• 15 Temmuz ile ilgili gündemi sarsacak Devlet Bahçeli iddiası
  • Gözaltına alınmıştı; Atatürk'e benzeyen Göksel Kaya serbest
  • İşte Tunceli'de öldürülen teröristler
  • Hakkari'den acı haber: 1 asker şehit oldu
  • Sonar'ın anketinden ''Hayır'' çıktı
Serdar Durat

Fransa'nın anlayacağı dilden konuşmak :

FRANSA’NIN ANLAYACAĞI DİLDEN KONUŞMAK :

 
Değerli Düşünür dostlarım,

Bu köşeyi takip edenler bilirler bir önceki yazımın konusunu ‘’Türkiye’nin Akıllı ve Yumuşak Gücü’’ olarak seçmiştim. Özetle uluslar arası ilişkilerde yaşanan sorunları geleneksel güç kullanımına baş vurmaksızın çözebilme yeteneklerinden ve usüllerinden bahsetmiştim. Kaderin garip cilvesine bakınız bir kaç gün sonra Fransa’nın ülkemize karşı takındığı tavır tam da bu şekilde baş edilmesi gereken bir siyasi iklim yaratmıştır. Marjinal ve ön yargılı grupların olumsuz yaklaşımlarını tolere edebilmek, sağduyusu yüksek Fransızların fikir dünyalarına erişebilmek, ikna yolu ile caydırıcı akıllı-yumuşak gücümüzü devreye sokabilmek bu günlerde çok önemlidir. Duygusallıktan sakınmalı, soğukkanlı ve prestijli reaksiyonlar sergilenmelidir.

Kozlar stratejisi bu günler ve bu tür krizler için vardır. Uluslar arası camialarda itibarı ve inandırıcılığı olmayan aşırılıklardan, fevri hareketlerden sakınmak lazımdır. Küreselleşme olgusunun tüm şiddeti ile sel gibi aktığı ve ket vurulamaz düzeye ulaştığı bu çağda liberal ekonomi disiplinini yok sayarak ; Fransız mallarını boykot ederek,Fransız şirketlerine ihale vermeyerek, ekonomik ilişkileri askıya alarak ve Paris büyükelçimizi istişarelerde bulunmak üzere geri çağırarak bu sorunlar çözülmez. Tarihte benzer sorunlar yaşanmış, ayni reaksiyonlar gösterilmiş ancak muhataplarımızın umrunda bile olmadığı görülünce yelkenlerimiz mayna edilmiş (suya indirilmiş) tir. Sevgili Yılmaz Özdil’in köşesinde ironik bir şekilde vurguladığı gibi geçmişte de ayni sorundan dolayı kaç büyükelçimizi geri çağırıp da hiç bir müspet gelişme olmadığı halde bir süre sonra tekrar görevlerinin başına geri gönderdiğimiz unutulmamalıdır.

Değerli Düşünürler Fransa, ABD nin de Avrupa Birliğinin de kolayca göz ardı edebileceği, bizim leyhimize pozisyon alabilecekleri bir ülke değildir. Sevelim veya sevmeyelim Fransa ‘nın etki alanını kabul etmek durumundayız. Bu kabul, Fransız politikacıların ülkemiz aleyhine her türlü tutum ve yaklaşımlarına boyun eğmek anlamına asla gelmez. Yeter ki ;üyelerinin birbirleri ile çok ciddi ve köklü çıkar ilişkisi içinde oldukları büyük bir kulübün başat ülkelerinden biri ile karşı karşıya olduğumuzu bilelim ve çok zekice mücadelemizi sürdürebilelim. Sarkozy ‘nin ilelebet iktidarda kalmayacağı gerçeğinden hareketle bu kompleksli ve Türk kimliğine karşı önyargılı zatı çok fazla ciddiye alıp Fransa’nın devlet yapısına,geleneklerine ve kültürüne karşı mütecaviz beyanlarda bulunmaktan ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Aksi takdirde bu adamın PR çalışmalarına hizmet eder duruma düşmek çok olasıdır. Nitekim bu sakat uygulama Fransız Senatosundan geçmeyecek ve durdurulacaktır kanaatimi muhafaza ediyorum.

Nato daimi görevimde iken katıldığım konferanslarda ve geniş kapsamlı toplantılarda Fransız temsilciler takdimlerinin ilk üç dakikasını Fransızca yaparlar ve bilahare ingilizce devam ederlerdi. Nato’nun resmi dil olarak İngilizcenin yanısıra Fransızca yı da kabul etmesinden yararlanırlar,Nato’nun askeri kanadından çekilmiş olsalar da halen etkilerinin var olduğunu göstermek isterlerdi. Bu tutumlarına hiç bir üye ülke temsilcisi de itiraz edemezdi.

Bu gün için 30 yaş ve üstünde olan okuyucular çok iyi hatırlayacaklardır. Terörist başı AÖ nın İtalya ‘da bulunduğunun ve zamanın Massimo D’Alema hükümetinin himayesinde olduğunun tespit edildiği dönemde( 1998) İtalyan mallarına karşı da boykot refleksi hakimdi toplumumuzda, İtalya’dan ithal edilen mallar kameralar önünde ayaklar altında çiğnendi, siyasiler tarafından hamasi ve kışkırtıcı söylemler yapıldı, İtalya’ya turistik geziler iptal edildi. Bir süre sonra sağduyu galip geldi ve ilişkiler normalleşerek doğal mecrasına döndü.

Bu gün Fransa ile yaşadığımız suni gergin ortam da tamamen siyasi çıkarlar uğruna zorlama ile üretilmiş bir konjonktürdür. Türk Halkının, ulusal onurunu ve şerefli tarihini koruma iç güdüsü çok haklı ve anlaşılabilir bir durum ancak bu ortamda siyasi sorumluluk sahiplerinin daha ağırbaşlı ve vizyoner düşünmeleri zarureti vardır. Yağmasan da gürle deyişi doğrultusunda toplumu tahrik edici söylemler ve davetler kısa vadede geçici ruhsal ve zihinsel rahatlama sağlasa da, siyasi rant yaratsa da uzun vadede milli stratejik hedeflerimize erişmemizi zorlaştırabilir.

Efendim istemeyen Channel parfüm kullanmasın, Sodexho yemek fişi ile yemek yemesin, airbus ile uçmasın, Fransa’ya gezilerini iptal etsin,La Fayette ‘den alışveriş yapmasın ama şu kadarını bilmelerini dilerim ki meselenin kalıcı çözümüne pek etkisi olmayacaktır bütün bu duygusal reflekslerin.

Ekonominin en önemli yasası; bir mal ve/veya hizmeti mümkün olan en yüksek kalitede ve en makul fiyatla satın alabilmektir. Hal böyle iken salt ben Fransa’ya kızgınım / küsüm dolayısı ile Fransız mallarını boykot ediyorum demek ne kadar rasyonel olabilir dersiniz ? Ayrıca AB ve Gümrük birliği kapsamındaki taahhütlerimizden vazgeçmek kolay mı ? Bu günün dünyasında ilişkiler böyle duygusal odaklı olarak yürümüyor, ulusal çıkarlar neyi gerektiriyorsa ona göre pozisyon almak ve politika/strateji üretmek esas alınıyor. Netice itibarı ile bu rekasiyonlar kontroldan çıkar ve maksadını aşarsa mütekabiliyet(Karşılıklılık ilkesi) gereği Fransa’nın misilleme ihtimali dikkatlerden uzak tutulmamalı, bizim mallarımızında Fransa’da ve onun kolayca tesir edebileceği diğer bazı ülkelerde pazar bulamamasının ekonomimizi nasıl etkileyebileceği çok iyi hesap edilmelidir.

Şimdi yapılması gereken bu ucube inkar yasasının Fransız senatosundan geçmemesini ve kadük olmasını sağlamak için en uygun kozlarımızı kullanarak lobi faaliyetlerinde bulunmak ve mekik diplomasisi uygulamaktır sanıyorum. Yoksa ironik duygusal reflekslerden biri olan sosyal medya platformlarında Carla Bruni’nin çıplak fotoğraflarını paylaşmanın ve küfürler savurmanın kendimizi avutmaktan- kandırmaktan başka hiç bir katkısı olmayacağına inanıyorum.

Bizim kültürümüzde iki yüzlülük diye tabir ettiğimiz, onursuzca gördüğümüz tutarsızlıklar batı kültürlerinde biraz daha esnek karşılık bulabiliyor, profesyonellik ve ülke çıkarlarının gereği olarak kabul ediliyor. Dolayısı ile Fransa ile ilişkilerimizi uzun vadeli ve karşılıklı milli menfaatlerin beslenebildiği normal mecrasına oturtabilmek, bu yapay konkjonktürel krizden kalıcı hasarlar almadan çıkabilmek için sergilenmesi gereken reaksiyonlar ve yaptırımlar vakur,bilinçli ve ölçülü olmak zorundadır.

Gelecekte bu krizin tekrar tekrar yaşanmaması ve kalıcı çözümler bulunabilmesi için özellikle 30 yaş altındaki genç Fransız jenerasyonunu bilgilendirmek,bilinçlendirmek ve ikna etmek adına yoğun girişimler gerek akademik ve gerekse sanat-spor gibi popüler kültür platformlarında, STK lar bazında planlanmalı ve uygulanmalıdır. Ekonomik ilişkiler tam tersine daha kapsamlı ve vüsatli olacak şekilde geliştirilmelidir.

Teknoloji üretip ihraç edebilecek yetkinliğe ulaşmak ve ucuz- çıkarcı politikalar uğruna incitilmesi göze alınamayacak kadar etkili bir ülke olmak hedef alınmalıdır diye düşünüyorum.

 Saygılarımla

 Serdar DURAT

 Stratejist

24.12.2011 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS