Serdar Durat

Değerli Yalnızlık ve Duygusal Dış Politika

Değerli düşünür dostlarım,

Bu köşeyi takip edenler bilirler bir önceki yazımda Türkiye’nin dış politikasında din odaklı duygusallığın egemen olduğunu ve bu durumun milli menfaatlerimizle her zaman tam olarak örtüşmediğini anlatmaya çalışmıştım. Nitekim bu hafta gelişen olaylar karşısında AKP iktidarının reaksiyonları bu konudaki ısrarın sürdüğünü teyid etmiştir. Suriye’de yaşanan katliam, çoğunluğu bebek ve çocuklardan oluşan yüzlerce masum insanın kimyasal silahlar kullanarak vahşice öldürülmeleri, nedenleri ve failleri kimler olursa olsun asla kabul edilemeyecek insanlık ayıbı, ahlaksızlık, şerefsizlik,vicdan ve namus yoksunluğudur. İvedilikle durdurulması için bütün dünyanın seferber olmasını gerektirir.

Türkiye’nin gerek jeopolitik konumu ve gerekse Suriye halkı ile olan tarihi-kültürel-dini bağları itibarı ile tüm dünyayı ayağa kaldırmaya çalışması ve bu zulume son verilmesine ön ayak olması çok doğal ve ulusal çıkarları gereğidir.  Gayet tabidir ki gerek fiziken ve gerekse duygusal olarak Suriye’ye uzak ülkelerin bize nazaran görece daha duyarsız, olası bir müdahale için isteksiz- mütereddit olmaları o ülkelerin politikaları ve stratejileri kapsamındaki argümanları ile açıklanabilir. Bizimle % 100 ayni düşünmelerini ve ayni tepkileri vermelerini beklemek biraz fazla iyimserlik olur.

Nitekim Rusya-İran ve Çin başta olmak üzere henüz bir çok ülke Esad yönetimi tarafından gerçekten kimyasal silahların kullanıldığını dahi kabul etmemektedirler. BM Güvenlik konseyinden konuya ilişkin güçlü bir kınama ve müdahale edilmesine dönük herhangi bir karar dahi çıkamamıştır. Öte yandan ABD Genel Kurmay Başkanı, Suriye’ye karşı herhangi askeri bir müdahalenin ABD nin ulusal çıkarlarına kesinlikle aykırı olduğunu belirtmiş ve böyle bir kararın ABD yi Arap coğrafyasında sonu bilinmez maceralara sürükleyeceğini ifade etmiştir. Halen mevcut duruşları itibarı ile Çin-Rusya ve İran’ın, Suriye’ye müdahale etmeye teşebbüs eden çok uluslu bile olsa tüm koalisyon güçlerinin karşına çıkacakları öngörülebilen ve üstlenmek istenmeyen bir risk olarak ortada durmaktadır. İngiltere ve Fransa son derece cılız ve geri dönüşü kolay bir uslupla Suriye’ye müdahale için BM bünyesinde karar alınamazsa her türlü olasılık masadadır ve gerekirse başka türlü kararlar alınabilir gibi kaypak beyanlar vermişlerdir. Bir kere şu saptamayı hemen yapalım ki ABD nin içinde yer almadığı bir askeri müdahaleye İngiltere’nin destek vermesi söz konusu bile olamaz. Fransa ise AB üyelerinden farklı olarak tek başına bir maceraya girmeyi hiç göze alamaz hele bir de şu sıralar içinde olduğu ekonomik sorunları gözönünde bulundurursak böyle bir olasılığın yok denecek kadar az olduğunu görebiliriz.

Hal böyle iken- gergin bir kutuplaşma bu kadar bariz iken Suriye’ye yapılacak bir askeri müdahale ortadoğu coğrafyasını bir felakete sürükler ve kan gölüne çevirir endişesi gerek BM de ve gerekse NATO kulislerinde hakim olan bir gerçekliktir.

Öte yandan Rusya Suriye’deki mevcut çıkar alanını kaybetmeye tahammül edemeyeceğinden Esad sonrasına ilişkin olarak ABD ile gizli pazarlıkları ve bilek güreşini sürdürmektedir.

Sevgili okurlar, Bu basit ve özet değerlendirmenin ışığı altında Türkiye’nin Suriye ve Mısır eksenli dış politikasındaki fazla aceleci-müdahil olmaya aşırı hevesli tavrı -tarafgirliği gizlenemeyecek kadar aleni bir diplomasi izlemesi- çok ön plana çıkması ve en nihayet son günlerde iyice belirginleşen yalnızlığa düşmesi Mili menfaatlerimize nasıl ve ne tür bir yarar sağlayabilir dersiniz ? Nitekim AKP içinden bu yalnızlığı kabul eden beyanatlar da gündemdedir.

Bu cümleden olarak; Dış İşleri Bakanı sn.Davutoğlu ABD ye karşı ‘’yanlış yerde durmaktansa yalnız ve dimdik dururuz’’ ifadesini kullanmış, Başbakan danışmanı sn.Kalın ise bu yalnızlığı kabul etmiş ve bunun değerli bir yalnızlık olduğu görüşünü dile getirmiştir.

Önce nedir acaba bu değerli yalnızlık diye merak ettim, uluslararası ilişkiler-modern yönetim stratejieri-devletler hukuku ve politika disiplinlerinde bilmediğimiz yeni bir terim mi ? diye düşündüm. İnternette arama motorlarına ‘’Precious loneliness ‘’ yazdım ama bir sonuç alamadım.

Demekki böyle bir ifadenin dünyada karşılığı yokmuş herhalde AKP oydaş ve sempatizanı grupların gururlarını okşayıcı bir retorik ten ibaret diye aklımdan geçirdim.

Hükümet sözcüsü sn.Hüseyin Çelik ise yaptığı konuşmasında BM Güvenlik konseyini hedef alarak siz ne işe yararsınız ki anlamına gelecek sözler sarf etmiştir.

Biz kimsenin gazına gelip Suriye ile harp etmeyiz diyen Çelik,  Mısır eski devlet bşk.Mübarek için çağdaş Firavun yakıştırmasını yapmış, Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi hapiste iken bu çağdaş Firavun nasıl olur da tahliye edilir şeklinde başka hiç bir ülkeden duyulmayan diplomatik sınırları zorlayıcı eleştirilerde bulunmuştur.

Bu arada BM’in kadına şiddeti önleme projesi kapsamında Türkiye’de imza törenine katılan BM temsilcisinin huzurunda yaptığı konuşmasında  Diyanet İşleri Başkanı sn. Mehmet Görmez ; Kadına şiddet ile ilgileneceğinize insana cinayet ile uğraşın demiştir. Öyle ya adam çok haklı bizim ülkemizde Kadına Şiddet var mı ki..? önleyici projesi olsun..

Değerli düşünürler, sn.Başbakan ve sn.Bakan Şahin Suriye ve Mısır’daki can kayıplarına üzüntüleri nedeniyle televizyon kameraları önünde gözyaşlarına boğulmuşlardır. Son derece insani ve doğal bir reaksiyondur. Ayni üzüntüleri yüreğimizde hissediyor ve zaman zaman biz de göz yaşı döküyoruz. Ama inanın dış politikada ve uluslararası ilişkilerde gözyaşının pek bir etkisi ve kıymeti harbiyesi olmaz.

Netice olarak demem odur ki ;Milli menfaatlerimizi korumak ve kollamak, dini ve insani duygularımızı asla dışlamadan ama ağlayarak-öfkelenerek-dikleşerek-küserek değil , soğukkanlı-akılcı-kozlarımızı doğru kullanacak şekilde ve Dünya’dan kopmadan, yalnız kalmadan uygulanacak stratejiler ve politikalar ile mümkün olabilir. Unutulmamalıdır ki Suriye ve Mısır’ da huzurun tekrar tesisine hizmet edebilecek bir dış müdahale kaçınılmaz hale gelirse ve uluslararası müşterek bir siyasi irade oluşmadan münferit müttefik gruplarca yapılırsa sonu kesinlikle felaket olur.

Bu kadar yoğun bir şekilde Suriye ve Mısır ile ilgilenirken umarım gözden kaçmamıştır.

-ABD Merkez bankasının küresel ekonomik stratejileri gereği başlattığı Kur savaşları nedeniyle usd’ ın tl karşısındaki ani değer artışı sonucunda dış borçlarımız bir kaç gün içinde 100 milyar tl üzerinde otomatikman artmış.
-Sınır tanımayan gazeteciler örgütünün dünya basın özgürlüğü listesinde Türkiye, dünyanın en geri ülkelerinden Etiyopya’nın bile gerisine düşerek 154. sırada yer almış.
-Demokratik açılım projesi ve çözüm süreci kapsamında sınır dışına çıkacakları belirtilen PKK teröristlerinin, askerimizin ve polisimizin hazmedilemeyecek bazı durumlara rağmen kesinlikle operasyon yapmamalarına karşın daha ancak % 20 si ülkemizi terketmiş.
-Yeni anayasa hazırlık çalışmalarında Devletin bölünmez bütünlüğü ilkesinden vazgeçilebileceği tartışılıyormuş.
-Eskişehir’de Gezi olaylarına karıştığı için saldırıya uğrayan 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın dövülerek hunharca öldürüldüğü video görüntüleri ve otopsi raporu ile ile kesinleşmiş . Eyleme karışanlar ‘’Devletin polisine yardım ettiklerini’’ belirtmişler.
               
Ne diyelim Suriye ve Mısır’daki trajedi ve katliamlarda hayatını kaybeden insanların acılarını yüreğimizde saklı tutarak, konuya ilişkin samimi diplomatik çabalarımızı sürdürürken biraz da kendi halimize mi ağlasak acaba..?

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS