Dün 23 Nisandı, TBMM'nin 90. yıldönümü ve Çocuk Bayramı... Çocukluğumdan belleğimden silinmeyen birkaç anı, yüzümde ıslak bir çizgi oluşturan gözyaşları... Yoo, ağlamamın nedeni hüzünlü geçmişime değil, tükettiğimiz geleceğimize... Yitirdiğimiz, hapishane köşelerine sürüklediğimiz, her yıl yeni bir yarışa girmek zorunda bıraktığımız, dövdüğümüz, ırzına geçtiğimiz, psikolojisini bozduğumuz çocuklarımız için ağlıyorum.
Dün yine verdik minicik ellere trampetleri, borazanları ve bayram yapın dedik emreder gibi. Peki, yapabildiler mi? Yapamadılar pek tabi... Nasıl yapsınlar ki? Borazana üflerken ya da öğrendiği şarkıları onlarca gözün önünde okurken yaşıtlarının yaşadığı trajedi insanın aklına gelmez mi? Gelir elbette... Gelir de kaygılanır, gelir de yaşı kaç olursa olsun bir yumru çöreklenir boğazına. Kurtulmak ister bu acımasız dünyadan, tıpkı yatılı eğitim gören on yaşındaki Umut gibi. Tıpkı Fethiye'deki Soner Semih gibi...
Gazetelerin üçüncü sayfalarına bakmakla bile bu topraklarda yaşamaya çalışan çocukların hallerini anlamak mümkün aslında. Ama nedense yanlışlıkları düzeltmekle yükümlü olan görevliler ısrarla üç maymunu oynamaktalar. Oysa görseler, Başkentin göbeğinde açılan inşaat çukuruna düşüp boğulmayacaktı küçük kız. Oysa duysalar başbakanın meclise seçildiği Siirt'te on beşinden küçük yedi kız onlarca ergen sapığın tecavüzüne maruz kalmayacaktı. Oysa hissetseler, ilköğretim çağındaki çocuğunun sokak ortasında yerde dakikalarca sürüklenmesine Kürtçe ağıt yakan ananın feryadını yüreklerinde duyumsayacaklardı. Söylediklerim olmadı; çünkü bu ülkede insanın değeri yok ki, çocuğa hak ettiği önem verilsin.
Analar en az üç çocuk yapsın diye fetva verenlerin önüne Devlet İstatistik Enstitüsü'nün çıkardığı rakamlar konulmuyor mu acaba? Çocukları ahbap bursuyla Amerika'da okuyanlar ne bilsinler binlerce ailenin kuru ekmek ya da makarnaya talim ettiğini? Ne bilsin kalemin, defterin, okul çantasının, giysinin fiyatını? Çocukları gemicikler edinenler, yumurta şirketlerine patron, yandaş TV kanallarına müdür olanlar ne bilsinler binlerce çocuğun sokaklarda kuru soğuğun altında aç uyuduğunu? Bilmezler elbet, tıpkı yedi ila on dört yaş arası çalışan çocukların sayısının dört milyona dayandığını bilmedikleri gibi... Onun içindir ki yatak odalarına kadar burunlarını sokuyor bu kişiler...
Türkiye'de doğan her çocuk binlerce TL borçla, demokratik ve kişisel haklardan yoksun olarak dünyaya geliyor ne yazık ki. Bunların dillendirilmesinin bile suç sayıldığı, suçlarının ne olduğunu dahi bilmeden senelerce hapis yattığı, düştüğü duruma üzülüp kahrından öldüğü bir ülkenin çocukları olmak kolay mıdır? Çocukluk, gençlik yıllarında üç darbe görmüşlerin şimdiki çocuklara uygulamalı olarak sivil darbeyi gösterdikleri bir ülkede yaşamak?
Anayasa değişikliği sırasında bir kez daha görüldü ki yurttaşların halini fark edemeyenler, farklı bir pencereden bakmaktalar. Tıpkı bir reklâmda annesinin yaptığı işleri öven kız çocuğu gibi "benim ülkem en demokrat, en özgürlükçü, en çok sözü dinlenen, yumruğunu masaya vurduğunda herkesin çekindiği, ekonomisi sağlam, kimsenin desteğine gereksinim duymayan, muhalefetin serzenişlerine ve işçilerin isteklerine en çok kulak veren, insanları refah ve mutluluk içinde bir ülke," demekte, bir eli yağda, ötekisi balda olan vekiller. Rakamlar aksini söylüyor, yüzler neden hiç gülmüyor?
Dün 23 Nisandı, Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı... İçim kan ağlıyor, gözlerimde Soner Semih’in fotoğrafı... Yüreğimden yükselen bir ses; bugün 23 Nisan, nedense hep hüzünleniyor insan...