler; bağımsız-demokratik ve müreffeh bir Türkiye’de Türklerle eşit ve hür vatandaşlar olarak bir arada yaşamak istemektedirler. Hal böyle olunca gerek siyasi aktörlerin ve gerekse ideolojiden çok etnik ayrımcılık odaklı terör peşinde koşan örgütün yatay bir Türk-Kürt savaşı çıkartmaya asla güçleri yetmeyecektir.  Eh o zaman yapılacak tek bir şey kalıyor o da mevcut çıkar çatışmalarını ortak menfaat alanlarına dönüştürebilmektir. Gayet tabi bu öyle çok kolay bir iş değildir gerçek bir strateji becerisi ve vizyon gerektirir.

Unutulmamalıdır ki normal şartlarda birbirine selam dahi vermeyecek kadar birbirinden kopuk ve farklı kitleler vazgeçemeyecekleri ortak çıkarları sözkonusu olduğunda pek ala asgari müştereklerde birleşebilmektedirler. Konuya ilişkin bir örnek sunmama izin veriniz lütfen. Nato daimi görevim esnasında Sir ünvanlı bir İngiliz amiralinin (Vice Admiral sir Norman King) konutunda verdiği bir davete eşimle birlikte ülkemizi temsilen katılmıştım. Yemek masasında Türkiye-Almanya-İtalya-Yunanistan-ABD den davetliler vardı. Sir King’in, hoşgeldiniz konuşmasındaki şu sözleri çok dikkat çekici idi. Bu masanın etrafında temsilcileri bulunan ülkeler tarihte birbirleri ile çok kanlı savaşlar yaşamışlar ama ne mutlu ki bu gün ortak milli menfaatlerimiz doğrultusunda gerçek müttefikler ve dostlar olarak bir aradayız demişti.

Çözüm için esas olan ortak menfaat alanlarının tespitinde ve değerlendirilmesinde ilkeli müzakare teorisi çok faydalı sonuçlar doğurabilir. Bu cümleden olarak birlikte var olma ve birlikte hareket etme esas alınmalıdır. Çözüm amaçlı müzakerelerin başarısı için samimiyet ve karşılıklı güven tesisi şarttır.

Çatışmanın taraflarından birinin muhatabına kendi çıkarlarını dayatması daima süreci kilitler, sürdürülebilir barışı tesis etmeyi olanaksız kılar.Uyuşmazlıkları ve çatışma ortamını kökten giderebilen çözümler ancak karşılıklı endişelerin ve beklentilerin doğru anlaşılabildiği, tarafların duruşlarını ve tezlerini sürekli diyalog içinde kalarak revize ettikleri süreçlerle sağlanabilir.

Netice olarak; Türkler ve Kürtlerin, bilimsel araştırmalarla teyid edilmiş olan bir arada yaşama istekleri-irade beyanları tüm düşünce sistematiklerimize ve ortak menfaat arayışlarımıza egemen olmalıdır .Kürt kökenli vatandaşlarımızın başta kimlik olmak üzere makul ve samimi olan, sosyal-kültürel-ekonomik ihtiyaçları-talepleri siyasi erk sahiplerince ertelenmemelidir. Burada akla şu soru gelebilir makul ve samimi taleplerin sınırları nelerdir ? Kanaatimce ; Tek bayrak-Tek resmi dil –en azından kapsayıcı üst kimlik bazında tek millet ve Tek vatan dışında her talep makul ve samimi olarak kabul edilmeli, en azından ortak çıkarlar doğrultusunda cesurca ve dürüst bir şekilde müzakere edilebilmelidir.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist

06.04.2012  

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS