Son zamanlarda yeni bir tartışma gündemin kucağına oturdu, başkanlık sistemi... Şimdi; "hoppala, benim karnım doymazken nereden çıktı bu konu," diyerek yakınmayın sakın, emir büyük yerden. Biliyorsunuz ki oradan emir geldiğinde akan sular durur, yoksa daha da gelmez ha!
Bir an için bu istemi de diğerleri gibi boynumuzu bükerek yerine getirdiğimizi düşünelim, yani geleceğimizi öngörelim mi, ne dersiniz?
Yıl; 29 Ekim 2023…
Yer; Başkanlık Sarayı-Kasımpaşa-İstanbul...
Büyükçe bir odanın içinde iki kişi bazen hararetli bir şekilde konuşuyor, bazen de yüksek sesle gülüyorlardı. Adamlardan daha yaşlı ve uzun boylu olanı her tarafı altın kaplamalı iki kişilik koltuktan kalkıp birkaç adım atarak inci döşemeli bir koltuğa oturdu. Elini kolunu hiddetle sallayarak; "kaç kez söyledim üstadım" dedi ve sırtını dikleştirip kaldığı yerden devam etti:
-Şu kanepeyi zümrütle işleyin dedim ama halkımız sürünürken bunu açıklayamayız diye dinlemediler beni.
-Sizi dinlememe kimin haddine Başkanım? Asarsınız, kesersiniz!
-Sen de az yalaka değilsin!
-Teveccühünüz efendim…
O sırada iki elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar insan sarayın demir parmaklıkları gerisinde toplanmış, marşlar söyleyerek seslerini içeriye duyurmaya çalışıyorlardı. Yüzünü peçeyle kapatmış, ellerî eldivenle örtülmüş bir kadın dışarıdaki gürültüye dayanamayarak eşinin bulunduğu konuk odasına girdi.
-Destur... Tövbe tövbe...
Bir erkek varken eşinin paldır küldür gelmesine öfkelenmişti. Çeşitli yasalarla ergen kızların önce saçı açık gezmesi, ardından da toplum içinde bulunması yasaklanmıştı. Sadece bu yasalar değildi özgürlükleri kısıtlayan, geçmişten söz etmek de yasaklanmış, tüm kurumlar Devlet Başkanlığına bağlanmış, Başkana karşı söz söylenilmesine idam cezası getirilmişti. Muhalefet partilerinde siyaset yapanların tümü hapse atılmış, kendi içlerinden göstermelik bir muhalif parti çıkarılmıştı. Yani kısacası Başkanlık Sistemi Padişahlığa dönüştürülmüştü.
Eylem yapan grubun yükselen sesine dayanamayarak sorunlarını dinliyormuş gibi yapmak için bahçeye çıkmışlardı. Kapının önündeki koruma müdürlerinden Cumhuriyet Bayramını kutlamadıkları için insanların protesto etme amacıyla kapıya dayandıklarını öğrendikten sonra gruba doğru ilerlediler. Eliyle herkesi susturdu uzun boylu olanı.
-Eyleminiz demokratik değil arkadaşlar. Size kömür torbasıyla iki paket makarna getirecekler, dağılın. 25 Temmuzda Cumhuriyetimizi kutlayacağız işte, eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı değil mi ama üstadım?
-Atatürk...
-Sus bre kafir, sen bizim Atatürk'ü nasıl sevdiğimizi ve eserlerini nasıl koruduğumuzu bilmez misin?
Daha fazla açıklama yapmaya gerek duymamıştı. Bir el hareketiyle eylemci grup üyelerini tek tek kelepçeletip karakola göndermeye başladı. Kendisinden kilolu adama döndü, insanlar kolluk kuvvetlerine karşı direnirken:
-Nankör bunlar üstadım, şunların maaşları aksamadan ödensin diye Altınoluk’taki üçüncü yazlık saray inşaatını durdurdum ama yine yaranamadım efendim. Benim yerimde başkası olsaydı on saraycık, üç gemi filosu, on bin ton altın ile yetinir miydi?
İçi altın ve balık dolu havuzun yanına geldiklerinde açık unutulan televizyona gözleri takıldı. TRT Haber, az önce yaşananları flaş haber başlığıyla izleyicilerine duyuruyordu:
-Evet değerli izleyenler, Ergenekon'un üç yüz beşinci dalga operasyonunda yakalanan sekiz kişiden Kasımpaşa Başkanlık Sarayının krokisinin çıktığı ve teröristlerin krokiyi yutmaya çalıştığı iddia ediliyor. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre sekiz kişinin de suçlarını itiraf ettikleri ve başkana suikast için orada bulundukları ortaya çıkarıldı.
-Hasan, arkanda bir arbede yaşanıyor, polisler kimi tutukluyor şu an?
-Suikasttı gerçekleştirecek olan teröristleri Ahmet, TRT habercilikteki üstünlüğünü sürdürüyor ve izleyicilerine haberi en hızlı şekilde veriyor…
Düşlerken bile tüylerim diken diken oldu. Başbakanken çocuklara; "güç sende, ister asarsın, ister kesersin," diye öğütleyenlerin, başkan olduklarında yapacaklarını tasavvur ederken yüreğim daralıyor. AKP vekillerinin ve özellikle başbakanın bitmek tükenmek bilmeyen istekleri size de biraz olsun Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk isimli masalını anımsatmıyor mu?