Aradan çok zaman geçtiği için unutmuşum, çalan telefon zilinin sesi bana anımsattı; Mojakistan başbakanı Movivu'yu. 'Herkesin tanıdığı bazı ağabeylerim gibi 25/Mart tarihinde Kadıköy'de yapacağım söyleşinin kokusunu aldı k...hor,' diye aklımdan geçirmedim desem yalan olur. Telefonu duymuyormuş gibi yaptım önce. Sonra içime sinmedi, görüşlerimiz uyuşmasa da severim keratayı. Hele gözyaşları içinde devrimcilerinin şiirlerini okudu ya... Ayrıca koskoca başbakan idi canım.
-Efendim...
-Dur, 3G ile arıyorum.
Yine başlamıştık işte. Yine ne yumurtlayacak diye düşünürken, telefonumun ekranında üstü başı yumurta içinde kalmış yan yana oturan beş adam belirdi. Badem bıyığını görmeseydim, bizim Movivu'yu asla tanıyamazdım. Meğer bizimki almış yanına en sevdiği bakanları, gitmiş ülkelerinin en saygın eğitim merkezine. Tabi, bunları karşılarında gören gençler durur mu? Fırsat, bu fırsat diyerek ellerinde ne kadar yumurta varsa fırlatmışlar.
-Omlet yapsalardı daha iyiydi değil mi Hıdır’ım? Omlet...
İnsanlar hedefleri uğruna ölüme giderken, voleybolcu olan birisi ancak bu kadar anlardı ideolojiden. Tabi, duygularımı kendime sakladım, kırılmasın diye. O sırada ünlü fişçi ve tükürükçü arkadaşı girdi odaya.
-Başbakanım, tüm ülkeyi fişledik, bir tek siz kaldınız. Hadi kocaoğlan, Zoro yılbaşını madencilerle geçirmiş.
-Tüüü...
Aylar sonrasında ikinci deneme başarıyla tamamlanmıştı. Movivu, alnındaki kocaman altın rengindeki '1' yazısıyla kesimhaneye götürülen danaları andırıyordu. Gülmemek için kendimi zor tutmuştum. Uzunca bir hasret gidermeden sonra aramasının sebebini de öğrenmiştim. Bizimkine tek başına iktidar olmak yetmiyormuş. Şimdi de meclislerinde tek parti olmayı istiyorlarmış. Deli fişek Zoro'yu ancak benim görüşlerimle paralel görüşleri benimseyen insanlar yanlarında olursa alt ederlermiş. Benim kendi halinde yaşayan züğürt ağa olmam da aylık 10.000 Buzişu önerisini getirmesine cesaret vermiş. Hakaretler dizelerdim de, koskoca başbakanı kırmayayım diye önerisini kibarca geri çevirdim.
-Eee, Molilo nasıl? Uzun zamandır onunla da görüşemiyoruz.
-O da iyi, torununa şebeklik yapmakla ve bir de yurtiçi gezileriyle kendini seçime hazırlamakla meşgul bu aralar. Bir de mektup göndermiş, kapı komşuya. Okuyayım ister misin, Hıdır'cığım?
-Hıdır değil başbakanım, Ertan...
Movivu elindeki kırmızı renkli zarfı açıp iki sayfalık mektubu çıkardı ve kâğıtlarda yazanları okumaya başladı:
-...Sayın Başkan, ana kumanda da olmazsa, en azından ayak işlerine bakacak astronotlarımızı uzaya götürün. Olmadı, Pascal Nouma'yla birlikte diskoya götürün.
Daha olmadı, Hollywood’a figüran yapın. Daha daha olmadı, uzaya gittiklerine dair teşekkür belgesi gönderin. Daha daha daha olmadı; yok artık, olur be... Olur demi? Gözlerinden öper, en kısa sürede olumlu yanıtını beklerim.
Movivu kâğıtları katlayıp zarfa yerleştirirken, tükürükçü bakan da gözyaşlarını siliyordu. O sırada, gizlice gözyaşı damlası kullandığını da fark etmiştim.
-Başbakanım, çıkardığınız yasa sayesinde öküz bağcılar da serbest kalmış.
-Samurtay'ın suçu, Hıdır…
-Telekulak?
-Basının uydurması, Hıdır...
-İşsizlik?
-Yaz aylarında %10'un altına düşecek, Hıdır...
-Milli gelirin adilce dağıtılmaması?
-Kömür, erzak veriyoruz ya, Hıdır...
-Üniversitelilerin barınma, harç gibi sorunları?
-Cemaatlerin yurtları açık, Hıdır…
-Terör?
-Aaa, sen de ne çok soru sordun be Hıdır!
-On yıldır tek başına iktidarda olmana karşın, Ülkende onca sorun varsa ve partin, anketlere göre %60'ın üzerinde oy alacaksa, halkına tek sözüm; benim adım Hıdır, elimden gelen budur... Hadi, uğurlar ola...
NOT: Bu öykü, Mojakistan öykülerimin devamıdır ve gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir alakası yoktur.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
Yakında seçim var, eğer insanlık hala ölmediyse hep beraber sandıklara gidelim; "ula hıdır, elimizden gelen budur" diyelim.
BeÄŸendimBeÄŸenmedim