Serdar Durat

Duygusal Kopuş-Bölünme Paranoyası ve Millet Olabilmek

Değerli düşünür dostlarım,

Uzun ve sert bir kış mevsimini geride bıraktık ve güzel yurdumuza meteorolojik manada bahar geldi. Ancak ne yazıktır ki sosyolojik ve siyasi anlamda henüz bahar ortamı oluşmadı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine toplumsal ayrışma ve terör olaylarının artacağı kaygıları ile gerildik ve çok yorulduk. Bu gönül yorgunlukları ulusal sorun stoklarımızın en başında gelen Kürt sorununa kalıcı bir çözüm üretememenin verdiği bıkkınlık halinden besleniyor. Hele bir de evvelce denenmiş ve başarılı olamamış yöntemlerin yeni strateji adı altında tekrar gündeme alınması; zaten tıkanmış durumda olan çözüm çabalarını da sekteye uğratacak ve güven ortamını ateşe atacaktır endişesini hakim kılmıştır.

Gerçekten artık bu millet kendisine empoze edilen korku senaryolarından ve bölünme paranoyasından bıkmış-usanmıştır. Ne-nasıl olacaksa olsun artık bu iş bitsin demek aşamasındadır. Siyasi aktörlerin çözümsüzlük temelli statükonun devamından rant devşirdikleri kanaati yaygındır. Zaman artık klişe politikalarla sorunun çözümünü ertelemek değil, cesur ve sonuç alıcı, farklı-yeni paradigmaları ve stratejileri üretmek-uygulamak zamanıdır. Bunun dışındaki hiç bir söylemin günü idare etmek dışında kıymeti harbiyesi kalmamıştır. Eğer öncelikli hedef can kayıplarının önlenmesi ve yurt çapında huzur ortamının bir an evvel sağlanması ise gerekli siyasi risk göze alınmalı, zihinlerdeki yapay sınırlar ve blokajlar ivedilikle kırılmalıdır.

Kriz yönetiminde başarı için gözü pek-becerikli ve basiretli yöneticilere ihtiyaç vardır. Siyasi ikbal kaygılarının kesinlikle göz ardı edilmesi gereken ama ayni zamanda bu kronik sorunu çözen,çözümüne katkı sağlayan kişi ve kurumların şerefle tarihe geçmek fırsatını da bünyesinde barındıran bir durumla karşı karşıyayız. Kim/ler ki yıllardır kanayan bu yarayı sarar,sarmalar, onurlu ve kalıcı çözüm yaratır bu millet onu/onları bağrına basar ve gerçek kahraman ilan eder. Bundan daha büyük bir ikbal ve mertebe olabilir mi ?

Değerli düşünürler, ABD de dünyanın hemen her köşesinden göç etmiş,çok farklı etnisite ve medeniyetlerden milyonlarca insan bir arada yaşamaktadır. İngilizce literatüre dahi girmiştir bu farklılık, Afrika–uzak doğu-Avrupa-Latin kökenli amerikalı derler ve bu insanlar tabiatı ile kendi antropolojik fiziki özelliklerini muhafaza ederler.

Ufak tefek aksan farklılıkları olsa da hepsi Amerikan ingilizcesi ile konuşurlar, ABD bayrağına hürmet ve sevgi ile sahip çıkarlar ve Amerikan milli marşını dinlerken ellerini kalplerine koyar, hiç bir etnik köken kompleksine kapılmaksızın saygı duruşlarını sergilerler. Buna mukabil ABD devleti de tüm vatandaşlarını nereden geldiklerine, biyolojik özelliklerine, sosyolojik geçmişlerine bakmaksızın hür ve eşit bireyler olarak görür ve himaye eder. Hal böyle olunca da her insan kendi öz değerlerini yüreğinin ve zihninin bir köşesinde kıymetli bir duygu olarak saklı tutar, ilgili ritüellerini yerine getirir ama içinde yaşadığı ve tüm olanaklarından beslendiği ülkenin yasalarına saygılı olur. Dil-toprak ve ülkü birliği ile ahenk içinde yaşamak yani tek kelime ile Millet olmak tam da böyle bir şeydir.

Biz neden bunu beceremiyoruz ? Hangi korkularımız, hangi zihinsel kilitlerimiz-ezberlerimiz ve hangi baskılar benzer bir huzur ortamını oluşturmamıza engel teşkil ediyor acaba.

Bütün sıkıntılarımızın anasının ;

a. Uzlaşı kültürümüzün ve demokrasi anlayışımızın yeterince gelişmemiş olması,
b. Ülke olarak gücümüzün ve kozlarımızın tam anlamı ile farkına varamayışımız,
c.  Analitik ve soğukkanlı muhakeme becerimizin eksikliği,
d. Çabuk heyecanlanan, çabuk öfkelenen,kolay galeyana gelen duygusal refleksleri yoğun bir toplum oluşumuzdan kaynaklandığı  kanaatimi muhafaza ediyorum.

İnanınız sorun çözme becerileri ve sosyal standartları bizden çok daha yüksek olan ülkelerin ortak özellikleridir bu belirttiklerim.

Netice olarak; Özgüveni yüksek, insanı merkeze alan, özgürlük ve refah alanlarını genişletmeyi hedefleyen ancak milli menfaatlerimizi ve mukaddeslerimizi saklı tutan her türlü cesur-pragmatik yaklaşım çözüm için denenmelidir.

Bütün demokratik ve iyi niyetli çabalara rağmen dahili ve harici muhataplarımız üzüm yemeğe yanaşmazlar da bağcıyı dövmek hevesine kapılırlarsa o vakit biz de bileği ve yüreği yeten varsa beri gelsin deriz.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS