• Ailesiyle birlikte sokakta kalınca
  • CHP'den sürpriz erken seçim iddiası
  • Amerika-Rusya PYD ile kol kola
  • Sosyal medyada linç ettiler
  • Şehidi pasta yaptılar
Osman Balcıgil

Eski Sevgiliyle...

Söyleyin bakalım “fazla olan, başa çıkılamaz hale gelen” sevgiliyi bekleyen hazin son nedir?

Terkedilmek.

Öyle değil mi?

***

Önce kısa aralıklarla, sonra araya hayli zamanlar koyarak ve nihayetinde çok mu çok ender...

***

Son kitabım 53. Risale yayınlanıp telaşesi de tamamlanınca, özlediğim aklıma geldi eski sevgiliyi...

Arada bir böyle olur...

Ziyaret etmenin “Eee, daha daha ne var ne ne yok?” demenin zamanı geliveriyor...

***

Geçmişe, derinlere seyahat etme vakti...

***

Ziyaretçisi az, perdeleri kapalı evler gibidir eski sevgililer.

Biraz da bu nedenle, tıpkı İspanyol Meyhanesi’nde olduğu gibi, zayıf incecik elli, kalın dudaklı olurlar.

Ve sesleri bir tokat gibi patlar kulaklarımızda...

Yüzümüz al al olur, içimiz hüzün dolar, kahır dolar, gözlerimiz kanlanır...

Onlarla birlikteyken içimizden, hep “daha, daha, daha içmek” gelir...

***

Epeydir aklımda. Neredeyse bir yıldır...

Neredeyse diyorum çünkü ne ayı, ne günü, ne de saati tam olarak hatırlamıyorum...

Neyse, neyse...

Kendisi değilse de, likör kavanozu söyleyecek yılı, ayı, hatta günü...

***

Eski sevgilinin evine önceden arayıp randevu almadan, selamsız sabahsız, çat kapı gidebilirsiniz.

Fazla fazla “Nereden çıktın bu kadar zaman sonra?” der gibi bakar sitem olarak o kadar.

Sonra arkasını döner ve mesela çay demlemeye gider veya kendi kendini okumaya koyulur...

***

İşte, vişne likörünün kavanozu!

Geçen Haziran’da bırakmışım dinlenmeye.

Tam bir yıl olmuş hiç dokunulmayalı.

Yirmi küsur yıldır kullanageldiğim pamuk ipliği... Aşağı yukarı aynı yaşta cam şişe... Ve kulpuna asageldiğim, yüz küsur yıllık bir etiket kutusundan çıkmış, aşağı yukarı o yaşta, eski mi eski bir etiket...

Tam da bıraktığım gibi duruyor...

***

Yakınında duran kadehe biraz dökerken, eski sevgiliye dönüp “İnsan hiç olmazsa tadına bakmaz mı?” diye soruyorum.

“Saçmalama!” diyor.

Ses tonundan anlıyorum, kırgın...

Eski sevgili kızmaz, darılmaz, olsa olsa biraz kırılır o kadar...

***

“Son kitabım” diyorum, raflarına 53. Risale’yi bırakırken...

“Çok zamanımı aldı” diye söyleniyorum ve ekliyorum “bir göz at, nedenini anlayacaksın.”

***

Bir yıl süreyle kuytuda, gözü kapıda bekleyerek olgunlaşmış likör, “Aman yarabbim!” dedirtecek kadar muhteşem bir tat bırakıyor damağımda.

Tarçın, pudra şekeri, karanfil, vişne ve votkanın inanılmaz uyumu...

Ölçüleri tam ama tam olarak tutmuş anlaşılan...

(İsteyen herkese ölçüleri yazabilirim.)

Vişne faktörünü de atlamamak lazım tabii...

Daha pazardan alırken, çok beğendiğimi hatırlıyorum...

Nasıl oluyor da oluyor?

***

İlk yudumdan sonra kadehi koyacak bir yer arıyorum....

Nafile...

Patlıyor eski sevgili:

“Kabul et ki iyice utanmaz oldun!”

“Nasıl yani?” dememe kalmadan devam ediyor kaldığı yerden:

“Görmüyor musun? Yeni raf lazım! Sokuştur, sokuştur nereye kadar?”

***

En çok da bu pervasız konuşmalarını seviyorum eski sevgilinin.

Ne olursa olsun vazgeçilmez olduğunu nasıl da biliyor?

Eski bir düdüklü tencere, miadı dolmuş bir radyo, kırılmaktan bitap düşmüş fincan takımı değil ki o.

Atsan atılmaz, satsan satılmaz bir aile yadigarı filan da değil...

Biraz o sensin, biraz da sen o...

Biraz o seni yaptı, biraz da sen onu...

***

Polisiyelerin olduğu rafa kayıyor gözüm...

En eskiler de bu tarafta zaten.

Ne yazara, ne de yayınevine göre dizili... Eskilik sırasına göre artarda...

Nedeni malum: Yeni gelen çorbasını içer. Bir başka deyişle, eskinin yanındaki yerini alır, zamana teslim olur.

Tıpkı 53. Risale’nin, Mason Locasında Aşk ve Kılıç’ın yanında yerini aldığı gibi...

***

Raftan çektiğim ilk kitabın adı Casus Postu, yazarı Adam Hall. Başak Yayınevi tarafından 1968’de basılmış. Dilimize Oğuz Alplaçin çevirmiş.

Arka kapağında Times’tan bir alıntı var?

“James Bond’dan bu yana casusluk romanları edebiyatının en korkusuz ajanı: Quiller.”

68’de on üç yaşımdaydım...

Kitabın Türkçe baskısının elli yaşını doldurmasına birkaç sene var...

Ne çabuk geçmiş zaman!

Aklımdan geçeni anlıyor eski sevgili... Yüzünde hınzır bir gülümseme...

***

Casus Postu’nun hemen yanında Hayat Kitapları’ndan çıkan Tiyatroda Cinayet var. Ngaio Marsh yazmış. Dilimize H. Niven çevirmiş. Kitabın editörü (o zamanlar editör ile sahip genellikle aynı insanlar olurdu) kapağa “Merak ve heyecan dolu bir detektif romanı...” yazılmasını uygun görmüş.

Eski sevgiliye “Bir boş zamanımda geleyim de, şu kitapları casusluk ve dedektif olmak üzere ayrı ayrı tasnif edelim birlikte...” demeye çalışıyorum.

Kahkahası ile lafı ağzıma tıkıyor!

“Neden gülüyorsun?” diye soruyorum.

“Bırak palavrayı...” diyor devam etmiyor.

Ne demek istediğini gayet iyi anlıyorum.

Bazı işler ölüme değin ertelenir!

Bu iş de/işte onlardan biri...

Tıpkı şarkıda olduğu gibi...

Öyleyse, ölelim, ölelim artık...

Ya da  daha içelim, içelim, içelim....

***

Gözüme Patrick Quintin’in Akba Yayınları tarafından yayınlanan Kızıl Daire isimli kitabı çarpıyor...

İlk sayfayı çevirir çevirmez bir açıklama görüyorum:

Hugh Wheeler ve Richard Vebb adlı iki genç Amerikalı yazarın, yirmi yıldır, Patrick Quintin, Jonathan Stagge, Q. Patric takma isimleriyle polisiyeler yazdıkları notu düşülmüş. Ayrıca diyor ki notta:

“Bu iki yazar Amerika’ya yerleşmiş bulunmakla beraber aslen İngiliz’dir. Bütün dünya okurlarının son derece beğendikleri romanlarında mevcut Avrupalı tahlil kokusuna herhalde bu asıllarının tesiri olsa gerekir.”

Ne bu notu hatırlıyorum ne de kitabın konusunu.

Eski sevgiliden uzak olmak işte bu demek.

Yakınında olsanız, ister istemez hatırlatır size, vaktiyle ne okuduğunuzu, ne yazdığınızı...

***

Bir başka rafta Milli Eğitim Basımevi’nden muhtelif kitaplar.

Bir kısmı ciltli.

(Rahmetli babam çok meraklıydı kitap ciltletmeye... Okul kitaplarımı hatta Zıp Zıp mecmualarımı bile ciltletmişti... Okul kitaplarımı değil ama Zıp Zıp’larımı, daha çok da ondan hatıra oldukları için, hala saklarım...)

İşte ciltli klasiklerden biri: Tefeci Gobseck.

H. De Balzac’ın, Vedat Günyol çevirisi bu minik kitabını gayet iyi hatırlıyorum.

1947 baskısı... Ben doğmadan sekiz yıl önce...

Acaba kaç yılında okumuştum?

Çok iyi hatırladığıma göre, bir kaç kez okumuş olabilir miyim?

Keşke bir not düşmüş, bir tarih yazmış olsaydım...

Ne yazık...

***

Eski sevgili “Hayırsızsın, hayırsız...” diye söyleniyor...

Haklı.

Eski sevgililer hep haklıdır zaten.

***

Arada bir vişne likörümü tazeleyerek saatler geçiriyorum eski sevgilinin yanıbaşında.

Üç kitap ayırıyorum okumak için:

George Simenon’dan Sarı Köpek (Metis Yayınları), Jerzy Kosinsky’den Kör Randevu (Cep Kitapları) ve Vladimir Nabokov’dan Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı (Metis Yayınları).

***

Kitapları raflardan çekiş, üst üste koyuş ve köşeme çekilişimden etkilenmiş olacak ki “Uzun kalacaksın galiba...” diyor hoşuna gitmiş gibi...

“Evet” diyorum “en azından bu kitaplar bitecek”.

Ve ekliyorum:

“Likör harika olmuş. Perşembe günü pazara gidip vişne alacağım...”

 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS