Osman Balcıgil

Diktatörün Ardından...

12 Eylül günü sabaha karşı başlayan kabus, en azından benim için, henüz sona ermiş değil.

Korkarım ermeyecek. Benimle birlikte mezara gidecek.

***

Bir kaç ay öncesi...

Temmuz...

25. yaşımı sürmeye başlıyorum...

Ömrümün baharı...

***

Sadece bir kaç ay sonra...

Eylül...

Ayın 12’si...

Kış... Ki ne kış!

***

Bahar bir daha hiç gelmeyecek...

***

Abartıyormuşum gibi geliyor değil mi?

Ben anlatayım ya da başkaları anlatsın fark etmiyor...

Beni de tıpkı şimdi sizi etkilediği gibi etkiliyor...

“Abartı” gibi geliyor.

***

Ama yazmaya oturunca, öyle olmadığı ortaya çıkıyor...

Okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

***

Bir gün sabaha karşı uyandırılıyorsunuz...

Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Sittin sene derler ya hani, sittin sene...

Olmuyor... Olmayacak!

***

Neden olmadığını anlatan dünya kadar kitap yazıldı, bir o kadar film yapıldı, şarkı bestelendi...

Konferanslar, paneller, tezler ona keza...

***

Gelin, bir de benden dinleyin neden olmadığını:

***

Tam da o tarihte, üniversitede okuyorum ve sol bir yayınevinin yöneticilerindenim...

En büyük gürültü, benim de tam ortasında bulunduğum çember’in içinde kopuyor...

Düşünsenize, sosyalizmden yana bir öğrencisiniz ve yetmiyormuş gibi sosyalizm yanlısı bir yayınevini çekip çeviriyorsunuz...

Breh, breh, breh...

***

Darbeden sadece beş ay önce yani, Mayıs ayında, o zamanlar Gayrettepe’de bulunan siyasi şubeyi ve Alemdağ Kışlası’nı “şereflendirmiş” olduğum için, “mimlenmiş” vaziyetteyim.

Kulağım hep kapıda...

Geldiler, gelecekler durumu anlayacağınız!

***

Yayıncılık var ya serde, mekanımız Bab-ı Ali.

“Kimin başına ne geliyor ise” önce benim de içinde bulunduğum “küçük çevre”nin haberi oluyor.

***

Başına iyi bir şey gelen tabii ki yok!

Hep kötü, hep kötü...

***

En kötüsü de “idam”la ilgili olanlar.

İşkencede öldürülüp de “kendi canına kıydı” diyerek ailelerine teslim edilenlere, “sonuçlanmış vak’a” olarak bakmaktan başka çaremiz var mı?!

Ötekiler, yani idam cezası alan ya da almak üzere olanlar için ise umut var.

Olmak zorunda.

O halde, mutlaka bir şeyler yapmak lazım!

***

Lam’ı, cim’i yok, bir şeyler yapmak lazım...

Yoksa, asacaklar gül gibi çocukları...

***

İşte, işte asıyorlar!

Ağustos 1981’e kadar, yani bir yıl gibi kısa bir zamanda, on genç insanın boynu “çıt diye kırılıyor, kendinden ince bir ipte.”

(Bold olan kısım, kendisi de idamla yargılanan Nevzat Çelik’in şiirinden.)

***

Doluya koyuyoruz almıyor, boşa koyuyoruz dolmuyor...

birlesmis-milletler-ve-uluslararasi-af-orgutu-konferanslarinda-olum-cezasi--42297464.jpgÖlüm Cezası isimli kitabı, işte bu nedenle kaleme alıyorum.

Yayınlıyoruz.

***

12 Eylül günü iktidara el koymuş olan Kenan Evren Cuntası ve bu karanlık diktatörlüğü şapka çıkartarak karşılamış olanların bir kulağından girip öteki kulağından çıkıyor, kitapta yazanlar.

Geri alınamaz bir karar olması, caydırıcı olmaması, toplum vicdanını sonsuza kadar kanatacağı filan umurlarında değil.

İdam da idam!

(Söylemeden geçemeyeceğim, bugün Kenan Evren hakkında olumsuz görüş bildiren dünya kadar “insan”, o zamanlar idam’ı “sıradan bir ceza” gibi algılıyordu...)

***

Günler ilerliyor...

İşkencehaneler gece gündüz çalışıyor...

Kenan Evren’in liderliğini yaptığı cuntanın gözü doysun diye, “bol miktarda” idam edilecek genç insan ismi tespit ediliyor...

Liste her geçen gün kabarıyor...

***

Bir şeyler yapmak lazım.

***

Sevgili Barışta...

Ah Barışta...

Canım Barışta...

***

Erdost tabii...

Muzaffer Ağabey’in oğlu...

İlhan Ağabey’in yeğeni...

İşkencede öldürüldü ya hani, o İlhan Erdost’un...

(Barışta Erdost 55 yaşında kansere yenik düştü... Kenan Evren’in yaşadığının yarısı kadar yaşamıştı, sonsuzluğa uğurladığımızda... Bana soracak olursanız, dünya halleri’ni içi kaldırmadı... Dayanamadı, yakın çevresinin ve içinde yaşadığı ülkenin başından geçenlere... Nasıl bilge, nasıl aydın, nasıl mütavazı bir insandı anlatamam...)

***

Canım arkadaşım Güray Güloğlu ile Barışta Erdost, Yeni Gündem dergisini yayınladığımız binaya birlikte geliyorlar...

Sevgili Barışta “Çok yazı yazdın dergide. Tutuklu ve mahkum yakınlarını, avukatlarını yakından tanıyorsun. İdamlarla ilgili bir kitap yazsana. Onur Yayınevi’nden basalım” diyor.

Bir an bile tereddüt etmiyorum...

***

Barışta da etmemiş ki “Ben basarım!” diyor.

İyi o halde, ben de yazarım!

***

Bir şeyler yapmak lazım...

Asacaklar gül gibi çocukları...

***

Avukatlar, çocukları idamla yargılananlar, avukatlar...

Tanıklıklar... Tanıklıklar... Tanıklıklar...

***

İdamın Günlüğü, Barışta Erdost’un sahibi olduğu Onur Yayınları tarafından 1986’da yayınlanıyor...

Çocukları idamla yargılananlar için umut oluyor...

Bir işe yarıyor mu?

***

Ölüm Cezası isimli kitap yayınlandıktan sonra 40 genç insan idam edildiğine göre...

Sanmıyorum yaradığını.

***

O tarihlerde, Kenan Evren’in liderliğini yaptığı Askeri Cunta’yı ve onları ayakta alkışlayanları etkilemek ne mümkün?!

Ama, fikir babalığını Barışta Erdost’un yaptığı,  kapak desenini Dürnaz Özgen’in çizdiği bu kitabın, tarihe tanıklık ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

(Kapağa dikkatli bakın. Bakabilirseniz tabii... Ortada, işkenceden ayakları kocaman olmuş bir idam mahkumu... Sol yanında sıra sıra dar ağaçlarında asılı genç insanlar... Sağ tarafta hapishanelerin önünü mesken tutmuş yakınlar... Belki de canları birkaç saat sonra idam edilecek... Şimdi de lütfen düşünün, nasıl bir duyguyla çizilir böyle bir desen? Nasıl yazılır o satırlar? Nasıl durulur matbaa makinesinin başında? Daha da önemlisi, nasıl okunur?)

***

57398458_0.jpgAvukat Ali Rıza Dizdar, sözünü ettiğim, üç baskı yapan İdamın Günlüğü’nde şöyle anlatıyor:

“Saat tam 3.30’da Ahmet Saner getirildi. Marş söylüyordu. Askerler ağzını kapatmak istediler. Engel olduk. Sehpaya çıktı. ‘Kahrolsun Emperyalizm! Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Mücadelemiz!’ diye haykırdı...”

Saat 04.55’te bu kez avluya Kadir Tandoğan getirildi. O da marş söylüyordu. O da sehpaya çıktığında slogan attı. Avlu “Yaşasın Türkiye Halkının Kurtuluş Mücadelesi! Kahrolsun Oligarşik Diktalar! Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hiçbir zaman emekçilerin ve halkın hizmetinde olmamıştır’ diye çınladı. O da elleri titreyen cellada ‘Heyecanlanma be kardeşim’ dedi. O da sehpasını kendisi tekmeledi. İp boğazını sıkarken, o hala ‘Katil Oligarşi’ diye bağırıyordu...”

***

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hala emekçilerin ve halkın hizmetinde değil!

***

Hani dedim ya yazının başında, Mayıs 1980’de Alemdağ’ı “şereflendirdim” diye...

Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan koğuş arkadaşım oldular...

Bırakın canlarını almayı, bakmaya kıyamazdınız ikisine de...

Tek “suç”ları ülkelerini çok sevmek olan, aslan gibi iki yiğit, genç adam...

(Kenan Evren, verdiği bir röportajda, idam kararlarını imzalarken elinin titremediğini söylemişti... Titremez tabii! Diktatör olmak kolay “iş” değildir...)

***

Ahmet ve Kadir gibi iki genç adamla aynı koğuşta kalın ve bir süre sonra idam edilmelerine tanık olun...

Amcasını işkencede yitiren Barışta Erdost gibi bir aydının, ihtilal günlerinde, ülkesi için nasıl uğraştığını görün...

Annelerin, babaların, kardeşlerin, nişanlıların, eşlerin  idamlara karşı çırpınışlarını yaşayın...

Ve sonra sizin için her şey eskisi gibi olsun...

***

Tıpkı en başta dediğim gibi...

“12 Eylül günü sabaha karşı başlayan kabus, en azından benim için, henüz sona ermiş değil.

Korkarım ermeyecek.

Benimle birlikte mezara gidecek.”

Az önce anlattıklarım yüzünden...

***

Bu arada, sadece anlatabildiklerim bunlar.

Bir de anlatamadıklarım, gelip boğazıma takılanlar var.

***

Kenan Evren’in ölümüyle ilgili ne mi düşünüyorum?

***

Hiçbir şey düşünmemek söylememek galiba en iyisi...

***

Üzerine konuşulacak Ahmet, Kadir ve öteki idam edilmiş 48 genç insan varken...

İşkencede yitirdiğimiz İlhan Ağabeyimiz ve bir dünya öteki canımız varken...

Ve Barışta gibi güzel bir insanı tanımış olmak, anısını yüreğimizde çoğaltmak varken...

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS