- IMKB

- 54.810
- Dolar

- 1,8425
- Euro

- 2,3065
- Altın

- 619,17
- Ankara : 11 °C
- İstanbul : 15 °C
- İzmir : 13 °C
- Adana : 15 °C
- Antalya : 15 °C
- Diyarbakır : 12 °C
Hepimiz Turşuyuz !
İnsan çok katmanlı bir varlık… Anne karnına düştüğü andan son nefesini verdiği ana değin sürekli gelişim içinde… Buraya kadar hayli genel ve basit bir giriş yaptık. Gelelim, zurnanın zırt dediği yere… Bahsedilen o katmanlara ve gelişime…
Bu noktada, kendimi aslanların önüne atacağım ve –genellikle- hayatım üzerinden giderek konuyu belli başlıklardan yola çıkarak açıklamaya çalışacağım. Dolayısıyla, bir Türkiye portresi de kendiliğinden çizilmiş olacak.
1) Kadın olmak:
İlk anlamda mevcut başlığı değerlendirmeyi tercih ettim. Bunu cinsiter bir ayrım olarak kabul etmeyin diyeceğim ama, bence edin. Doğduğumuz o büyülü(!) andan itibaren toplumsal varlıklara dönüşerek pembe renkli bir dünyanın içine atılıyoruz. O pembe ki bize cinsel organını saklama, bebeklerle ve çay takımlarıyla oynama, evlenme, doğurma, yemek yapma, dikiş dikme, misyoner pozisyonlarında kıpırdamama gibi kalıp rolleri zaten vermiş. Aman da, ne iyi etmiş!..
Peki dünya bu denli pembe mi? Hayır, mavi… Mavi de değil, puslu it grisi… Bir adamla sevişiyorsunuz; üstünüze is, hatta itlik bulaşıyor çünkü. O adam ki türlü naneyi yeme gayretindeyken ve fantezi deposuyken, sizin fantezilerinize ket vuruyor. Cinsel organınızın argo karşılığıyla küfretme özgürlüğüne sahip oluyor. Ohhhhh, paşalar paşası… Gözü dışarı mışarı da sıkça kayıyor.
Siz ise bırakın başka birilerini beğenmeyi, daha sahip olduğunuz uzva ‘vajina’ diyemiyorsunuz. Vajina ya, bilinen bir kelime… Ama; çağrışımı öyle kirletildi ki, bu ifadeyi dışarıda kullanamıyorsunuz. Efendi erekte halde olmayan uzvuyla penis diye böbürleniyor. Siz vajina kelimesini kullandığınız, işin içine bir de klitorisi kattığınız zaman marjinal oluyorsunuz. Zira, dilde de bekaretinizi korumanız isteniyor.
‘Bakirlik’ diye bir olgudan bahsedilmiyor. Çünkü, bekaret şeklinde sınırlanan şey iktidarı elinde tutan erkek adama işlemiyor.
Bu ülkede daha adet kanaması (regl), ağda, epilasyon, orkid (ped) vb. kadınsal sözcükler bile cümle içinde rahatça kullanılamıyor. Kadın haklarından bahsedilirken, adet günleri için izin istemenin esamesi okunmuyor. Kanınız kirli addediliyor. Zarınızı yırtarak dışarı akan…
Zeka fazla kullanılınca asilik, delilik; güzellik fazla kullanılınca sürtüklük, bayağılık olarak karşılık buluyor. Üstelik; birikmiş sermayesi, iyi bir ailesi yahut anlayışlı, ortak üretim yapabileceği bir eşi-sevgilisi yoksa ayvayı daha da yiyor kadın. 3 T: Taciz, tecavüz, tehdit… Yıldırıyor da yıldırıyor.
2) Eğitimli olmak:
Al başına belayı. Okuyup ne yapacaksın? Diplomanı odanın duvarına mı asacaksın? Üniversite bitirdin de ne oldu?
Benzeri ifadelerle her yerde karşılaşmanız mümkün… Hele bir idealiniz olsun. Cayır cayır yandınız vesselam. Hedef şaşar da şaşar. Kimse sizin iyi bir şey yapmak istediğinizi anlamak istemez. Ortalamayı tutturmanız yeterlidir yahut kolayca, hızlıca köşeyi dönmeniz. Gerektiğinde onun bunun altına yatabilir, kocasını-karısını baştan çıkarabilir, düşüncelerinizi yiyebilirsiniz. Yalan, çeteleşme, adam kayırma, başkasının projesini çalma, malı götürme, ego çatışmaları vd… Ateşin ortasında kalırsınız.
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’ndan önce Acun Ilıcalı’nın bilindiği mikro bir dünyada tetkik yeteneğiniz güçlüyse ya da sorgulamaya, araştırmaya tutkun bir portreniz varsa suçlu olursunuz. Okuduğunuz fakültelerden, disiplinlerarası çalışma istemlerinizden, çıtayı yükseltme gayretinizden, orijinal fikirlerinizden ötürü hep ayrıkotu kıvamında ötekileştirilirsiniz. Bir de, hatun kişi misiniz? Eyvah!.. İşler iyice sarpa sarar.
Bu noktada; arkanızda sağlam bir dayınız yahut ananız, babanız, yağcılık yaptığınız insanlar, cemaatler, cemiyetler, dini örgütler, çevreler, girip çıktığınız siyasi partiler vb. bulunuyorsa iyi kötü meslek edinmeniz, bir şeyler olmanız olasıdır. Kısaca, halk dilinde torpiliniz varsa yırtarsınız. Eğer, kimseniz yoksa ve salağa da yatamıyorsanız zokayı yuttunuz. Bir yerlere, en çok da istediğiniz o yere niteliğinizle gelmeniz fazlasıyla zorlaşır. Onurunuzla, özgeçmişinizle, kendi bulduğunuz referanslarınızla bir işe sahip olmanız neredeyse imkansızdır.
3) Etnik Kimlik:
Ayağa düşen, herkesin bilirkişi kesildiği ve sakız misali uzayan konulardan biri… Ayrışmanın en kıyak göstergesi…
‘‘Sen Türk vatandaşı mı kabul ediyorsun kendini?’’, ‘‘Türk müsün şimdi?’’, ‘‘Aaaaaa… Canım, biraz faşistsin o zaman.’’
‘‘Pardon, anlayamadım. Paraguay vatandaşıyım mı demeliydim?’’
Türkiye’de çoğunluğun kimlik olarak bir parçasıysan, yandın. Türkler şunu yaptı, şöyle yaptı, oraya gitti, astı, kesti. Fakat; karşı taraf melek, melek… Görsen, katiyen yanlış bir harekette bulunmamışlar. Savaş ortamı diye bir şey namevcut o dönemde. Yokluk, ekonomik düzensizlik, yeniden yapılanma gayreti yok. Adamlar kendi kendilerine refah ülkeleri kurup; diğerini kovmuşlar, dışlamışlar. % 100 haksızlar!.. Nasıl arabesk söylemler, nasıl!..
Üstelik, benim üstümden niye kaydırıyorsun bu tartışmayı? Çünkü, doğduğun ülke ve aldığın kimlik bu!.. Sana biçilen don yani… Bu yüzden, mücrimsin. Onlar hep haklılar… Bu topraklara saydırmalısın, gündem kaydırmalısın, ajitasyona boğulmalısın, beylik sözler sarf etmelisin. Türkçe’yi bozdurup bozdurup, İngilizce bilezik yapmalısın. Seni saymayan, ikinci sınıf muamele yapan ülkelere yaltakçılıkta birinci olmalısın. Kendi gündeminden uzaklaştıkça uzaklaşıp, ilgisiz gündemleri ve sorunları şimdiye taşımalısın. Tarihi yapıp bozmalısın. Kırpıp kırpıp, kuşa dönüştürmelisin. Bağlam kaydırmalısın.
‘‘Kesin ulusalcısın. Atatürk’ü de seversin şimdi sen!.. Ergenekon olayına da inanmıyorsundur.’’
Üstteki gibi komik, mesnetsiz, saçma sapan, sudan ucuz yorumlara sıkça rastlarsın.
Demen istenir ki (koro halinde): Ey kardeşlik… Ey halkların kardeşliği… Barış, güzellik olsun.
Demokrasi gelsin. İnsan olalım. Uluslar ayrışsın. Haritalar değişsin. Sınırlar kalksın.
Af buyur da, hangi sınırlar? Belçika, Çin, Hindistan, İtalya, Türkiye, Kanada, Amerika, Senegal vd… Ülkeleri mi değiş tokuş edelim? Evcilik oyunu mu bu? Keza, basit mi? İnsan diyorsun da, insan… Sistem kurmuyorsun. Nedir senin önerin, önermen? Şu konjonktürde, şu düzen ve tarih çerçevesinde? Bana açık açık onu söyle. Ayrıntılarıyla, madde madde bir dünya düzeni kur. Bir göreyim.
Böyle mi dedin? Tısssss yok karşı tarafta. Niçin? Çünkü; analitik zeka yerine demagojik, propagandist zeka işliyor bunlarda. Papağan gibi ötüyorlar. Bir sistem, bir dünya hayal ettikleri yok. Salt, hayalin kendisini ve melodramın çekiciliğini seviyorlar. Ellerini taşın altına koyacakları yerde; popolarını rahat yataklara serip ellerinde çayları, kahveleri oradan efeleniyorlar.
Ne yapalım şimdi? Uluslar kalksın da, sınırları açalım mı? Ooooohhhhh, ne güzel ütopya… Yarın Kosta Rika vatandaşı olmak istedi canım deyip, orayı da kendi sınırlarımız mı belleyelim? Bu mudur dünya vatandaşlığı? Bu mudur dünya hayali?
Asıl çözümünüz nedir? Analitik, alternatif planınız var mı? Varsa, nasıl işleyecek? Yine, ses yok. Sadece devlete küfür, etrafla dalga geçmek, ‘bla bla bla’ diye ifade edilen konuşma baloncukları… Tartışmalar, hakaretler, atışmalar… Tornadan çıkma laflar…
Türk müsün? Vay haline… Ezen ezene kişiliğini ve döven dövene diliyle seni. Savaş zamanı, özel koşullar filan anlamam. Diyeceksin ki: Katliam… Kendine ait fikrin olmayacak. Biz ne dersek, aynısını tekrar edeceksin. Emriniz olur!..
Yukarıdaki ayrışmanın farklı versiyonları da pıtrak gibi bitiyor durmaksızın bu topraklarda. Herkes birbirine saydırıyor. Önyargılar bataklık kıvamında… Nereye dönsen her kesim birbirine çamur sıçratıyor. Hep ‘öteki’ suçlu… Kendilerinde hiç mi hiç hata yok. Aşağıda örnek verelim bu önyargılardan birkaç tane. Bolca var ne de olsa.
* Kürt müsün? Ayrılıkçısın, federasyon istiyorsun. Utanmadan devlet okullarında okuyorsun. Şehre inmişsin mafyalık yapıyorsun, dokuyu bozuyorsun. Köşeyi dönmeye çalışıyor, kim çıkarına uyarsa ona koşuyorsun. Kürtçe diye ısrar ediyorsun. (Sanki, adamın seninle aynı haklara, aynı ekonomik, aynı sosyal koşullara sahip olma hakkı bulunamaz. Sanki, o da insanca yaşamayı düşleyemez. Şırnak’a bir okul, Hakkari’ye bir fabrika isteyemez. Güzel bir evde yaşamayı, ısınmayı, cebinde beş kuruş daha fazla olmasını talep edemez. Kendi dilini konuşmaya hakkı olamaz.)
* Türk müsün? Kürt’ü ezersin. Apo’yu kabul etmez ‘lider kültüne’(!) sığınıp Atatürk dersin. Yeşil, kırmızı sarı bilmez, ‘renklere’(!) sığınıp nar kırmızı da kırmızı, bayrak da bayrak diye diretirsin. Marşın vardır. Sembollerin… Bize topraklarımızı vermezsin. (Oysa; bizim ne aşiretimiz, ne toprak ağalarımız, ne bayrak isteğimiz, ne milliyetçi damarımız yoktur. Sadece Türkler milliyetçidir. O yüzden de, Kürdistan diye bir milliyeti(!) kabul etmemeleri saçmadır. Molotof kokteyllerimizle şehre inip, orayı burayı yakarız. İçeri atarsınız. Almanya’da, Fransa’da, şurada burada ‘Kürdistan İslam Toplumu’ adı altında dernekler kurup insanları hacca götürüp, paralarını dağa göndeririz. Ama, özgürlük savaşçısıyız. Billahi; Marksist-Leninist, sınıf gerillasıyız.)
* Ermeni misin? Türk’ü sevmezsin. (Onu kestin, bunu kestin. Sürdün gittin. Ama, sen de zamanında Rusya’yla hiç işbirliğine girmedin. 1915’te hayat güllük gülistanlıktı be anam!.. Savaş mavaş yoktu. Cepheler alınmamıştı. Küçük prenslikler, krallıklar, beylikler bağımsızlık istemiyordu. Evlerde, kiliselerde gizlenen silahlar yoktu. Değil mi?)
* Türk müsün? Ermeni’yi sevmezsin. (Sen Türkoğlu Türk olmaya devam et. Şehirleşmeden anlıyorsun tabii. Sanattan, müzikten, her halttan. Ermeniler hiç katkı sağlamamışlar yemek kültürüne. Adam değiller ya!.. Hiçbir şey yapmamışlar onca sene. Mesela; Ankara, Yozgat, Çankırı vb. bozkır havasını Ermeni bilmez. Neylersin!.. Yegâne kahraman sensin. Oralarda, o en gelişmiş, en estetik koşullarda sevgi dolu yuvarlanıp gidersin. Kırsalında… Okumuş oranlarının yüksek olduğu, birlikte yaşama bilincinin temellerinin atıldığı yerlerde… Değil mi ya?)
