“Başbakan, muhalif yazılar yazan köşe yazarlarına çattı…”
“Başbakan, herkese daha fazla özgürlük için açılımların bir gereksinim olduğunu belirtti…”
Başbakanın gün içinde bile birbiriyle çelişen açıklamalarını sayıp dökmek değil amacım, bilinmeyen denklem haline getirilen demokratik açılıma sorular yöneltmek ve o sorulara kendimce yanıtlar aramak...
Yazının başındaki iki tümceyi dikkatlice inceleyecek olursak başbakanın yalnızca kendine ya da yalnızca kendi belirlediği kişilere demokrasi istediği anlamını rahatlıkla çıkartabiliriz. Oysa demokrasi, Türkçe karşılığı halkın iktidarı olan Yunancada demok ve krasi sözcüklerin birleşmesiyle oluşan bir sözcüktür. Halkın iktidarı, bu sözcüğü kısaca açacak olursak; halkın yöneticilerini özgürce seçebilmesi ve yönetimde söz sahibi olabilmesi demektir. Peki, çok partili sisteme geçişle gerçek demokrasiye bir adım daha yaklaşan Türkiye'de ne değişti de demokratik açılıma gereksinim duyuldu?
Bu sorunun yanıtını bulmak için çok fazla düşünmeye gerek yok aslında. Defalarca darbe ve darbecik görmüş bir ülkede demokrasiden söz etmek olası değildir. Ancak demokrasiyi yaşamaya bu güne dek tek engel askerler midir? Sivil yönetimler de halkın iktidarını engellemektedirler. Nasıl mı?
Savunduğunuz görüşün mecliste temsil edilebilmesi için getirilen %10 barajı, seçim yarışında boy gösterecek milletvekili ve belediye başkanı adaylarının parti başkanlarınca belirlenmesi, delegelerin başkanlara yakın olan kişilerden oluşturulması, milletvekillerinin kendi iradesiyle değil de başkanlarının isteği doğrultusunda elini kaldırıp indirmesi, yandaş medya yaratma çabaları, muhalif yazarları ve çizerleri patronlarına şikâyet ederek işten attırma girişimleri ya da konuyu mahkemeye taşıyarak susturma taktikleri, zor durumda olduğunu anlatmaya çalışanları önce; "ananı da al git," diyerek azarlamalar, ardından anasından emdiği sütü burnundan getirmek, ülkeyi demokrasiden uzaklaştıran etkenlerin başında gelmez mi?
Peki, iktidar milletvekillerinin ve başbakanın ağzında sakız ettiği demokratik açılımda üstte saydığım yanlışları düzeltmeye yönelik herhangi bir girişim var mı? Şu ana dek yetkililerin yaptığı konuşmalardan ve tavırlarından çıkardığımız sonuca göre AKP'nin hiç de öyle bir niyetinin olmadığını anlayabiliriz. Sözlerinde samimi olanlar bir an önce yasa değişikliği yaparak halkın daha fazla söz sahibi olmasını sağlamazlar mı? Bu gün hala memurların siyasi görüş belirtmesi yasaksa, öğrenciler TEKEL işçilerine bahçede oturma eylemi yaparak destek verdiler diye okuldan atılıyorsa hangi demokrasiden bahsediyoruz?
Son anketlere baktığımızda, önümüze temcit pilavı gibi konan demokratik açılım halkın iktidarı için değil de, AKP'nin can simidi olmuş gibi gözüküyor. Yani sekiz yıllık dönemde halkın beklentilerine cevap veremeyen, işsizliğin rekor seviyeye çıkmasını önleyemeyen, kamu mallarının satılmasına karşın cari açığın ikiye katlanmasına seyirci kalan, kurumlar arasındaki çatışmanın fitilini ateşleyen, halkın büyük bir bölümü tarafından cumhuriyetin ve laiklik ilkesinin karşısında bir tehdit olarak gördüğü AKP, laf kalabalığına getirip bir dört yıl daha iktidarda kalmaya çalışıyor da diyebiliriz buna.
Öğrenci, işçi, memur, işadamı, yargı mensubu, polis, asker, sanatçı, gazeteci, yazar… Telefonum dinleniyor mu korkusuna kapılıp siyasi görüşünü evinde ya da iş yerinde söylemekten çekinir hale getirildiyse bu ülkede demokrasi yok demektir. AKP, çıkarları doğrultusunda benden olan ve olmayan diye tüm meslekleri ikiye ayırıp görüşlerine yakın olan kişileri bir masanın çevresinde toplayarak olmayan demokratik açılımı süslemek yerine, ötekilere kulak kabartıp paketin içini doldurmaya çalışsa başbakan, daha iyi yapmaz mı? Ama nedense Tayyip Bey kendisi gibi düşünmeyenleri düşman askeri olarak görüyor ve her fırsatta güzelce fırçalıyor. Eh, başbakanın demokrasi anlayışı da; “herkes sussun, ben konuşayım” cinsinden, ne yapalım?
NOT: Başbakan Roman Açılımını kendi belediye başkanlarına anlatırken kendisini eleştiren gazetecilere; “bana kimden özür dilenmesi gerektiğini öğretemezsiniz. Kaçak çalışan Ermenilerden değil de Roman yurttaşlarımızdan özür dilememiz gerekiyor. Biliyorsunuz onlara çopar diyoruz, ne kadar aşağılayıcı bir şey. Çopar köpek ismidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu sözcüğü kullandığımız için halk adına Roman Yurttaşlarımdan özür diliyorum,” demişti. Sanırım başbakan bunu söylerken “şopar” demek istedi. Çünkü şoparın Türk Dil Kurumu’ndaki karşılığı çingene çocuğu, kaygılı, şımarık, küstah, yaramaz… Merak edenlere çoparın Türk Dil Kurumu’ndaki karşılığını da söyleyelim; haşarı, yaramaz, dikkatsiz…