"Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, herkese mutlu olsun... Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, herkese kutlu olsun..." İlkokul yıllarından bu güne değin anımsadığım birkaç çocuk şarkısından bence en güzel sözlere sahip olan şarkının ilk dizeleriydi az önce yazdıklarım. Ve şarkı, yanlış anımsamıyorsam şöyle devam ediyordu: "mutlu olsun tüm evren, mutlu olsun insanlık..."
Günler öylesine çabucak geçiyor ki hızına yetişemiyor çoğu zaman insan. İşte, bir yıl daha göz açıp kapayana kadar geçti. Peki, çevremize dikkatlice baktığımızda nasıl bir dünya görüyoruz? Ben; yorgunluktan konuşamayacak halde olan, bir dilim ekmek bulabilmek için saatlerce çöp tenekelerini karıştıran, iş bulabilme uğruna evlerinden, mahallelerinden, hatta bazen vatanlarından ayrılmak zorunda kalan, mutsuzlukları yüzlerine yansıyan insanlar görüyorum. Öylesine mutsuzlar ki gülümsemeyi dahi unutmuşlar. BM'nin elinde bulunan rakamlar da benim gözlemlerini doğrular nitelikte ne yazık ki. Üzerinde yaşadığımız dünyada 5 milyar insandan 25 milyonu mülteci konumunda, raporlara göre. Yeryüzünün birçok bölgesinde savaşların halen sürdüğünü düşünürsek mültecilerin hızla artacağı sonucuna kolaylıkla ulaşabiliriz. Yine halen 42 ülke veya bölgede kara mayını olduğunu kayıtlardan biliyoruz. Her yıl onlarca insan kara mayınlarına basarak sakat kalıyor ya da yaşamını yitiriyor. Gelişmekte olan ülkelerdeki nüfusun %50'sinden fazlası gecekondularda yaşıyor ve 90 milyon insan açlık sınırının altında gelir elde ediyor. Metropol kentlerde yaşayanlar; hava kirliliği, trafik, stres, mafya ve terör gibi sorunlarla boğuşmak zorunda.
Dünya halkları zorlukları aşmakla uğraşırken, biz de kimilerinin göstermeye çalıştığı gibi bir ülkede yaşamıyoruz elbette. "Kriz teğet geçti," diyenler olsa da ATO'nun tespit ettiği rakamlara göre nüfusumuzun %15,4'ü açlık sınırının altında, %74'ü ise yoksulluk sınırının altında bir gelirle yaşıyor. Kredi kartları borçluları tarihte görülmemiş rakamlara ulaşmış durumda. Ailesini biraz olsun rahat yaşatmanın derdindeki birçok insan iki işte birden çalışıyor. Buna karşın, pek çok evde akşam yemeği olarak makarnayla ekmek yeniliyor. İki gıda maddesini bir arada göremeyen aileler bile var, 2011 Türkiye'sinde. Ülkemizde en çok kızlarımız ve kadınlarımız mutsuzdur diye düşünüyorum. Evde tenceresine koyacak malzeme bulamamanın yanında, biz erkeklerin hayvansal arzularına yanıt vermek gibi bir görevleri var. Cinsel taciz, tecavüz ve dayak en çok aile içinde görülüyor. Bunun yanı sıra kızlarımız çoğu bölgede sevdiği gence varamıyor. Ailelerinden izinsiz aşk evliliği yapanlar, töre ya da namus adındaki cinayetlere kurban gidiyorlar. İnönü Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre 2001 yılından beri 172 töre, 172 namus cinayeti işlenmiş durumda. Yasak aşklardan dünyaya gelen ya da çeşitli nedenlerle evsiz kalan 25.000 ila 50.000 çocuk bu yılbaşını da soğuktan titreyerek sokakta geçirdi.
2011 yılı dile gelse ve sorsalar; geçmiş yılların enkazını devralmak ister miydi acaba? Sanmıyorum... Ancak, böyle bir şansı olmadığından tıpkı bizim gibi suratını asacak ve 365 günün geçmesini bekleyecek 2011. Ve o gün geldiğinde diğerleri gibi, sorunları üstüne koyarak bayrağı teslim edecek.
Yeni yılın bu ilk yazısında karamsar bir tablo çizip sizi umutsuzluğa düşürmek istemezdim. Ancak dünyanın herhangi bir köşesinde bir insan mutsuzken, benim mutlu olabilmem söz konusu bile değil. Keşke herkes çocukken söylediğimiz şarkılardaki gibi şen şakrak, mutlu ve umutlu olabilseydi.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
Ertan yazının altına izninle imzamı atarım. Amcan yaşında bir yazar
BeÄŸendimBeÄŸenmedim