• Şehidi pasta yaptılar
  • Bakan'dan kıdem tazminatı açıklaması
  • TSK PKK'ya bomba yağdırdı
  • Antalya'da Milli zafer !
  • ''Cinci hoca'' insaları böyle kandırdı !
Nefise Seda Yanık

Hayır !

Özgürlük, özgürlük, özgürlük...

Hepimizin bulunduğu çağda sahip olduğu fakat kıymetini bilmediği en büyük değer. Öyle ki giderek kendi kültürümüzü terkedip avrupalışaıyoruz. Bunun iyi yönleri olduğu kadar kötü yönleri de olduğunu düşünüyorum ben .Çok değil bundan onbeş yıl önce televizyonda yakası biraz açık bir kadın göründü mü; Ne kadar da açık giyilmiş denirdi. Şimdi ise neredeyse çıplak gezmek hepimizin tarafından( kendimiz öyle giyinsekte-giyinmesekte)normal karşılanıyor.

Geçenlerde Nişantaşı’nda bir cafe de tek başıma oturmus arkadaşımı bekliyordum. Yan masamda ise 16-17 yaşlarında genç kızlar oturmaktaydı. Konuşmalarının duyulmasını ister gibi yüksek tondan konusuyorlardı, haliyle ben de bu konusmalara kulak kabarttım beklerken. İçlerinden biri dinleyici konumundayken, diğer ikisi yarış eder gibi birbirlerini özel hayalatını anlatıyordu. Yok efendim İtalya’ya tatile gittiğinde sevgilisine oradan boxer almış da, çok güzel olmuş üstüne, çok beğenmiş çocukcağız. Tam sözün bu kısmında diğeri atlıyor, o da geçen hafta annesine yurtta kalıcam diyerek şehir dışına gitmiş sevgilisiyle vs vs... Konuşma nereden alış veriş ettiklerinden tutunda hangi mascaranın daha iyi boyadığına kadar uzadı gitti. Yadırgadım mı peki tüm bunları? Hayır! Artık öyle bir çağdayız ki, herkes kendi maddi imkanlarına ve konumuna göre bir şeyler yaşıyor. Değişen sadece mekanlar ve imkanlar.

Benim takıldığım nokta şu: 16-17 yaşlarında bütün bunları yaşayan bir genç kız, on sene sonra ne konuşur ve ne yaşar? Aslında bir on sene sonra yaşanması ve konuşulması gereken tüm bu hikayeler erkenden tüketildiğinde geriye ne kalır? Bir sürü hayal kırıklığı, çöküntü, depresyon, yorgun bir zihin ve beden elbette. Lafım sadece kızlarımıza değil. Buluğ çağını yeni bitirmiş, babalarının altlarına verdiği arabalarla etrafta “çok şey yaşadım” edalarında gezen delikanlılara da acıyorum doğrusu. Peki hayatlarının baharında her şeyi yaşayıp, uyuşturucu bağımlısı olan bu gençlerin ailelerinin, mevcut durumda hiç mi suçu yok dersiniz? Hayatta hiç bir şeyin mücadelesini vermeden, her şeye sahip olan bir genç adamın ne kadar “adam” olabileceğine inanıyorsunuz?

Ben inanmıyorum doğrusu. Etrafımda da 30’unu aşkın ama hala çocuk beynine sahip bir sürü kanıt varken inanmak elden gelmiyor.

Bu gün facebook’da bir video izledim. Genç bir adam, bir üniversite de kendi başından geçenleri, öğrencilerle paylaşıyordu. Eminim bazılarınız izlemişsinizdir. Kısaca özet geçersek, henüz çok küçükken babasından bir bisiklet istediğinden bahsediyordu. Bu isteğini dile getirir getirmez babası “hay hay” diyerek elinden tutmus ve manava götürmüş, bir sepet limon alarak kendisini pazara bırakmıştı. Yanından ayrılırken de “bunları sat ve bisiklet paranı biriktir” demişti. Kendisi de bir ay boyunca babasından nefret ederek limon satmıştı. O gün utandığı ve nefret ettiği babasından ise bu gün övünçe bahsediyordu genç adam. Ve haklıydı da bence...

Eli öpülecek bir babaydı onunki.

Hayatı tanımanın en güzel yolu sıkıntılarla, zorluklarla mücadele etmekten geçer. Aileleri bu konularda daha hassas olmaya davet ediyorum ve bütün gençlere de sesleniyorum köşemden:

“Duvarları yıkmayın!”

Evet zorluklarla mücadele edin, pes etmeyin ama her şeyi olması gereken yaşta ve zamanda yapın lütfen. Emin olun yıktığınız hiç bir duvar bir daha geri gelmiyor. Bir sigara içerseniz, ömrünüz boyu içiyorsunuz. Bir kez uyuşturucu aldınız mı bırakması çok çok zor oluyor. En yakın arkadaşlarınızdan bile size böyle bir teklif gelse “Hayır” demeyi bilin. “Hayır” demeyi öğrenin lütfen. Emin olun bu “Hayır” sizi küçük düşürmekten ziyade size saygınlık ve karakter getirir. Ve genç kızlar, cinselliğinizi bu kadar erkenden yaşamayın. Çünkü olgun yaşa gelmeden yaşadığınız her deneyim, geçmişinizde bir pişmanlık olarak yer alacaktır. Onları silemessiniz. Belki süpürürsünüz halının altına... Ama hep oradadırlar. “Hayır” düzgün yaşamanın en büyük anahtarıdır. Kendinize saygı duymayı öğrendiğiniz anda “Hayır”  kelimesini de öğrenmişsiniz demektir.

Ve unutmayalım ki biz yüzyıllarca Dünya’ya hükmetmiş soylu bir kan taşıyoruz. Ananelerimiz, geleneklerimiz ve göreneklerimizle kabul gördüğümüz yeni çağda; kendimizi farklı bir kültüre esir etmemizin anlamı yok. Sömürge değiliz öyle değil mi? Öyleyse bırakın bu “Carpe Diem” ya da Türkçe açılımıyla “Günü Yaşa” saçmalarını. Gelecek nesiller bu günkü gençlerin eseri olacak. Bu yüzden kendi kültürümüzden ne kadar çok şey taşıyabilirsek ileriye, o kadar Türk kalırız. Gelişmeyin, ilerlemeyin, aynı kalın demiyorum dikkatinizi çekerim. Bütün bunların yanında kendi benliğimize de sahip çıkalım diyorum. İlerde kendi çocuklarımızın nasıl yaşamasını istiyorsak, bizlerde öyle yaşayalım.

Çok sevgili dedemin sık sık tekrarladığı bir sözü yazarak yazıma son vermek istiyorum;

“Kumandan daldan bir elma koparırsa, erler bahçe de elma bırakmaz”

Sevgi ve mutlulukla kalın lütfen :)

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS