• Haber3 FaceBook
  • Haber3 Twitter
  • Haber3 Friendfeed.com
  • Haber3 RSS
  • IMKB
  • 60.557
  • Dolar
  • 1,7625
  • Euro
  • 2,3305
  • Altın
  • 652,04
  • Ankara : -9 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • İzmir : 5 °C
  • Adana : 7 °C
  • Antalya : 7 °C
  • Diyarbakır : -1 °C
Atatürk'ün heykeli Şeyh Sait'in mezarını mı gösteriyor ?
2 evladımız şehit düştü
İstanbul'a asıl kar şimdi geliyor !
İstanbul'da saldırı hazırlığında yakalandılar
Yazıyı küçült/büyüt :Yazıyı küçültYazıyı büyüt

Düş Bahçem 2010

08 Mayıs 2010 Cumartesi

Tam dört yıl olmuş, yine bir gece rüyamda kendisi hatırlattı bunu bana. Mavi yüzlü arkadaşım çok yorgun olduğum ve yatar yatmaz göz kapaklarıma yenik düştüğüm bir anda karşımda beliriverdi. Bu kez nerede olduğumu çok iyi biliyordum; DÜŞ BAHÇEM'DEYDİM...

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk, kendisinin en sevdiğim romanı olan Yeni Hayat'ın ilk cümlelerinde; "bir kitap okudum, hayatım değişti," der. Bu cümleyi benim yaşamıma uyarlarsak, bir öykü yazdım yaşamım değişti... Hem de ne değişmek! Düşlerimi bile zorlayan mutluluklar yaşıyorum dört yıldır. Benim için en büyük gurur da kendime yüklediğim misyonun altında kalmamam oldu sanırım.

O gün, dün gibi aklımda; ertesi gün Dikili'deki bir yerel gazete için köşemi dolduracak bir yazı yetiştirmem gerekiyor, ama ben futbol maçı izliyorum. Dikilili okuyucularımı önemsemediğimden değil, o yıllarda bugünkü kadar üretken değilim ve bu nedenle konu bulmakta oldukça zorlanıyorum. Annemin yırtıp attığı karalamaların haddi hesabı yok. Maçın kırk ikinci dakikasında telefonu istiyorum ve başlıyorum yazmaya.

Düş Bahçem isimli öyküm spikerin; “gol” bağırışlarının arasında yazıldı. Sonra da gelişmeler çorap söküğü gibi birbirini izledi. Yaşama dört elle sarılmama neden olan mavi yüzlü yaratığı bir kez daha gördüğüme sevinmeyip de ne edecektim? O, benim en vefalı dostumdu ne de olsa. Beni görür görmez boynuma doğru bir atılışı vardı ki bizi o halde biri görse başka başka duygulara kapılırdı. Öylece ne kadar kaldığımızı bilmiyorum ama uyandığımda bile boynumun ağrıdığını söylesem abartmış sayılmam herhalde.

Ayrıldığımızda gözüme ilk çarpan şey dallarının birinin üzerinde Z S harflerinin yazılı olduğu çınar ağacıydı. Tam karşısındaki aynı boy ve aynı güzellikteki çınar ağacında da F A yazıyordu. Gülümsedim, çünkü bunlar ilk kitabım yayımlandıktan sonra tanıştığım güzel insanların adlarının ve soyadlarının baş harfleriydi.

Mavi yüzlü arkadaşım TOKİ'nin el atamayacağını bildiğim tek arazinin tek patika yolunda Düş Bahçem’i gezdiriyordu bana. Görmeyeli çok güzelleşmişti bahçem, ismini dahi bilmediğim yüzlerce çiçek renklendirmişti bahçemi. Üzerinde T S yazılı sarmaşığın önünde soluklanmak için tekerlekli sandalyeyi durdurdu arkadaşım.

-Bu patika yol genişletildi mi, bana mı öyle geliyor? Yoksa bizimki buraya da duble yol mu yaptırdı?

Gülüştük, güzel kokuların birbirine karıştığı bahçedeki ilerleyişimizi sürdürdük. Henüz birkaç metre yol almıştık ki toprakta yuvarlak bir gölge belirdi. Ben bu gölgenin nedenini de biliyordum: Mavi Yüzlü Canlılar Dünyası başkanı beni görmeye gelmişti. Ancak benim, seyrine doyum olmayan bahçeyi bırakıp küçücük bir uzay aracına tıkılmak gibi bir niyetim hiç mi hiç yoktu. Bu isteksizliğimi anlamış olacak ki koskoca gezegenin başkanı İ D yazılı Afrodit heykelinin önüne indi. "Güzel," dedi iki elini kavuşturarak ve devam etti:

-Yıllar sonra da olsa fikrini değiştirip yaşamını değiştirmemizi istediğine sevindim!

-Yanılıyorsun," der gibi başımı iki yana çevirdim becerebildiğim ölçüde.

-Niye öyle düşünüyorsunuz ki, engelimle mutlu olamayacağımı mı sanıyorsunuz? Yalnızca bizim ülkede engelliye bu şekilde bakıldığını sanıyordum. Kim bilir sen de bu genç engelli, ne yazacak ki," deyip kitaplarımı ya da yazılarımı okumamışsındır bazıları gibi. Görüntüde hiçbir engeli olmayan ama başkalarının sırtından geçinenler asıl acınılacak durumda olan kişilerdir bana göre, bizler değiliz yani.

Uzaylı başkanın yüzü yanı başındaki M Y yazan akşamsefası çiçeklerinin rengini almıştı. Ben de bir süre susup çevremi gözlemlemeye karar vermiştim. Bir çift güvercin D S yazılı akasyanın dibine inmeye çalışıyordu. Bir başkası A A yazan papatyaların arasında kanatlarını açıp kapatıyordu. Karıncalar, A Ö yazan kasımpatıların yakınlarında yuva oluşturmuşlardı. İlk şoku üzerinden atlatan başkan; "şöyle bir U E yazan Atatürk çiçeğine doğru gidelim mi," diye sordu. Başımla onayladım. Yol boyunca rengârenk açan A N, H Y, Y D, P B, Ö U, D A, Z T, O Y, N B yazılı güllerin insanin içini gıdıklayan güzelliklerini izlemekten konuşmaya fırsat bulamamıştık.

-Siz olsanız şu gördüklerinizi bırakıp hiç bilmediğiniz bir maceraya doğru sürükler misiniz kendinizi? Elbette hayır... Bu dört yıl bana çok şey öğretti. Polyannacılık oynamayı, yani en ufak şeyden mutlu olmayı da başarmalı insan zaman zaman. Sürekli negatif enerji yayarsam, kendimi dünyanın merkezi sanırsam insanları bıktırmaz mıyım? Öfkelendiğimde, üzüldüğümde hep bu soruyu soruyorum kendime ve çabucak o olumsuz havadan sıyrılıyorum.

Uzaylı başkan, O B ve C B yazan fesleğene elini sürtünce bulunduğumuz yeri insanı baştan çıkartacak bir koku kapladı. "Peki," dedi hınzırca bir gülümsemenin ardından o can alıcı soruyu sordu: "iyileşmeyi hiç mi istemiyorsun"

Kim istemezdi ki tüm hareketleri özgürce yapabilmeyi? İstiyordum elbette... Bir annenin yavrusuna kavuştuğunda akıttığı gözyaşı kadar sevinç yaşları akardı gözlerimden o an. Bir kangurunun ömrü boyunca kat ettiği yol kadar havaya zıplardım mutluluktan. Bildiğim tüm dansları ederdim birbirinin peşi sıra, sanki dünyanın en güzel kızı kollarımın arasındaymış gibi. Beynimden geçenleri okuduklarını bildiğimden bu sözcükleri yinelemedim.

-Üzerimde yağmur bulutlarını dolaştırmasalar belki de engelli oluşumu hiç hatırlamayacağım. Böyle bir yapım var benim; hep sağlıklıymışım gibi yaşadım bu yaşıma kadar. Ama nedense topluma anlatamadım, onlar farklı gözle gördüler edebiyatla ilgilenmemi bile. Neyse, yine ağlanmaya başladım; şu çiçeklere bakınca utanasım geldi birden kendi sözlerimden…

S T yazan menekşelerin yanından geçip bir gölün kıyısına dek gitmiştik ben ve uzaylı arkadaşlarım. Artık yavaş yavaş vedalaşma zamanının yaklaştığının ayrımındaydım. Gözlerim bir çiçeği arıyordu, dakikalarca bakmama karşın görememiştim. “Birini arıyor gibisin,” dedi başkan.

-Evet, bir yazar ağabeyimin adını taşıyan çiçeği göremedim!

-Korkma, senin düş bahçende hiçbir canlı yok olmaz. Şu karşıdaki binayı görüyor musun, işte orada koruyoruz D S’yi.

-Gitmeliyim artık, belki bir gün yine…

Sözünü tamamlayamadan tekerlekli sandalyemi o ana dek ittiren mavi yüzlü arkadaşım karşıma geçip; “bir sürprizim var Ertan,” dedi ve yüzündeki maskeyi çıkardı. Meğer benim uzaylı sandığım kişi S B imiş.

Düşler gerçekleştiğinde yaşam daha bir yaşanılası oluyor. Bana göre herkesin kendine bir “DÜŞ BAHÇESİ” yaratması için çabalaması gerekiyor. Belki yıllar sonra bir kez daha giderim DÜŞ BAHÇEM’E ve umarım geçen gün gördüğümden çok daha güzel bir bahçeyle karşılaşırım.

NOT: 10-16 Mayıs Sakatlar Haftasını, başta annem Memnune Doğan olmak üzere tüm annelerin anneler gününü kutlarım.

Bu yazı toplam 1060 defa okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları
 
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.

Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim