Yazmayacaktım... Kırgındım biraz. Çünkü kendi iç dünyamı anlattığımda, bir kısmınız demagoji yaptığımı düşünüyordu, bir kısmınız da kötü durumda olduğumu sanıp teskin etmeye kalkışıyordu. Oysa söz konusu olan yalnızca ben, yalnızca benim duygularım değildi. Bizim, 8,5 milyon engellinin bazı durumlar karşısında neler hissedebileceğini aktarmaktı amacım. Ancak üst üste gelen yanlış destek çabaları yıldırmıştı beni ve kendi kendime söz vermiştim, bir daha engelliye dair hiçbir şey yazmayacaktım. Ama yine dayanamadım işte. Kardeşim gibi sevdiğim birinin sosyal paylaşım sitesindeki profilinde; "videoyu paylaşıp engellilerin neler hissettiğini anlayalım" isimli bir video vardı. Arkadaşım bu videoyu engelliler için bir şeyler yaptıklarını sanan ve iki milyon üyesi olan bir gruptan almıştı. Sonra düşündüm ben mi duygusal davranıp insanları acımasızca eleştiriyorum diye ve bunun üzerine engellilerin iç dünyasıyla ilgili konuyu son kez işlemeye karar verdim.
İster engelli deyin, ister özürlü, ister sakat... Zor bir yaşamdır bizimkisi. Yalnızca bizim için mi zor, yaşam? Elbette hayır... Bu zor yaşamı ailelerimiz de yaşar bizimle, elleri mahkûm. Kısıtlanmanın ne demek olduğunu en iyi çocuğu engelli olanlar bilir. Endişeyi, hüznü, korkuyu, yalnızlığı, çaresizliği, umutsuzluğu onlar yaşar. Gözlerini en hızlı onlar kaçırır, gözyaşlarını gizlemek için. Bazen doğruyu bildikleri halde söyleyemezler birbirlerine, "çocuğumuz asla adım atamayacak" diyemezler örneğin, inanmak isterler kendi yazdıkları masala.
Komşunuzun çocuğu okula giderken; "keşke benim çocuğum da..." deyip ardından gözyaşı döktüğünüz oldu mu hiç? Engelli bir çocuğa sahip ailelerin çok iyi bildikleri bir duygudur bu. Hayatları boyunca keşkeler hiç bırakmaz yakalarını. Keşke benimkinin de bir sürü arkadaşı olsa... Keşke oğlumun da bir sevgilisi olsa... Keşke kızım da gelinlik giyebilseydi... Keşke oğlumun da bir işi olsaydı... Keşke torunlarım evin altını üstüne getirselerdi... Keşkeler, keşkeler, keşkeler... Hiçbir zaman gerçekleşemeyecek hayaller... İşte böyledir engellisi olan ailelerde yaşam. Belki de beyinlerinde yarattıkları “umut” isimli o tünelin sonundaki ışığa tırnaklarıyla kazıyarak ulaşmaktır yaşam ya da bir şeyler başarmış olan çocuğunun gülümseyişini görmekten mutlu olmaktır…
Engelli de bilincindedir tüm bunların. Eksikliğinin farkındadır ve bu eksikliğini sağlıklı insanlarınkinden kat be kat uğraşarak kapatmaya çalışmaktadır. İmkânsızı ister çoğu zaman, bir işe yarıyorum(u) göstermeyi. Kimi zaman bir “anne” diyebilmek imkânsızdır, kimi zaman ülke çapında yayımlanan bir gazetede yazmak, onlar için. Her ikisi de değerlidir aslında, çünkü olağanüstü bir emek vardır sonucunda. Ne denli zor şartlarda başarabildiğinin bilinmesini ister engelli. İster ki toplum da onu anlasın, önemsesin başarılarını. İster ki zaten imkânsız olan yaşamının önüne bir zorluk daha koymasın toplum. Özellikle de yok sayıldığı, devletinin onu zavallı bir insan gibi gördüğü bir ülkede yaşıyorsa…
Yazmayacaktım, içim dolu olsa da söylemeyecektim bunları. Toplumun yüzüne aynayı tutmayacaktım, kendilerini görmesinler diye… Dayanamadım… Kurulduktan sonra birkaç hafta yöneticisi olduğum ve üye rekoru kırmak amacıyla kurulduğunu öğrendikten sonra ayrıldığım grubun yaptıkları karşıma çıkınca dayanamadım. Siz o sanallıklara inanmaya devam edin. Devam edin uyutulmaya… Ancak bilin ki engellilere sanal sevgi sözcükleriyle yaklaşamazsınız. Bilin ki 3-Aralıktan sonra da engelliler aranızdalar ve başarmaya devam edecekler…
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
bir misyon yüklendim demiştiniz ilk yazılarınızda. bu nedenle ne olursa olsun yılda birkez bile olsa bizi anlatmak zorundasınız. siz bizim ışığımız, umudumuz oldunuz. ortopedik engelliler der.
BeğendimBeğenmedimNaif bu durum, organın çalışmaması. görmemek veya yürüyememekle değil, duyguların sağlamlığında ve daha ayrıntılı bakabilme yeteneğinden kaygılarımız. Biliyor musunuz o kadar çok düz çizgilerde yaşayan varki işte gerçek orada.Yaşama Alternatiflerini bilseler, sizi daha iyi yorumlayabilirler... Engelli değilim, yazdıklarımı aynen sizin gibi algılıyorlar. Oysa bir öz var sözcüklerin içinde, o özü beslemek için okuyucunun düşünmesi gerekiyor... Yorumsuzluk size ait değil... Yazmalısınız...
BeğendimBeğenmedim