- IMKB

- 54.810
- Dolar

- 1,8425
- Euro

- 2,3065
- Altın

- 619,17
- Ankara : 11 °C
- İstanbul : 13 °C
- İzmir : 13 °C
- Adana : 15 °C
- Antalya : 15 °C
- Diyarbakır : 12 °C
İç Savaş Evde Başlar
Merhaba sevgili Haber 3 okuyucuları,
Uzun zamandır bu köşede bir şeyler yazmıyordum. Çünkü; ülkemizdeki tabloyu artık çözemiyorum. Kimin kime ne dediğinin, kimin kiminle derdinin ne olduğunun birbirine karıştığı muğlak ve çamurlu bir ortamdayız. Ne mahremiyetimiz kaldı, ne de değerlerimiz… Ortalığı toz duman almış götürüyor. Hiç kimse sisli günlerin içinde nerede ya da kiminle yan yana olduğunu/bulunduğunu/oturduğunu kestiremiyor.
Biriktirdiklerimi ironiyle karışık bir üslupla aktarmak için, bu sefer yazımda değişik bir yöntem seçmeye niyetlendim. İzin verirseniz, sizlere bir Türkiye masalı anlatmak isterim. Adı: İÇ SAVAŞ EVDE BAŞLAR.
Masalımıza girizgâh yapmadan önce, sizden bir istirhamım olacak. Aşağıda bahsedeceğim birinci, ikinci ve üçüncü arkadaşları kafanızda canlandırmaya çalışmanızı ya da dikkatinizi çeken özelliklerini bir kağıda not almanızı rica edeceğim. Karıştırmamanız ve masalı daha net kafanızda canlandırmanız açısından…
Masal Bu Ya(!)…
Bir varmış bir yokmuş. Senelerden karmakarışık ve belalı bir 2010’muş. Efendim, ülkenin birinde İstanbul diye içine edilmiş, kapitalizmin göbeği olup olmadığı pek anlaşılamayan, çarpık ve garip bir şehir bulunmaktaymış.
Bu şehrin, -dokusu yerle yeksan edilmiş- Kadıköy semtinde Hasanpaşa diye ‘kırsal’(!) bir bölge varmış. Bu bölgede insanlar hiç gülmezlermiş. Güzel bir kadın görünce erkeklerinin salyaları ayaklarına değin akarmış. Kadınları da çocuklarını kollarından çekiştirir ve nefret dolu bakışlarla diğer kadınlara bakarlarmış. Etraf kahvehane doluymuş. İnsana, doğaya ve sanata dair hiçbir ahenk yokmuş. Kısacası; faşizm kötüymüş, ama cehaletin faşizmi daha kötüymüş.
Bu bölgenin en işlek mahallesinde ev tutan üç arkadaş bulunmaktaymış. Sekiz seneyi dolduran arkadaşlıkları artık kademe atlamış, DOSTLUĞA dönüşmüş. Daha doğrusu onlar dönüştüğünü sanıyorlarmış.
BİRİNCİ arkadaş; kalkar kalkmaz Ahmet Kaya şarkılarını ya da Kürtçe türküleri her sabah kapısını açarak sesli şekilde dinleyen, ateist olduğunu söyleyen ve bir film izlerken Nazilerin yaptıklarına göndermede bulunarak, ‘Kürtler Yahudiler gibi korkak değildir. Böyle bir durumda sonuna kadar savaşırlar ve onların ebelerini bellerler’ cümlesini sarf eden bir insan evladıymış.
Ortalarda gerinerek dolaşan ve her fırsatta birine, bir şeye küfür ederek, laf sokan biriymiş bu arkadaş. Ülkemizin Kürt yoğunluğu yüksek olan ve ‘efelenmeye’ müsait bir şehrinden geliyormuş. Ama, bu şehir Akdeniz Bölgesi’ndeymiş. Doğu ya da Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde değil.
