Bu öylesine çirkin bir oyun ki, sözcüklere sığmıyor!..
İktidarın kuyruğundaki işbirlikçi medya ve köşe yazarı sıfatlı tetikçi güruhu, yaşanan fiyaskoyu Türk halkına “zafer” olarak yutturmak için hiç utanıp sıkılmadan “kahramanlık menkıbeleri” yazıyorlar!..
- Fiyaskonun bugünkü adı Libya!..
Yoksa, fiyasko çok, fiyasko diz boyu!.. Türk “dış politikalarını!” yönettiklerini sananlar, her defasında rezil rüsva oldular... Dış politikaları diyorum; çünkü maşallah en az dört çeşit dış politikamız mevcut:
- Tayyip Bey’in “win-win” işleri, Abdullah Bey’in “cin-cin” işleri, Dışişleri Bakanı Ahmet Bey’in “sıfır sorun” işleri ve Türkiye’nin can çekişen geleneksel dışişleri!..
Tayyip ve Abdullah beylerin dış politika dehası sayesinde geldiğimiz noktaya şöyle bir bakalım:
- Ermeni sorunu: Bizim Cumhurbaşkanı koştura koştura maça gitti. Ermenistan Cumhurbaşkanı lütfedip ikinci maça teşrif etti. Stada Azerbaycan bayrağı sokulması bile yasaklandı. Bir de Azerbaycan’la aramız bozuldu. Peki ne oldu?.. Ensemizde dünya efendilerinin poz verdiği o fotoğrafı hatırlayın.. Bizimkiyle Ermenistan Dışişleri Bakanı zorla masaya oturtulmuş, somurtuk yüz ifadesiyle imza atmışlardı... Hemen arkalarında ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanları sırıtıyorlardı! O imza tarih oldu! Çünkü anlaşmanın parlamentolardan geçmesi gerekiyordu. Sonuç koca bir fiyasko!..
- Kıbrıs sorunu: Tayyip Bey 8 yıl önce “win-win” yani kazan- kazan diye kolları sıvamıştı. Bu uğurda KKTC halkı kuşatmaya alınıp, Talat marifetiyle Annan planına “Yes be annem” bile dedirtilmişti!.. Ne oldu? Son toplantıda Rum tarafı “Yok öyle istediğin gibi doğurmak, ayağını denk al, nüfusu azalt” deyiverdi. Yani kocca bir fiyasko daha!..
İran’la anlaşırız, kimse karışamaz dediler, bugün anlaşmanın “a”sı yok, fiyasko... En büyük arabulucu biziz dediler, İsrail’le durum ortada, Filistin’in hali fiyasko...
- Kahramanlık menkıbesine bakın!..
***
Sıradaki, Tayyip Bey’in daha birkaç ay önce elinden “İnsan Hakları Ödülü” aldığı Kaddafi ve Libya!..
Ne diyor ödüllü başbakan? “NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tescil için oraya girmelidir!..” Daha üç gün önce aynı başbakan, “NATO’nun Libya’da ne işi var” diye açıklama yapıyordu iyi mi?!.. Kısacası üç gün içinde “NATO asla olmaz” koskoslanmasından, “tescilci NATO” savunuculuğuna savruluveren Tayyip Bey’e acaba tetikçi arkadaşlardan biri sormaya cesaret edebilir mi:
- Paris toplantısına Türkiye niçin davet edilmedi?..
Niçin Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nın, Başbakanı’nın ve sürekli oradan oraya gezip duran “sıfır soruncu” Dışişleri Bakanı’nın bir tek uyarısı bile dikkate alınmadı?.. İşte size günlerdir yutturulmaya çalışılan “zafer”in arkasındaki gerçek bu. Yerle bir edilen, iyice zavallılaştırılan ve sonunda derdest edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası...
- Ve kocaman bir fiyasko daha!..
Bir Yurtsevere Mektup (106)
Sevgili kardeşim Balbay, son birkaç gündür sevgili Tuncay Özkan’ın “Zorbalığın Pençesinde - Silivri Günlüğü” kitabını okuyorum. Aklımda zulüm, gözlerimin önünde Tuncay’ın kızı Nazlıcan’ın elbisesinden beyaz güvercinleri tek tek söken gardiyanın elleri...
Okudukça, “Ahhh” diyorum “ey adalet, seni Kafdağı’nın ardında olsan bulacağız, zalimin elinden söküp alacağız...”
Hafta sonu Ankara Kitap Fuarı başlıyor. Pazar günü yine sizlerin kitaplarını uzatacaklar önümüze, sizleri soracaklar... Biz her zamanki gibi “yakındır” diye yanıt vereceğiz. Herkes için, tüm yurtseverler için beyaz güvercinleri göğe salmanın, kucaklaşmanın zamanı yakındır diyeceğiz. Ve anamızın ak sütü gibi bileceğiz ki zalim elbette yıkılacak, hesap elbette sorulacaktır. Bir gün mutlaka...
Not: Bu cumartesi günü saat 15.00’te Moda Barış Manço Kültür Merkezi’nde Kadıköylülerle birlikte olup kitaplarımı imzalayacağım.