*Alevi misin? Sünni cani… (Astı, kesti bizi. Oysa, hiç sesimizi çıkarmamıştık ki!.. 1402 Ankara Savaşı yaşanmadı, Şah İsmail’le bağlantımız olmadı. İran lobisini filan da bilmeyiz. Öyle yerimizde yurdumuzda kendi kendimize, anti-siyasi yaşarız. Ağzımızı açmayız. İçimize kapanmayız. Ne işimiz olur politikayla, dünya işleriyle, halifelik sorunlarıyla. Bir lokma, bir hırka deviniriz. Mezhepçi değiliz. İnsana sadece(!) insandan ötürü inanırız.)
* Sünni misin? Alevi dinsiz… (Ne bilirler namazı? Onların cenazeleri de kaldırılmaz. Cemevi de neymiş, koca cami nelerine yetmiyor. Bunlarda mum söndü de var. Ahlaksızlar… Sen çok adamsın ya!.. Maşallah… Beş vakit namaz kılıp, insan kalıyorsun. Başkasının karısına kızına Türk olduğun için sarkmıyorsun. Kimin poposu, memesi umurunda? Kimsenin tabii canım!.. Türksün ya, damarlarındaki asil kan seni koruyor. Çarpılmıyorsun.)
Bir kör dövüşüdür, mızıkçılık travmasıdır, it dalaşıdır. Sürüp gidiyor. Sen Türk asıllı olduğun için ağzını açmasan da otomatik olarak suçlanıyorsun. Suçlayan Kürtler, Ermeniler ve diğerleri de başka Türkler tarafından ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Yahudi isen dönme oluyorsun falan filan. Uzar gider velhasıl bu liste. Gereksizce ve kısırdöngüyle…
Kimse diğerini beğenmez. Kimse çıkarı verilmeden, diğerinin çıkarını kabul etmez. Hangi insanlıktan, demokrasiden bahsediyorsunuz acep? Kendi hayatınızı (aşırı) öncellerken…
‘‘Suç sende…’’
‘‘Hayır sende…’’
Aynaya bakmaz mısın yahut gel beraber bakalım mı? Yooooo… Kabul etmiyorum. Asla!.. Suç nedir bilmem ben. Ak gerdanımdan aşağı sarkar beşi bir yerde gibi -maşallah- barış, kardeşlik, eşitlik, demokrasi, özgürlük…
Benim de beşi bir yerdem var. Eksik kalır mıyım!.. Türküm, yüceler yücesiyim heyttttt ben!.. Hakşinaslık, empati, yiğitlik, çalışkanlık, vicdan… Hepsi fazla fazla… Savulun breeeee!.. Her an, her dakika harfi harfine uyarım ben insanlığa.
Siz daha çok anlatırsınız birbirinizin külahına. Ülke göçsün de, hangimiz altında kalmayacağız acaba?
4) Siyasi Kimlik:
‘‘Kardeşim hangi partiye oy verdin?’’, ‘‘İdeolojin nedir?’’
‘‘Sağcı mısın solcu musun? Ortada mısın, yollu musun?’’
‘‘Oy kullanmadın mı? Niye vatandaşlık hakkından yararlanmıyorsun?’’,
‘‘Oy kullandın mı? Kime verdin? Sağcı mısın?’’
‘‘Komünist misin sen, o partiye oy atılır mı?’’
Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık muhabbeti burada da karşınıza çıkar. Herkes size ısrarla hangi partiye oy verdiğinizi sorar. Sözde demokratik hakkınızdır. Karışılmaz, dokunulmaz. Tersine; verseniz bir dert, vermeseniz bir dert halini alır. Kanser hücresi gibidir oy kullanmak.
Kimse siyasi partilerin programlarını, kadrosunu, icraat yapabilme potansiyelini vb. kriterleri değerlendirmez. Reflekstir oy vermek. Gençlikten kalma bir alışkanlık, geçmiş, genetik özellikler, korkular, bilinçaltı… Yığınla faktör sizi tetikler.
AKP’li misin? Vur CHP’ye. Kadını kapat evine. Kendin ne halt yersen ye.
CHP’li misin? Saldır örtülüye. Seccadesine, mescidine…
MHP’li misin? Al sana BDP, al sana!.. Al, kafana kafana. Vatan, millet, Allah aşkına!..
BDP’li misin? Geri git koçum, alırım aşağıya. Benim milliyetçiliğim seninkini döver.
Kim insandan, ezilenden, haksızlığa uğrayandan yana; kim aldığı maaşı ihtiyacı olanlarla bir nebze de olsa paylaşıyor? Meçhul!.. Daha böylesi büyükkkkk bir dayanışma görmedik. Hepsinin merkezinde aynı söylemler var. Hak, adalet, saadetli ve huzur dolu bir yaşam…
Esnaf ağlıyor. Öğrenciler harç yatıramıyorlar. Orta direğin cepleri delik… Kredi kartı mağdurları yığılıyor. Hapishanelerde yer kalmadı. Kimse gıkını çıkaramıyor ve özgürce yorum yapamaz hale geldi. Adamlar takım elbise, ipek renkli kravat mecliste cirit atıyorlar. Tezatlık yok mu burada?
Anarşistinden komünistine ceplerde türlü banka kartları, konforlu yaşam istekleri, gezip tozup para harcamalar… Sulu gözle din sömürüsü, kadrolaşma, sevgisizlik, acımasızlık… Atatürk adı altında malı götürmeler, kadroya hemşehri yerleştirmeler, hantal belediyecilikler…
Ana unsur: Bu ülkede Kemalizm nurculuğu yaratmıştır. Sağcısı solcusuna benzer… İkisi de ortalama olarak öteki gibi yaşar. Birbirlerinden beslenirler. Sınıf atlamak isterler. Lakin, dilde ayrı kavramlar üretirmiş, kavga verirmiş gibi yaparlar. Bir davanız varmış gibi görünüp taraftar toplamak, kadınlı-erkekli hayran kitlenizin sayısını arttırmak, daha çok ünlenip, para-çevre-güç kazanmak istemez misiniz? Efendim, duyamadım. Ne dediniz?
Bir yerlerde devletin derinlikleri işlediği cinayetleri kuyulara gizlerken ve vatandaşına işkence uygulayıp onu rencide ederken; bir yerlerde dağa zorla insan kaldıran, uyuşturucu trafiğinin transit merkezinde bulunan bir benzeşlikten bahsediyoruz biz. İktidarsal bir çatışmadan… Dertlerinin askerle ve devletle olduğunu söylerken çoluk çocuk, kadın madın uluorta dehşet saçan bir örgütle, bu örgütü çökertmek yerine Anadolu çocuklarının ana yüreklerini çökerten öngörüsüz o devletten. Kral-kıyak emekliliklerden, sahil kasabalarında evlerden ve öte yanda hastaneye gitmek için yolu bile bulunmayan uzak diyarlardan.
Polisin karakolda kadın dövdüğü, ona tacizde bulunduğu; imamın evli kadın kaçırdığı; din kültürü ve ahlak bilgisi hocasının öğrencisine tecavüz ettiği, evli siyasetçinin halkın paralarını hatunlara yedirdiği; kadın ticaretine giren Kürt aşiret reisleriyle aynı mafyanın Türk milliyetçilerinin kapıştığı bir ülkeye hoş geldiniz. Üstelik, burada yeşil İslam bol bol para da aklıyor. Ülkeyi parselliyor.
Olan çimenlere olan oluyor. Filler çarpışıyor, onların cepleri doluyor. Emekli ise, bankadaki iki kuruşunun aylık giderine nasıl yeteceğini kara kara hesap etmeye çalışıyor.
Pardon? Hangi partiye oy vermiştiniz? Necisiniz, kimlerdensiniz? Sağ, sol, orta yol… Anarşist, komünist, milliyetçi, muhafazakar, liberal, çekimser, bağımsızlara oy vermiş, apolitik, aşırı politik… Karışık turşu mu dediniz. O zaman, siz daha en acısını görmemişsiniz!.. Kavanoz kırılsın hele; ayrışmak nasılmış, yandımmmmm anam diyeceksiniz!..










- Çok Okunanlar
- Yorumlananlar
- Bugün
- Dün
- Bu Hafta
- Bu Ay
- Eurovision'da Türkiye üzüldü, sevinen İsveç oldu !
- AK Parti'de istifa sesleri !
- 400 kilo ağırlığındaki kız evden çıkamadı
- Başbakan'dan özür bekliyorlar
- Prezervatif tarih mi oluyor?
- Memurlara maaş farkı ödeniyor !
- Cem Uzan değil mi o ?
- Teröristler Ankara'yı havaya uçuracaktı
- Fakirin kredi kartına inceleme
- Acun: Onlara bir dilim ekmek bile yok...
Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim


























Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.