Yaşamdan koptum, bir gün savaşmaktan yorgun düşüp de bırakırsam her şeyi mutluluğu yakalama olasılığını ölçtüm, iki aylık tatilde. Bir arkadaşımın; "dünya dönüyorsa Ertan'ın payı olduğunu düşünüyorum," yorumuna inat, hiçbir konu hakkında düşünmeyip halinden memnun olan, göbeğini kaşıyan adamı oynamak istedim biraz da. Belki de "Yaşam" adlı filmi geri sarıp, beni değiştiren o gün duygularımı ortalık yere saçmasaydım, bugün yaşanılacakları beynimde canlandırmak idi niyetim. Hangisini kabul ederseniz edin, benim için saniyelerin bile geçmek bilmediği oldukça sıkıcı iki aydı.
Telefonu elime alıp onsuz geçen günlerde ülkemizdeki ve dünyamızdaki yaşanılanları düşünürken, aklıma nedense İbrahim Sadri'nin yazdığı şiir geldi. Hani şu; "sen içerdeyken ben," diye başlayıp süren dizeler... Sonra derin bir düşünce kapladı benliğimi, ben vazgeçmişken her şeyden, sonuçlarını kırk-elli yıl sonra daha iyi anlayacağınız, kimsenin neye evet ya da neye hayır oyu attığını şu an bile tam olarak bilmediği bir referandum gerçekleştirmiştik. Evet, rejimi kökten sarsacağını düşündüğüm ve bu nedenle hiç olmadığım kadar endişelendiğim Anayasa değişikliğini tek adamın istediği şekilde onaylayıverdik, ben karnımı kaşırken! Yanlış anlaşılmasın, evetçilerde de hayırcılarda da karnını kaşıyanlar mevcut. Yalnızca oranları farklı, birinde beş kişiyken ötekisinde on beş kişi... Ne fark eder ki, ha beş ha on beş... Sonuçta iki kesimden de karnını kaşıyanlar çıkıyor işte. Ve nedense Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze değin sürekli belirleyici rol oynamış karnını kaşıyanlar. Bu analizimle o boş saatlerimden haz duyduğum sonucunu çıkarmayın, ömür boyu öyle kalmaktansa ölmeyi yeğlerim.
Köseme döndüğüme göre; en ufak bir gelişmeden mutluluk duymanın bana fazla geldiği sonucunu çıkarabiliriz. Çocuklar, gençler, kadınlar güzel ülkemde hala bir hiç uğruna ölüyorken, yirmili yaşlardaki gencecik fidanların analarına; "oğlunu yitirdin ama sesini çıkartırsan istikrar bozulur" deniliyorken ve "terörü bitirelim, kardeş kanı akmasın, ülkenin batısındaki de doğusundaki de aynı haklara sahip olsun ama bu iktidarın yaptığı gibi olmaz," diyen yazar ve sanatçılar faşistlikle suçlanıyorken, liderinin okyanus ötesinde olduğu cemaatin devlet içinde kadrolaştığı artık herkes tarafından biliniyorken, insanlar 1500 TL kredi borcunu ödeyemediği için cezaevine düşüyorken ve sorumluyken kurtarıcı konuma gelenlerin elini ayağını öpecek duruma getiriliyorken, işsizler seslerini bile çıkaramayacak haldeyken ve engelliler sadaka kültürüne baş eğmek zorunda bırakılıyorken kimse muhalif yanımı göstermememi beklemesin benden. Sonunda başıma ne gelecekse gelsin çekinmeden, yılmadan eskiden yaptığım gibi halktan yana olan tavrımı sürdüreceğim.
Aslında yalnızca engellilerin içinde bulundukları sıkıntıları ve nasıl bir sistemin parçası haline getirilmek istenildiğini gün yüzüne çıkarmak için bile elime telefonumu almaya değerdi. Ben de öyle yaptım. İtilip kakılan, görmezden gelinen, kulaklarımızı tıkadığımız, ürettiklerini küçümsediğimizden almaya yanaşmadığımız; ama kıyıda köşede yakalayıp cebine üç beş kuruş sıkıştırmak için can attığımız engellileri bu satırlara yine sıkça taşıyacağım.
İki aylık ayrılık kendimi tazelemek, yeni bilgiler edinmek için ilaç gibi geldi bana. Daha enerjik ve daha ne yaptığını, yaşamdan ne beklediğini bilen biri olarak ve bir kişi tarafından okunduğumu görmenin mutluluğunun dışında hiçbir karşılık beklemeden yeniden bir fikir mücadelesine çok sevdiğim Haber3'de giriyorum. Siz sevgili dostlarımın bu dönemde de desteklerinizi esirgemeyeceğinizi umuyorum ve bundan güç buluyorum. Karnını kaşıyanların azalıp, herkesin düşünce ürettiği bir Türkiye, tek dileğim. Dileğimin gerçekleşmesi için Silivri'ye gitme sırası bana geleceği ana dek elimden ne geliyorsa yapacağım. Tıpkı Sokrates'in bu aralar sıkça kullandığım şu sözünde dediği gibi; “Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim.”
NOT1: Sevgili dostlarım, 14-Kasım tarihine kadar şimdilik sizlerle haftada bir kez buluşacağım.
NOT2: Artık kitaplarıma rahatlıkla erişebilirsiniz. Bunun için yalnızca yapmanız gereken www.doğanyayın.com adresine girip oradaki sipariş formunu doldurmak… Siparişler verdiğiniz süreden itibaren büyük şehirlerde üç gün, küçük yerleşim birimlerinde bir hafta içinde kitaplarım elinizde olacaktır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
Yeniden yazmaya başlamana çok sevindik. kalemine yüreğine sağlık.
BeğendimBeğenmedimyazınız kelimenin tek anlamıyla muhteşem.Kendisini ve düşüncelerini böyle naif, güzel ve etkileyici anlatabilen nadir insanlardansınız. Nasıl bir his değil mi yazmak, yazdıkça çoğalan, dolan, taşan ve taştıkça bereketlenen nefes aldığın sürece tükenmeyecek bir yetenek. keleminiz hep çağlasın. sevgiyle kalın...
BeğendimBeğenmedimSN. DOĞAN SİZİ TEKRAR OKUMAKTAN ÇOK ZEVK ALDIK. KALEMİNİZE SAĞLIK. Tümer ailesi
BeğendimBeğenmedim