Serdar Durat

İngiltere'siz Avrupa Birliği'nin Türkiye için anlamı

Değerli Düşünür Dostlarım,

Dün itibarı ile yapılan referandum neticesinde UK ( Birleşik Krallık)  halkı % 52 oy ile Avrupa Birliğin (AB ) den ayrılma kararı verdi. Bu sonuç başta AB ülkeleri olmak üzere tüm dünyada şok etkisi yarattı. Zira Referandum öncesi yapılan anketler sonuçların birbirlerine yakın olduğunu gösteriyordu ve kimseler İngiltere halkının radikal bir kararla Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullanacağını öngörmüyordu.  Gerek siyasi ‘istikrar’ dan ve gerekse alıştıkları hayat standartlarından vazgeçerek risk almayacakları değerlendiriliyordu . 

Bu sürpriz sonucun ilk etkileri derhal küresel piyasalarda hissedilmeye başlandı. Kafa kafaya geçen referandumu adeta çapraz kur hareketlerine bakarak bile takip etmek mümkündü. Nitekim hemen gerçek zamanlı sandık sonuçlarına göre tepki veren küresel piyasalar artık tamamen küreselleşen dünyada bilgi teknolojilerinin geldiği seviyeleri gözler önüne serdi. 

Sevgili okurlar,

AB konusunun ; Ekonomi, siyaset, güvenlik ve sosyoloji

gibi farklı disiplinlerde ki uzmanları tarafından yapılan ve İngiliz basını başta olmak üzere bir çok yabancı basın yayın organlarında yer alan yorumlara göre ; Kısa vadede Londra ve dünya borsalarında ani düşüşler yaşanacakmış, pound değer kaybetmeye devam edecekmiş, İngiliz Merkez Bankası acil olarak harekete geçecek ve tüm imkan kaabiliyetlerini kullanarak ülkenin para birimini korumaya çalışacakmış. Ne derece başarılı olabileceğini zaman gösterecektir ancak  şu an için ekonomik etkilerinin kapsamı konusunda çok iddialı projeksiyonlar yapmak riskli olur. Ekonomik kayıplar zamanla ve bir şekilde telafi edilebilir fakat bu kararın yaratacağı siyasi bedel çok ağır olabilir.

Bildiğiniz gibi bahse konu Referandum kararının siyasi olarak bağlayıcılığı mevcut değil ama İngiltere gibi köklü bir demokraside hiçbir siyasi iktidarın milletin iradesinin dışında hareket etme olanağı ve olasılığı da yoktur.

Nitekim Başbakan Cameron hiç vakit kaybetmeksizin ; referandum kararına saygı duyduğunu ve İki yıl kadar sürmesi beklenen AB den çıkış sürecinin bir başka "Kaptan" ( yeni Başbakan) tarafından yönetilmesi gerektiğini düşündüğünü ifade ederek Ekim ayında istifa edeceğini belirtmiştir. 

Değerli okurlar,

İngiltere'de referandum öncesinde yürütülen propoganda ve anti-propoganda kampanyaları süresince Türkiye'nin AB üyeliği konusu çok sık ve yoğun olarak dile getirilmiştir. AB karşıtı gruplar Türkiye'nin AB üyeliğini kendileri için olumsuzluk ve risk olarak gördüklerini, Türklerin tam üye oldukları bir AB Kulübünde yer almak istemediklerini vurgulamışlardır. Cameron başta olmak üzere AB de kalmak taraftarı kampanya yürüten siyasiler ise Türkiye'nin asla tam üye olamayacağını dolayısı ile böyle bir endişeye mahal olmadığını vurgulamışlardır. 

İngiltere'siz bir AB  Avrupa ve Türkiye için ne anlama gelir ? Muhtemel sonuçları neler olabilir ? sorularının cevapları bizim penceremizden görebildiğimiz kadarı ile aşağıda sunulmuştur.

Avrupa Türkiye’yi "Değerli Yalnızlık" hali ile baş başa bırakabilir..

Göçmen ve mülteci politikalarında büyük değişiklikler olabilir. Refah paylarını korumak ve idame etmek içgüdüsü ile mülteci akınlarına kapılarını kapatmalarına sebep olabilir. Bu durumda Türkiye kocaman bir göçmen kampı haline dönüşebilir.

AB karşıtı duyguları körükleyen göçmenlik konusu Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin politikalarını tekrar gözden geçirmelerini zorunlu kılabilir. 

İngiltere siyaseti açısından muhtemel başka sonuçlar da söz konusu olabilir: İskoçya yeniden bağımsızlık referandumuna gidebileceğini belirtti. AB’de kalma yönünde oy kullanan İskoçların bu durumda GB'dan ayrılması da gündeme gelebilir.

En çok endişe edilen olasılık , Avrupa Birliği’nden ayrılan İngiltere'nin başka ülkelerin de ayrılmasını teşvik edebileceği ve bu ayrılışın yol olmasıdır .

Klasik deyişle Domino tesiri neticesinde geride kalan 27 ülke içinden diğer bazı üyelerin de AB den ayrılması Avrupa Birliği’nin kesin olarak bitmesi anlamına gelir. Halen bu uğurda kulis yapan popülist ve yabancı karşıtı bazı siyasi hareketlerin varlığı bilinmektedir. Bu akım sadece Avrupa’da değil, ABD’de de Donald Trump profili ile kendini hissettirmeye başlamıştır.

Türkiye’yi göçmen politikalarının yanısıra en fazla etkileyecek bir diğer durum tabiatiyle küresel ekonominin izleyeceği yoldur . Bu sonuç Türkiye’yi gerek kısa ve gerekse uzun vadede daha da karanlık bir senaryo ile karşı karşıya bırakabilir. Kısa vadede yaşanması kaçınılmaz olan finansal şokun nasıl bir baskı unsuru yaratacağını şimdiden değerlendirebilmek hiç kolay

değildir. Türkiye gibi makroekonomik dengeleri, güvenlik sorunları ve politik istikrarsızlık nedeniyle kırılganlıkları olan ülkelerin bu şok ları göğüsleyebilmesi çok zor olabilir. Türkiye, zaten çok ürkek olan yabancı sermaye için çok riskli bir ülke olarak algılanmaktadır . Uluslararası Yatırımcıların gelişmekte olan piyasalara dönük iştahlarının da oldukça azaldığı aşikardır.

23 Haziran 2016 referandumu Avrupa ve dünya tarihine karanlık bir gün olarak geçmiştir. Yakın geleceğe dönük olarak belirsizliklerle dolu bir dönem yaşanacağı kaçınılmazdır. Bu dönemin evvelce yaşanmış ve tecrübe biriktirilmiş diplomatik ve siyasi bir süreç olmayacagı gibi kendi içinde çok kırılgan ekonomileri de yaratabilecektir.

Bu hiç arzu edilmeyen konjonktür ün mimarı ve sorumlusu Avrupa Birliği'nin bizzat kendisidir. Zira AB üye ülkelerin halklarına ortak menfaat bazında yeni bir vizyon ve heyecan verici kollektif hedefler sunamamıştır. İngiltere'de AB ne muhalif kesim yaşanılan ekonomik ve siyasi krizlerin faturasını Avrupa’ya kesmiş,  “AB den ayrılalım ve daha iyi bir sistem kuralım” demiştir. AB taraftarlarıysa “Çıkarsanız daha kötü olursunuz” demekten fazlasını becerememişlerdir. 

Sevgili Düşünürler,

Tüm bu gelişmeler karşısında Türkiye'den ilk resmi açıklama AB Bakanı Çelik'ten gelmiş,  ; " Gelişmelerin dışında değiliz, AB Anadolu ile birleşmelidir ve Türkiye mutlaka AB ye tam üye olmalıdır, Avrupa Demokrasisi olarak süreci takip ediyoruz.  Avrupa'nın geleceği hakkında bizim söyleyecek önemli sözlerimiz var" demiş..

Sayın Bakan ! söyleyecek sözünüzün olmasından çok sözünüzün dinleniyor olması, ciddiye alınması önemlidir. Ayrıca daha bir gün evvel sayın CB " eyyy AB bizi artık oyalama alacaksan al almayacaksan da söyle" diyerek çıkışması, sayın Başbakan'ın AB nin vize muafiyeti için varsın olmazsa olmasın demesi, "AB ye uyum müzakerelerine devam etmek veya vazgeçmek konusunda biz de referanduma gidebiliriz" şeklinde gözdağı vermeye çalışılması akıllarda iken , sizin Avrupa'nın geleceğine ve yeni aşı ihtiyacına ilişkin söyleyecek sözleriniz olsa ne olur olmasa ne ? Dikkate alan olmadıktan sonra...

Saygılarımla
Serdar Durat
Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS