Burcu Demir

Cumhuriyet kadını mısın, Osmanlı özentisi mi?

Kabul edelim; cumhurbaşkanlığı yarışı, yerel seçim öncesindeki heyecan ve tempoya yetişmekten epey uzak kaldı. Buna rağmen, birçok propaganda yapıcı kutuplaşmayı törpülemek yerine körüklemeyi sürdürmekten vazgeçmedi. Belki ilgi ve katılımı arttırmak için bu yola başvuruldu; belki de basında her zamankinden daha fazla yer edinmek amaçlandı...Sebebini bilemem. Bildiğim yegane gerçek; birilerinin tehlikeleri sularda yüzmeye ısrarla devam ettiği...

Misal, ben sosyal demokratlığın ulusalcılıkla beraber yükselişe geçtiği ve mevcut hükümete muhalefet etmenin bayağı popüler hale geldiği mahallelerde uzun yıllar yaşadım. 'Cumhuriyet', 'demokrasi' ve 'medeniyet' gibi kavramları parselleme, dahası kendini, onların tek sahibi addetme merakı; gözlemlediğim başlıca yanlışlardan biri oldu. Her seçim öncesinde olduğu gibi bugün de kadın ve genç seçmenlerin oylarını almak en mühim hedefleriydi. Dolayısıyla, 'medeniyetten nasibini almış bir cumhuriyet kadınına yaraşır şekilde davranmak', 'osmanlı özentiliğine kapılıp gitmemek', 'seçme ve seçilme haklarının hakkını vermek' gibi cümleler havada uçuşup durdu.

Baştan söyleyeyim; söz konusu uyarıların hiçbirine itirazım yok. Elbette medeniyetten nasibimizi alacağız, demokratik haklarımızın bilincine varacağız ve peşinden gitmek için her daim cumhuriyetçiliği seçeceğiz. Lakin, bu gibi ifadelerin bizi tam olarak hangi adrese yönlendirdiğini doğru tespit etmemizde fayda var.

'Cumhuriyet' sözcüğü mesela... Sık telaffuz etmemize rağmen üzerinde düşünmek için az vakit ayırdığımız bir kavram... Gücünü nereden alıyor? Neler çağrıştırıyor da yüreğimizi bu denli ferahlatıyor? Neden sahiplenmemiz icap ediyor? Şöyle yanıtlayayım; babadan oğula geçen monarşik bir düzene veda edip ülke yöneticilerini bizzat kendimizin seçtiği demokratik sisteme geçişimizi simgelemesi dolayısıyla su serpiyor yüreğimize. Başka bir deyişle; kulluktan vatandaşlığa dönüşümüzü hatırlatıyor ve tüm kudretini beş yılda bir önümüze konan sandıktan alıyor. Haliyle, cumhuriyetçiliği kılavuz edinmiş her bireyin millet iradesini savunması ve sandığın varlığını geçersiz kılmak adına çabalayan tüm vesayetçi ittifakların karşısında durması gerekiyor. O vesayet ki ülkenin tüm kurumlarını kontrol edebilir hale geldiğinde seçme ve seçilme hakkı kağıt üzerindeki iki cümleden ibaret kalıyor.

'Medeniyet' kavramından devam edecek olursak; geçmişe doğru kısa bir yolculuğa çıkmamız ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusunun söylem ve sözleriyle konuya girmemiz yerinde olur.  Bilindiği üzere;daha o yıllarda eşitlik anlayışı, medeniyetin başlıca göstergesi addedilmiş ve hiçbir kentlinin, çiftçi ya da işçi sınıfına kibirli gözlerle bakmaması defalarca öğütlenmiştir. Uzun lafın kısası; 'köylü milletin efendisidir' diyen bir liderin izinden gidilecekse; elitizme mesafe koymak ve farklı siyasi görüşlerin destekçilerini 'bidon kafalı', 'cahil cühela', 'yobaz' ya da 'göbeğini kaşıyan adam' şeklinde yaftalamamak lazım gelir.

Diğer yandan, statüko ve kibrin beraberinde getireceği tehlikeleri hatırlatmakta yetindiğim ve anti-Erdoğancılar'dan alacağım muhtemel cevapları hesaba katmadığım ya da onlarla empati kurmadığım düşünülsün istemem. Zira cümlelerini duyar gibiyim;
'Ama sandıktan çıkan irade; her daim muhafazakârlığı işaret ediyor ve biz bundan kaygı duyuyoruz.'
'Aynı yaşam tarzını paylaşmadığımız bu kesimin bizi ötekileştirmeyeceğinden emin olamıyoruz.'
'Ayranı milli içkimiz addetmiyoruz.'
'Dindar bir nesil yetiştirmek istemiyoruz.'
'Haliyle kendimizi sistem içinde temsil edilmiş hissetmiyoruz.'

O halde, ülkenin içinde bulunduğu çıkmazı yeni baştan ve daha doğru bir biçimde tanımlamayı öneriyorum. Muhalif mahallelerin alkışlarına bağımlı hale gelmiş kalemşörler gibi 'Türkiye'nin tek sorunu; Erdoğan'dır!' deyip kolaya kaçmayalım istiyorum.
Çünkü biliyorum ki bugün itibariyle ülkemin en büyük açmazı sandık iradesini sahiplenenler hanesinde sağa hitaben Ak Parti'nin; sola hitaben de HDP'nin yalnız kalması ve yıllar yılı kitleleri arkasından sürüklemiş merkez sağ-sol partilerin gerçek misyonlarını unutarak vesayetçi ittifaklar ya da elitist söylemlerle çare arayışına girmeleridir. Bu açıdan bakıldığında; -ister erkek ister kadın olsun-bilinçli bir seçmenin yapması gereken siyaset yapıcıların kendisine dayattığı yanlışların peşine alalacele takılmamak ve liderlerinin içinde bulundukları gafleti kendilerine hatırlatacak bir duruş sergilemek olmalıdır. Eğer cumhuriyet ve medeniyet kavramlarından nasibini almış; seçme ve seçilme hakkını az da olsa özümseyebilmişlerse...

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS