Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim
- IMKB

- 54.810
- Dolar

- 1,8425
- Euro

- 2,3065
- Altın

- 619,17
- Ankara : 10 °C
- İstanbul : 15 °C
- İzmir : 13 °C
- Adana : 16 °C
- Antalya : 16 °C
- Diyarbakır : 12 °C
Devlet Baba tüm e-mailleri izliyor !

Taraf Gazetesinin polis kökenli yazarı Emre Uslu, e-mail trafiğinin devlet tarafından takip edildiğini yazdı. İşte haftaya damgasını vuracak o yazı..
17 Ocak 2010 / 11:58
Tarafın sürmanşetine çekilen bir haberde Özel Kuvvetler Komutanlığının Tarafta çıkan bir haber üzerine mahkeme kararı olmadan iki gazetecinin e-postalarını izlettirdiği ortaya çıkıyor.
Tarafın yayımladığı belgede 11 Mayıs 2009 tarihli Taraf Gazetesinde yer alan haberlere temel teşkil eden 2004 yılında hazırlanmış Ö.Kuv.K.lığına ait dört adet belgenin elektronik ortamda internet aracılığı ile bir gazeteciden diğer bir gazeteciye gönderildiği tespit edilmiştir. Genkur. Başk.lığınca söz konusu belgeler incelenmek üzere 12 mayıs 2009 tarihinde Öz.Kuv.K.lığına gönderilmiştir. Komutanlığımızca başlatılan inceleme sonucunda tespit edilen bilgilere dayanarak mahkeme dosyası hazırlanmış ve konu adli mercilere iletilmiştir deniyor.
Peki, güvenlik birimleri elektronik takibi nasıl yapıyor? Bu soruyu açıklamak için öncelikle dünyadaki elektronik ağların çalışma mantığını bilmek gerekiyor. E-maillerimiz ya da her gün ziyaret ettiğimiz web sitelerinin trafiği dünyada deniz altı kabloları denilen siber kablolar üzerinden sağlanıyor. Yani her ülkeyi dünyanın diğer ülkelerine bağlayan denizlerin altında döşeli kablolar mevcut.
Aslında günlük iletişimimiz dünyanın değişik yerlerinde bulunan serverler aracılığıyla sağlanıyor. Hatırlanacağı gibi 2008 yılında Dubai açıklarında yanlışlıkla koparılan internet kabloları Ortadoğunun çoğu ülkesinde ve Afrikada internet trafiğinde aksamalara neden olmuştu. Özellikle Mısırda internet erişimi yüzde 80 oranında zarara uğramıştı.
Türkiyeyi de dünyaya bağlayan deniz altı internet kabloları mevcut. Bütün iletişimimiz birkaç ana kablo üzerinden yapıldığından güvenlik örgütleri bu ana kabloları stratejik noktalar olarak görür ve onların içinden geçen bilgileri kontrol etmek isterler. Bu çerçevede Türkiyedeki dört güvenlik/istihbarat birimi ayrı ayrı olarak bu kabloların ülkeye giriş noktalarına değeri yüz milyonlarca doları bulan kontrol serverları yerleştirmiştir. Yani birbirinden bağımsız olarak her istihbarat biriminin bu kablolarda konuşlandırılmış elektronik gümrük kapıları mevcuttur. Bunlara toplamda milyar dolara yakın para ödenmiştir. Ve tabii ki bu paralar örtülü ödenekten verilmiştir. Bu cihazlar sayesinde Türkiyeye giren ve çıkan her türlü bilgi ülkeye girerken veya çıkarken bu cihazlara uğrar orada bir kopyası çıkarılır ve daha sonra da ulaşacağı adrese ulaşır. Bir diğer anlatımla, elinize gelen bilgilerin siz ve muhatabınız dışında başka kimse tarafından görülmediğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. En azından Türkiyeye giren bilgiler dört kontrol noktasından geçtikten sonra geliyor. İki kere rafine yağ kullanan yurdum insanı dört kere rafine bilgiye ulaşıyor demek bu.
Bir tür elektronik gümrük işlemi gören bu cihazlardan geçen her bilgi kontrol edilmez. Ancak istendiği takdirde, her bilgi kontrol edilebilir. Yani eğer dört istihbarat biriminden biri sizin e-mail adresinizi kontrol etmek istiyorsa o bilgi zaten arşivlenmiştir. O arşivlerin arasından elle konmuş kolaylığı içinde o bilgi bulunup çıkarılabilir. Muhtemelen Tarafın yayımladığı belgenin nasıl dolaştığı bilgisi de bu teknik imkânlar sayesinde mümkün kılınmıştır.
Bu uygulama özellikle 2001 yılı sonrasında gelişen terörle mücadele konsepti gereği hemen hemen bütün ülkeler tarafından yapılmaktadır. Bu noktada kritik olan soru şu: o arşivlenen bilgiye kimin ne zaman ve nasıl ulaşacağı sorusudur. Görüldüğü kadarıyla Taraf ile ilgili Genelkurmay içinde yapılan bir soruşturma kapsamında o bilgilere herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın erişilmiş. Muhtemelen diğer iç istihbarat birimleri de ellerini kollarını sallaya sallaya o depolardan istedikleri kişilere ait istedikleri bilgileri alıp kullanıyorlar. Yani bir anlamda devletin kozmik bürosuna girmek isteyen hâkime direnen güvenlik elemanları ve onları destekleyenler vatandaşın kozmik odasında ellerini kollarını sallaya sallaya cirit atıyorlar ve bu odaların kapısında asılı hukuk kilidi de mevcut değil.
Hrant Dink suikastında olduğu gibi, her gün onlarca tehdit e-maillerine maruz kalan aydınlar ve gazeteciler sözkonusu olduğunda bin dereden su getiren, kulağının üstüne yatan ve eliyle yerleştirdiği dört farklı sistemde depolanan bilgileri araştırıp tehdidin kaynağına ulaşmak istemeyen güvenlik birimleri, sözkonusu kendileri olunca mahkeme kararı bile beklemeksizin arka odalarında takılı bulunan o elektronik depolara dalıp gazetecilerin bütün e-mail trafiğini hallaç pamuğu gibi attırabiliyor. Bu temel çelişkinin bir felsefik arka planı var: Devletin güvenliği halkın güvenliğinden daha önemli ve önde gelir. Bu nedenle de sözkonusu devlet olunca ne halkın hakkının ne de güvenliğinin önemi kalır.
Ya hesaplarımıza koyduğumuz şifreler; onlar işe yaramıyor mu diye soracaklara bir hatırlatma. O şifreleri açtırdığınız hesaplarınıza koyuyorsunuz e-mailinizin içine yazdığınız bilgilerinize değil. Yani send tuşuna bastıktan sonra yola çıkan bilgiler elektronik gümrüğe girerken hesabınız olarak girmiyor matematiksel kod olarak girdiğinden koyduğunuz şifrenin hiç bir anlamı yok. O şifreler sadece o kapıya dışarıdan gelip girmek isteyenler için anahtar. İçeride bulunanlar için öyle bir anahtarın hükmü zaten yok. Teşbihte hata olmasın ama durum biraz Sabri Uzunun anlattığı gibi: Hırsız içerdeyse anahtar fayda etmez...
Gündem elverir ve araya manialar girmezse önümüzdeki yazıda sokaktaki telefonların dinlenmesi konusunu yazacağım, ilgilisine duyrulur :) Hani şu Bülent Arınç suikastının haber verildiği telefonların ucundaki koca kulakları :)
Tarafın sürmanşetine çekilen bir haberde Özel Kuvvetler Komutanlığının Tarafta çıkan bir haber üzerine mahkeme kararı olmadan iki gazetecinin e-postalarını izlettirdiği ortaya çıkıyor.
Tarafın yayımladığı belgede 11 Mayıs 2009 tarihli Taraf Gazetesinde yer alan haberlere temel teşkil eden 2004 yılında hazırlanmış Ö.Kuv.K.lığına ait dört adet belgenin elektronik ortamda internet aracılığı ile bir gazeteciden diğer bir gazeteciye gönderildiği tespit edilmiştir. Genkur. Başk.lığınca söz konusu belgeler incelenmek üzere 12 mayıs 2009 tarihinde Öz.Kuv.K.lığına gönderilmiştir. Komutanlığımızca başlatılan inceleme sonucunda tespit edilen bilgilere dayanarak mahkeme dosyası hazırlanmış ve konu adli mercilere iletilmiştir deniyor.
Peki, güvenlik birimleri elektronik takibi nasıl yapıyor? Bu soruyu açıklamak için öncelikle dünyadaki elektronik ağların çalışma mantığını bilmek gerekiyor. E-maillerimiz ya da her gün ziyaret ettiğimiz web sitelerinin trafiği dünyada deniz altı kabloları denilen siber kablolar üzerinden sağlanıyor. Yani her ülkeyi dünyanın diğer ülkelerine bağlayan denizlerin altında döşeli kablolar mevcut.
Aslında günlük iletişimimiz dünyanın değişik yerlerinde bulunan serverler aracılığıyla sağlanıyor. Hatırlanacağı gibi 2008 yılında Dubai açıklarında yanlışlıkla koparılan internet kabloları Ortadoğunun çoğu ülkesinde ve Afrikada internet trafiğinde aksamalara neden olmuştu. Özellikle Mısırda internet erişimi yüzde 80 oranında zarara uğramıştı.
Türkiyeyi de dünyaya bağlayan deniz altı internet kabloları mevcut. Bütün iletişimimiz birkaç ana kablo üzerinden yapıldığından güvenlik örgütleri bu ana kabloları stratejik noktalar olarak görür ve onların içinden geçen bilgileri kontrol etmek isterler. Bu çerçevede Türkiyedeki dört güvenlik/istihbarat birimi ayrı ayrı olarak bu kabloların ülkeye giriş noktalarına değeri yüz milyonlarca doları bulan kontrol serverları yerleştirmiştir. Yani birbirinden bağımsız olarak her istihbarat biriminin bu kablolarda konuşlandırılmış elektronik gümrük kapıları mevcuttur. Bunlara toplamda milyar dolara yakın para ödenmiştir. Ve tabii ki bu paralar örtülü ödenekten verilmiştir. Bu cihazlar sayesinde Türkiyeye giren ve çıkan her türlü bilgi ülkeye girerken veya çıkarken bu cihazlara uğrar orada bir kopyası çıkarılır ve daha sonra da ulaşacağı adrese ulaşır. Bir diğer anlatımla, elinize gelen bilgilerin siz ve muhatabınız dışında başka kimse tarafından görülmediğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. En azından Türkiyeye giren bilgiler dört kontrol noktasından geçtikten sonra geliyor. İki kere rafine yağ kullanan yurdum insanı dört kere rafine bilgiye ulaşıyor demek bu.
Bir tür elektronik gümrük işlemi gören bu cihazlardan geçen her bilgi kontrol edilmez. Ancak istendiği takdirde, her bilgi kontrol edilebilir. Yani eğer dört istihbarat biriminden biri sizin e-mail adresinizi kontrol etmek istiyorsa o bilgi zaten arşivlenmiştir. O arşivlerin arasından elle konmuş kolaylığı içinde o bilgi bulunup çıkarılabilir. Muhtemelen Tarafın yayımladığı belgenin nasıl dolaştığı bilgisi de bu teknik imkânlar sayesinde mümkün kılınmıştır.
Bu uygulama özellikle 2001 yılı sonrasında gelişen terörle mücadele konsepti gereği hemen hemen bütün ülkeler tarafından yapılmaktadır. Bu noktada kritik olan soru şu: o arşivlenen bilgiye kimin ne zaman ve nasıl ulaşacağı sorusudur. Görüldüğü kadarıyla Taraf ile ilgili Genelkurmay içinde yapılan bir soruşturma kapsamında o bilgilere herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın erişilmiş. Muhtemelen diğer iç istihbarat birimleri de ellerini kollarını sallaya sallaya o depolardan istedikleri kişilere ait istedikleri bilgileri alıp kullanıyorlar. Yani bir anlamda devletin kozmik bürosuna girmek isteyen hâkime direnen güvenlik elemanları ve onları destekleyenler vatandaşın kozmik odasında ellerini kollarını sallaya sallaya cirit atıyorlar ve bu odaların kapısında asılı hukuk kilidi de mevcut değil.
Hrant Dink suikastında olduğu gibi, her gün onlarca tehdit e-maillerine maruz kalan aydınlar ve gazeteciler sözkonusu olduğunda bin dereden su getiren, kulağının üstüne yatan ve eliyle yerleştirdiği dört farklı sistemde depolanan bilgileri araştırıp tehdidin kaynağına ulaşmak istemeyen güvenlik birimleri, sözkonusu kendileri olunca mahkeme kararı bile beklemeksizin arka odalarında takılı bulunan o elektronik depolara dalıp gazetecilerin bütün e-mail trafiğini hallaç pamuğu gibi attırabiliyor. Bu temel çelişkinin bir felsefik arka planı var: Devletin güvenliği halkın güvenliğinden daha önemli ve önde gelir. Bu nedenle de sözkonusu devlet olunca ne halkın hakkının ne de güvenliğinin önemi kalır.
Ya hesaplarımıza koyduğumuz şifreler; onlar işe yaramıyor mu diye soracaklara bir hatırlatma. O şifreleri açtırdığınız hesaplarınıza koyuyorsunuz e-mailinizin içine yazdığınız bilgilerinize değil. Yani send tuşuna bastıktan sonra yola çıkan bilgiler elektronik gümrüğe girerken hesabınız olarak girmiyor matematiksel kod olarak girdiğinden koyduğunuz şifrenin hiç bir anlamı yok. O şifreler sadece o kapıya dışarıdan gelip girmek isteyenler için anahtar. İçeride bulunanlar için öyle bir anahtarın hükmü zaten yok. Teşbihte hata olmasın ama durum biraz Sabri Uzunun anlattığı gibi: Hırsız içerdeyse anahtar fayda etmez...
Gündem elverir ve araya manialar girmezse önümüzdeki yazıda sokaktaki telefonların dinlenmesi konusunu yazacağım, ilgilisine duyrulur :) Hani şu Bülent Arınç suikastının haber verildiği telefonların ucundaki koca kulakları :)
Etiketler: hukuk, istihbarat, Özel Kuvvetler, polis, kozmik, Bağımsız, Mısır, Hani, soruşturma, Zaman, Taraf, Mayıs, yanıt, suikast, Türkiye, Afrika
7778
Günün Popüler Haberleri
MANŞETLER
FIRSATLAR
- Bugün
- Dün
- Bu Hafta
- Bu Ay
- Teröristler Ankara'yı havaya uçuracaktı
- Prezervatif tarih mi oluyor?
- Fakirin kredi kartına inceleme
- Başbakan'dan özür bekliyorlar
- Acun: Onlara bir dilim ekmek bile yok...
- Cem Uzan değil mi o ?
- Bonomo: ''Başarmazsam Azeriyim'
- AK Parti'de istifa sesleri !
- Gelecek teknolojide !
- 400 kilo ağırlığındaki kız evden çıkamadı
Foto-Galeriler
YAZARLAR







Sporun doğru adresi
Kadinlara çok özel bir haber
Medyanın 24 saat açık kafesi












