İKİNCİ arkadaş; -ara sıra aldığı Taraf gazetesi dışında- okuduğu yegâne gazete olan Zaman’ı sürekli masaya bırakan (artık unutuyor mu bilinmez), ‘günah-sevap’ üzerine kafa yoran, çevresindekilere kimi zaman aksi davranan ve evde kendi kurallarını geçerli kılmaya çalışan bir insan evladıymış.
Kendisi aynı zamanda; Türkiye modernleşmesinin çekirdek kurumlarından biri olan Deniz Kuvvetleri’nde görev yapan astsubay sevgilisini evlenmeden önce odasına almakta beis görmeyen, ama İzmirli kızlara içlerine sütyen giymiyorlar yaftasını yapıştıran, emekli paşaları eleştirirken Mümtaz’er Türköne’yi yerlere göklere sığdıramayan, Ergenekon lafını ara ara dillendiren ve evlendikten sonra başını açacağını belirten namazında niyazında, Kur’an okuyan bir arkadaşmış.
Karadeniz’in, sözde il olan ama özde kasaba bile denilemeyen, köy görünümlü bir muhitinden çıkıp gurbet yolculuğuna atılmış bu arkadaş. Gurbet denilen yer de İstanbul’a iki, iki buçuk saat uzaklıktaymış. Geldiği muhitte ahlakçı geçinirgillerden olduğunu söyleyen ve (güya) dinine düşkün yığınla insan yaşarmış.
ÜÇÜNCÜ arkadaş da; İzmir’de yetişmiş, zeki, güler yüzlü, ama ne BİRİNCİ arkadaşın ateistliğine ve küfürlerine ne de İKİNCİ arkadaşın namazına ve yaptığı tersliklere karışmayan, herkesi anlamaya gayret eden ve çevresindekilere kıt kanaat yardım etmeye çalışan, kedileri ve kuşları beslediği için eleştirilen, meraklı, sıkça çenesi düşen, fakat kötü niyetli olmayan bir insan evladıymış. Daha doğrusu karşısındakiyle empati kurma salaklığına kapılan bir ENAYİYMİŞ.
Onun da Allah inancı varmış. Ara sıra namaz kılıyor, oruç tutuyor ve sürekli dua ediyormuş. Cumhuriyet, Zaman, Hürriyet, Radikal, Yeni Şafak ve Sözcü gibi gazeteleri taramaya çalışıyor; herkesi anlama gayretkeşliğinin ERDEMLİ bir şey olduğu sanrısını gerçek sanıyormuş. Daha önce de belirtildiği üzere, ENAYİNİN ÖNDE GİDENİYMİŞ.
Tartışma programlarını, siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeleri karınca kararınca takip eden ve 80 sonrasının apolitik duruşunu üzerinden atmaya çalışan bu ÜÇÜNCÜ safdil; hem aşırı laisizm laçkalığına, hem aşırı Kürt milliyetçiliğine, hem aşırı Türk milliyetçiliğine, hem yeni Osmanlıcılık, hem de muhafazarlık lafazanlığına pek inanmıyormuş. İnanmasa da, her kesimden, her uçtan arkadaşı bulunuyormuş. Onların inançlarına saygı duyuyor; kimseyi körü körüne ve acımasızca yargılamıyormuş. Çelişkileri görse de; suratını ekşitmeye ya da çevresindekilere laf sokmaya çalışmıyormuş.
Mayası çamurmuş ya!.. Her insan gibi onun da ağzından orta şiddetli önyargılar kaçıyormuş. Kimi zaman sesi de yükseliyormuş. Fakat; özür dilemesini biliyormuş. Yaptığı böylesi yanlışları da asgari biçimde törpülemeye gayret ediyormuş.
İlk Çatırdamalar
Bir gün BİRİNCİ arkadaş; banyo lavabosunun çeşmesi çalışmadığı için mutfak lavabosunda abdest alan İKİNCİ arkadaşa kızmış. O yokken ÜÇÜNCÜ arkadaşa bu konuyla ilgili olarak esmiş gürlemiş. Oysa; başı açık, tırnakları ojeli ve kimi zaman dekolte giyen o ÜÇÜNCÜ arkadaş bu durumu normal karşılamış. Abdestin pis bir şey olmadığını ve İKİNCİ arkadaşın zorunluluktan bu hareketi yaptığını açıklamak istemiş.
Günler günleri kovalamış. BİRİNCİ arkadaş, ezan okunurken müziğin sesini kısmayı reddetmiş. ÜÇÜNCÜ arkadaş refleks olarak BİRİNCİ arkadaşın odasına girip müziği kısmış. Kötü niyeti yokmuş. Sadece, unutmuş. BİRİNCİ arkadaş tekrar açmış sesi. Ara yerde oturan İKİNCİ arkadaş da bu duruma bozulmuş. Suratını ekşitmiş.
Birkaç gün daha geçmiş. Karşı komşunun kullanmadığı ve kapısının önüne koyduğu, üzerinde besmeleyle birlikte Arapça bir sûrenin bulunduğu çerçevenin camını İKİNCİ arkadaş yaptırıp; ara yere asmış. Bu arada, ÜÇÜNCÜ arkadaşın da onayını almış. Ama, BİRİNCİ arkadaşa fikrini sormamış.
Bunun üzerine, BİRİNCİ arkadaş İKİNCİ arkadaşın olmadığı bir gün ÜÇÜNCÜ arkadaşa şöyle çıkışmış:
‘‘Arkadaş bu ne ya!.. Bu ne terbiyesizlik... Herkes kendi sembollerini kendi odasına assın. Onu orada görmek zorunda mıyım? O zaman ben de onun tam altına porno, çıplak resimler asayım. Kadın resimleriyle doldurayım orayı. Bu kaçıncı ya…’’
ÜÇÜNCÜ arkadaş ara yolu bulmaya, iki tarafı da idare etmeye çalışıyormuş. Fakat alttan alta; çok konuştuğu, entelektüel olarak her şeye kafayı taktığı ve gereksiz işlerle uğraştığı için suçlanıyormuş diğer iki arkadaşı tarafından. Ara sıra ona laf sokuluyormuş. O da duymazlıktan geliyormuş. Kimi zaman azara varacak kelimeler sesler yükseltilerek kullanılmış kendisi için.
İlginçtir ki; kendisini sıkça eleştiren diğer iki ev arkadaşı tarafından aynı zamanda ‘pozitif’ hareketlerinden ötürü övgüler alıyormuş. Sevgi dolu, ılımlı ve orta noktada duran bir insan olduğu belirtiliyormuş. Kendisine yapılan her yanlışı, her küskünlüğü affediyormuş çünkü. Çünkü; onları zor zamanlarında beraber hayata siper alabilecekleri DOSTLARI sanmış(!).
BİRİNCİ arkadaş ÜÇÜNCÜ arkadaşa:
‘‘Sen gidersen biz bu İKİNCİ arkadaşla birlikte kalamayız. Ya arkadaş… Ben yaptıklarından rahatsız oluyorum. Zaten çok da konuşmuyoruz. Konuşacak bir şey bulamıyoruz. Kimi zaman selamlaşmıyoruz bile.’’ diyormuş.
Üstüne; İKİNCİ arkadaşın astsubay sevgilisini kıskançlığıyla boğduğunu -hatta ÜÇÜNCÜ arkadaşı da kıskandığını- ve bu hareketleri neticesinde terk edilebileceğini; hatta terk edilirse kızın intiharı düşünebileceğini ekliyormuş.
İKİNCİ arkadaş da aynı taktiği uyguluyormuş. Baş başa kaldıklarında ÜÇÜNCÜ arkadaşa -daha yumuşak tonda da olsa- benzer cümleler sarf etmiş. BİRİNCİ arkadaşın inançsızlığından ve tersliklerinden yakınmış. Şöyle devam etmiş:
‘‘Biz BİRİNCİ arkadaşla fazla konuşmuyoruz. Paylaştığımız çok şey de yok. Sen olmazsan ben onunla çıkmazdım zaten. Ne konuşayım ki onunla?’’
Yüzler Dökülürken İç Savaş Belirginleşiyor
İKİNCİ ve (özellikle) BİRİNCİ arkadaşın bu tarz arkadan konuşmaları giderek dozajını arttırmaya başlamış. Sabah birbirlerini görmüyorlarmış bile. Gerginmişler. Yüzleri gülmüyormuş. ÜÇÜNCÜ arkadaş onlara gülümseyerek ‘‘günaydın!’’ demeyi sürdürüyormuş.
BİRİNCİ ve İKİNCİ arkadaşın iletişimlerinin azalması neticesinde, olan ÜÇÜNCÜ arkadaşa olmuş. İstanbul’da moral bozukluğuyla ya da az parayla iki kişi yapamazlar, zor durumda kalırlar diye gelen ve yine onlar tarafından bizzat ısrarla çağrılan ÜÇÜNCÜ arkadaş ikisinin de olumsuz davranışlarından, laf çarpıtmalarından ve asık suratlarından artık sıkılmış. Bunların üstüne parasızlık, borç harç, (eski) erkek arkadaşıyla olan sorunları, çok sevdiği bir yakınının rahatsızlığı, akrabalarından kimilerinin mutsuzluğu, bitiremediği bazı yazılar ve işler de eklenince, bir gün kriz geçirmiş.
Masalın sonunda ne mi olmuş? Kriz geçirdiği için ÜÇÜNCÜ arkadaş deli muamelesi görmüş. Parasızlığından ötürü dışlanıp, zavallı konumuna düşürülmüş. ‘‘Biz hepimiz beraberiz, birbirimize destek oluruz. Hallederiz bunlar dünya sorunları’’ diyen, bilhassa İzmir’den gelmesi için onu çağıran BİRİNCİ arkadaş:
‘‘Bu şehirde tek başınasın. Bunu aklına yaz. Hepimiz tek başınayız. Ya altı ay içinde iş bulamazsan ne olacak?’’ diye çark etmiş.
Uzun süredir işsiz olan, ama sevgilisiyle birlikte biriktirdiklerinden harcayan İKİNCİ arkadaş da:
‘‘Biraz bencil ol. Kendini düşün artık. Kimseyi düşünme.’’ diye telkinde bulunmuş.
Ertesi gün, ÜÇÜNCÜ arkadaş Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında ‘masonluk’ üzerine gelişen bir sohbeti radyodan dinlemek istemiş. BİRİNCİ arkadaş:
‘‘Bırak şimdi onu ya… Gel konuşalım üçümüz. Seni bunlar mı kurtaracak?’’ demiş.
ÜÇÜNCÜ arkadaş bu programı ne zamandır dinlemek istediğini belirtmiş Programı dinlerken, radyo özelliğini açtığı telefonuyla mutfağa gidiyormuş. O sırada İKİNCİ arkadaş da:
‘‘Ne oldu? Çok mu önemliymiş konuştukları konu. Bir şey öğrendin mi bari?’’ diyerek küçümseyici bir surat ifadesi takınmış.
ÜÇÜNCÜ arkadaş ikisinin de kaba davranışlarını kaldıramamış. Allah’tan af dileyerek, onlarla şiddetli bir kavgaya tutuşmuş. Kendisine kimsenin laf sokup karışamayacağını, deli olmadığını, koyunlaştırılamayacağını, artık onların bu aksi hareketlerine, arkadan konuşmalarına, birbirlerinin yüzlerine sahte gülücükler dağıtıp, (o an) rol yapmalarına dayanamadığını yüksek sesle dillendirmiş.
Üstelik; gözünün içine bakılarak kimi yerlerde lafların çarpıtılmasına ve yalan söylenmesine çok sinirlenmiş. Şimdiye kadar onların yaptığı her şeyin sadece onda birini(!) söyleyerek, ikisinin de yanından uzaklaşmış. Kara enerjiyi geride bırakmış.
Üçlü İlişkide İkili İttifak
Ertesi sabah paylaşacak fazla şeyleri olmadığını söyleyen ve evde toplu yaşam kuralları konusunda en çok karşı karşıya gelen iki arkadaş ÜÇÜNCÜ arkadaşı dışarıda bırakıp, beraber sabah kahvaltısı yapmışlar. Aman ne sohbetler, ne sohbetler edilmiş sormayın gitsin sevgili okurlar.
ÜÇÜNCÜ arkadaş duyduğu sahte sesler ve hızla gelişen bu güçlü(!) ittifak karşısında sadece hafifçe gülümsemiş. Acımış onların hallerine. Ortalama yaşamayı tercih eden bu insanların rutin yaşamlarına tanıklık etmenin elemine gark olmuş. Figüranlarla hayat kurmaktan kurtulmayı ve o sahte dünyadan uzaklaşmayı arzulamış bir an için.
Kahvaltıda İKİNCİ arkadaşın sevgilisi de hazır bulunmuş. Hatta; bir tek o, ÜÇÜNCÜ arkadaşı kahvaltıya çağırma nezaketini göstermiş. Diğerleri gururlarından gelemiyorlarmış çünkü. Çünkü; onlar yanlışları için özür dilemeyi bilmezlermiş. Nitekim; adab-ı muaşeret üzerine bir tek İKİNCİ arkadaşın astsubay sevgilisi ders almış orduda. Diğerleri kırsallıklarının ötesine geçmeyi becerememişler.
O astsubay; ne gereksiz reaksiyonlarla çevresini rahatsız eden ve sürekli kolay yoldan köşeyi dönmeyi kafasına takmış bir Kürt gibi, ne de etrafındakilerden hıncını çıkartan ve özgüven sorunu yaşayan bir Karadenizli gibi nezaketsiz ve düşüncesizmiş.
(Masal Arası Önemli Not: Kürtlük ve Karadenizlilik üzerine yazdıklarım meclisten dışarı ifadelerdir. Bütün Kürtleri ve Karadenizliler’i kapsamasa da, sosyolojik bir çıkarsama içermektedir.
Bu yazının yazarı; insan hakları, kardeşlik, sevgi, demokrasi gibi kavramlara soyut düzlemde inanmaktadır. Aksine, bu kavramların siyasi-somut düzlemde ütopyadan öteye gitmeyecek boş şablonlar olduğunu düşünmektedir.)
Kime Göre Mutlu Son?
ÜÇÜNCÜ arkadaş araya girmeden ve ortamı yumuşatmadan beraber dışarı çıkmayan BİRİNCİ ve İKİNCİ arkadaş Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ne giderek canciğer kuzu sarması şeklinde mutluluk pozları takınmaya başlamışlar. (Allah onların dostluğunu daim etsinmiş.)
Gökten üç elma düşmüş. Birincisi, Kürtlüğün tarihsel sürecini ve sosyolojik oluşumunu doğru dürüst bilmeden reaktif olarak Kürtlüğü savunan BİRİNCİ arkadaşın… İkincisi, İslam nedir bilmeden şeklen İslam’ı yaşayan ve buhranlarıyla çevresindekileri de bunaltan İKİNCİ arkadaşın… Üçüncüsü, bu iki insanı DOST zannetme saflığını gösteren ve hâlâ insandan umudunu kesmeyen ÜÇÜNCÜ arkadaşın başına...
(Masal Sonu Önemli Not: Ne tesadüftür ki; elmaların yetiştiği ağaç, kökü ÇÜRÜMEYE BAŞLAYAN ve İÇ SAVAŞLA sulanan TÜRKİYE’ymiş.
Bazıları da, acaba ‘NE ZAMAN YIKILACAK?’ ya da ‘ORASINDAN BURASINDAN NASIL BUDANACAK?’ diye bu ağacın tepesine çöreklenip beklerlermiş.)
Kıssadan Hisse:
Böylelikle; Türkiye’de Kürt ve Nurcu geçinmek-liğin kimi yerde oynar başlıklı olabildiği, çevirtilip, döndürülebildiği görülmüştür. En azından bu masalda…
Akabinde; arada kalmak-lığın ve iki tarafı da anlamaya uğraşmanın kişiyi aklından edebildiği, hatta sinir harbine soktuğu da deneyimle sabitlenmiştir.
Şu-cu, bu-cu, o-cu olmadan ve insanların arkasından durmaksızın konuşmadan insan vasfı kazanılmayacağı da bu masaldan çıkarılacak derslerin başında gelmektedir.
Siz siz olun ey kıymetli okurlar!.. Hele ki, İstanbul’da yaşayanlar… Sağa sola basit sözlerle sataşarak laf sokun. Yüzsüzlüğü şiar yapın başucunuzda. Onun bunun arkasından küfür ederek konuşun. Kendiniz çekici külotlar giymediğiniz için, başka kadının tangalarına laf söyleyin. Evinize erkek aldığınız halde, -bunu görmeksizin- erkek alan başka kadınları hafifmeşrep ilan edin. Onları hastalık boyutunda kıskanın.
Siz siz olun ey kadirşinas okurlar!.. Kadınları anladığınızı söyleyip, bir erkek olarak onları tehdit edin. Üzerlerine yürüyün. Aniden parlayın. Belden aşağı elektronik postalarla onları rencide edin. Bencilliğin daniskasını sonuna değin yaşayın. Para için arkadaşlığınızı bozmayı düstur edinin. Kapınızı açıp, yüksek sesle müzik dinleyin. Ama, dışarıdan gelen en ufak sesten şikayet edin.
Alınan sütün, peynirin markasını ve tadını küçümseyip, karnınızın doyduğuna asla şükretmeyin. Haşa… Şükredenlerden olmayın, şehristanın ortasına düşmüş ey okurlar. İsyan edenlerden, taciz edenlerden olun. Kısacası, insan(!) olun.
Bu Masalın Anafikri:
Din, iman, sosyalizm, komünizm, Kürtlük, Türklük, vatanperverlik, dürüstlük, insanlık hepsi birer masaldan ibarettir. Aslolan; -materyalizmin ağır tehdidi altında- insanlığından çıkmaya başlayan varlıkların bulunduğu bu koca evde iç savaşa karşı gardın nasıl alınacağını hesaplamaktır. İnce hesapların adamı olabilmektir.
.










- Çok Okunanlar
- Yorumlananlar
- Bugün
- Dün
- Bu Hafta
- Bu Ay
- Eurovision'da Türkiye üzüldü, sevinen İsveç oldu !
- AK Parti'de istifa sesleri !
- 400 kilo ağırlığındaki kız evden çıkamadı
- Başbakan'dan özür bekliyorlar
- Prezervatif tarih mi oluyor?
- Memurlara maaş farkı ödeniyor !
- Cem Uzan değil mi o ?
- Teröristler Ankara'yı havaya uçuracaktı
- Fakirin kredi kartına inceleme
- Acun: Onlara bir dilim ekmek bile yok...
Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim


























Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
bu türkiye gerçeğinin ta kendisidir. dost çabuk düşman kesilir bu ülkede. bende yaşadım. yazdıklarınızla eskilere döndüm. kardeş kanı dökülmeyecek sözlerine, evet referandumlarına, bağdat caddesinde cafelerde jack daniels içen solculara inanmamayı öğrenmeli bu lüke.içindeydim biliyorum. yazınızdaki samimiyeti tebrik etmek boyun borcu ülke, vatan adına.
BeğendimBeğenmedimÜçüncü kişiye kurban olsunlar...
BeğendimBeğenmedimNeslihan hanım uzun zaman oldu böyle değişik bir yazı okumamıştım.
BeğendimBeğenmedim