“DİPLOMASIZ YAZAR” başlık altında; “İsrail sözcüsü gibi yazmışsınız. Sizin gibi uzmanlık alanı belli olmayan insanlar nasıl haber köşelerinde yer bulabiliyor anlamıyorum. Biyografisinde bu konuda bir eğitimi olmadığı ama her konuda bilgisiyle ortaya çıktığı yazı yazmak için bu işi yaptığı apaçık belli. Kendisine tavsiyem roman yazmaya devam etsin. Milletin kafasını karıştırmasın...” demiş bir okuyucum, "İSRAIL İKİ KEZ KAZANDI" başlıklı yazıma yaptığı yorumda. Aslında böylesine birini kırmak için yazılmış bir yoruma gülüp geçmem gerekiyor. Üzerinde düşünüldüğünde bu ülkenin en vatansever şairlerinden birine bile "vatan haini" denildiğini anımsamam ve Nazım Hikmet'e yapılan zulmün yanında benimki hiç kalır demem uygun düşerdi. Ancak diploma denilince damarlarımdaki kanlar hızla beynime hücum ediyor ve sinirleniyorum. Eee, diploma konusu da benim kırmızı çizgim...
İsrail'in sözcüsü gibi yazdığım konusuna da değinmeden geçemeyeceğim; İsrail'in sözcüsü olsaydım kendi askerime cani dediğim ve saldırıyı eleştirdiğim için herhalde şu an başka başka yerlerde kendimi koruyor olurdum. Tabi ki her insan gibi ben de dünyanın hiçbir köşesinde hiçbir canlı yoklukla boğuşsun istemiyorum. Bir topluma karşı sürekli haksızlık yapılıyorsa tabi ki o haksızlığın karşısındayım. Ancak amacın yalnızca Gazzeli çocuklara yardım etmek olmadığına dair ciddi kaygılarım var. Bunları dillendirirken de hiçbir vicdanın insana zarar verilmesini kabullenemeyeceğini de belirtmek isterim. Umarım zaman kaygılarımın yersiz olduğunu gösterir bana.
İnternet yaygınlaştığından beri her şey sanallaştı gibime geliyor. İnsanlar bu sanal dünyada kendilerini rahatça gizleyebiliyor. Evinde eşini döven sanalda Romeo kesilebiliyor ya da annesinin üç kuruşluk üç aylığına göz diken alkolikler bilgisayar başında kendilerini gören olmadığını bildiklerinden melek gibi bir insan sıfatı alabiliyor. Hatta bazıları kendisiyle hiç alakalı olmayan bir isimle iletişim adresi alıp ülkedeki gündeme bomba gibi düşecek asılsız ihbarlar yapabiliyor. Ya da böylesi bir olaya girmeye cesareti olmayanlar ulaşabildikleri her yere yorum yazarak kendilerini tatmin ediyorlar, tıpkı üsteki iletiyi yazan isimsiz arkadaş gibi...
Böylelerinin görüş üretmek, o görüş çerçevesinde üslubunca tartışmak gibi bir düşünceleri yok. Saldırdıkları kişinin neler yaşadığı da önemli değil onlar için. Varsa yoksa tek dertleri karşısındakini karalamak.
Evet, üstüne basarak söylüyorum; ilkokul mezunuyum. Hani haylaz bir çocuk olsam da kızlarla buluşmak için okulu kırsam ve bu nedenle okuldan atılsam amenna, istediğinizi söyleme hakkınız var. Ancak ben dereceyle bitirdiğim halde engelli oluşum ve bir başkasının yardımı olmadan başımı bile kaşıyamadığım için çok istememe karşın eğitim yaşantımı sürdüremedim. Siz kendini yaşamda bir sığıntı gibi hissetmenin ne demek olduğunu bilir misiniz? Devlet tarafından öleyim diye bir köşeye atıldığınızı hissettiniz mi hiç? Yalnız kaldığınız anlarda duvarlar üzerinize üzerinize yürüdü mü ve hesap sordu mu bedeniniz beyninize, bu kahrolası kasılmaları niye engelleyemiyorsun diye... Şimdi soruyorum size; diplomasız yazar oluşumun suçlusu ben miyim, yoksa?
Şu küçümsediğiniz roman yazmam konusu var bir de, hani dünyada herkes her gün bir roman yazıyormuş gibi... Şimdi düşünüyorum ve her türlü desteklerini esirgemeyen bir anne-babaya ve dünyalar tatlısı bir ağabeye sahip olduğum için şükrediyorum. Hele yirmi dört saatini bana adayan anneme ne kadar teşekkür etsem azdır. Bitmiş, tükenmiş ve ölümün kıyısındaki bir insanın yaşama tutunmasını sağlamasının yanında ülkeye de bir romancı kazandırdı.
Yazmayı sürdürdükçe birilerini kızdıracağımın farkındayım. Konu diploma olunca sıkıntılı günlerimi anımsadım ve beni, dolayısıyla da ailemi yalnızlığa iten devletime bir kez daha öfkelendim. Yoksa elimde iki roman, yani iki diploma var ve dudaklarımda şu söz; GÜNEŞ, BALÇIKLA SIVANMAZ!