Nefise Seda Yanık

Kanayan Yara - Doğu Türkistan Soykırımı

Edebiyatı sevenler Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’ adlı dünyaca ünlü romanını bilirler elbet. Okuyanları içine çeken bu kitap Raskolnikov isimli baş kahramanın iki kişiyi öldürmesinden ötürü duyduğu vicdan azabını anlatır. Sayfalarca devam eden beyin fırtınası o kadar yoğun yansıtılmıştır ki, okurken Raskolnikov’un yerine siz geçersiniz sanki. O vicdan azabını içinizde duyumsar ve pişman olursunuz. Okuduğum dönemde bu iç hesaplaşmanın beni en çok etkileyen cümlesi ise şu olmuştur;

screenshot_1-081.jpg“Bir kişiyi öldürürseniz katil, bir milyon kişiyi öldürürseniz kahraman olursunuz..”

Tarihte bunun çok örneklerini gördüğümüz gibi yakın zamanda da görmeye devam ediyoruz. Amerika’nın Irak’ı işgaline, İsrail’in Filistin’e zulmüne sessiz kalıyoruz. Elimizi kana bulamasak bile Batı’da 12 kişi ölünce ‘charlie’ oluyor, ölen milyonlarca Müslüman olunca umursamıyoruz. Belki de bütün bu katliamlara sessizliğimizle ortak oluyoruz.

Şimdi gözlerimizi farklı bir coğrafyaya çevirelim. Yine tüm dünyanın, hepimizin sessiz kalmayı seçtiği bir soykırıma..

Doğu Türkistan 1949 yılında Çin komünistleri tarafından işgal edilmiştir. 60 yıldan bu yana bu zulüm aralıksız devam etmektedir. Öyle ki orada uygulanan etnik temizlik politikası yüzünden nüfus oranları 60 senede %95’ten, %40’lara geriledi. Bu süreç zarfında Çin’in uyguladığı baskılar sonucu bölgenin tüm kaynakları Çin’in iç kesimlerine aktarılmış ve Doğu Türkistan bölgenin en yoksul halkı haline getirilmiştir.

Bunun yanı sıra Çin’deki şu ana kadar yapılan tüm yer altı ve yer üstü nükleer denemeler özellikle Doğu Türkistan bölgesinde gerçekleştirilmekte olup, bunun doğal sonucu olarak radyasyon sebebiyle binlerce Müslüman Türk sakat doğmakta ve binlercesi de bu yüzden ölmektedir. Soykırım politikası yüzünden hamile kadınlar mecburi kürtaj yapmak zorunda bırakılarak dünyanın en büyük mezalimlerinden birine imza atılmaktadır.

Tüm bunların yanı sıra etnik temizlik politikasının bir devamı olarak, Doğu Türkistan’a sürekli olarak Çinli göçmen yerleştirilmekte ve sık sık alfabe değişikliğine gidilerek köklerinden koparılmaya zorlanmaktadırlar.

Dünya’nın pek çok yerinde, Doğu Türkistan halkı çeşitli etkinliklerle sesini duyurmaya çalıştıysa da, tüm dünya gözlerini bu zulme kör etmiş, kulaklarını da sağır kılmıştır. Bundan cesaret alan Çin hükümeti asimilasyon çalışmalarını daha da hızlandırarak, 2000 yılının başlarından itibaren; ailelerinin veya kendilerinin rızaları olmadan 15 ila 22 yaş arası genç kızları, meslek edindirme ve zenginleştirme bahanesiyle Çin’in iç bölgelerine zorla götürmektedir. Çinli bir üst düzey yetkili; Doğu Türkistan’dan zorunlu işçi olarak Çin’e götürülen ve iş yerlerinden sudan sebeplerle kovulduktan sonra devlet-mafya iş birliği ile fuhuşa zorlanan genç kızların sayısının 400.000’e ulaştığını ve devletin bu sayıyı 1.000.000’a çıkarmayı planladığını açıklamıştır.

Bunun yanı sıra yine çalıştırılmak veya haksız yere infaz edilmek üzere evlerinden uzaklaştırılan 15 - 45 yaş arası erkeklerin sürgününden sonra yüzbinlerce ev erkeksiz kalmış ve sefalet had safhalara ulaşmıştır.

Şimdi 23 Haziran 2009 tarihine gidelim ve orada yaşanan katliamlara bir örnek bulalım; Belirttiğim tarihte Shaoguan kentinde bir oyuncak fabrikasında Çinli işçiler fabrikadaki Uygur kızlara sarkıntılık etti. Bu sebepten aynı fabrikada çalışan Uygurlu erkeklerle Çinliler arasında tartışma çıktı. Tartışma sonrası Uygurlu gençler yetkililerden suçluların bulunup yargılanmasını istediyse de bu haklı talep feci bir şekilde sonlandı. 26 Haziran gecesi 5000’e yakın Çinli işçi, burada çalışan 800’e yakın Uygur Türkü’nün kaldığı yatakhaneyi basmış ve kadın – erkek demeden satır ve demirlerle 400’ünü katletmiştir. Sabahın ilk saatlerine kadar süren bu kanlı olaya ne fabrikanın güvenlik güçleri ne de polis müdahale etmiştir. Ancak olay sonlandıktan sonra belediye yetkilileri itfaiye ekiplerine emir vererek bu katliamın izlerini yok etmek adına olay mahallini temizleme emri vermiştir. Olayın ardından protesto etmek için yürüyüş yapan Uygur Türklerini ise Çin polisi ateşe tutarak 200 kişinin daha ölümüne sebep vermiştir. Katliamın yurt dışında yankı bulmaması adına internet ve yayın organları kesilmiş, tekrar yayına girdiklerindeyse yalnızca zarar gören birkaç Çin vatandaşı gösterilmiştir.

Çinliler Urumçi’de ki en büyük ve cemaati en kalabalık 2 camiyi yakmış ve 9 Temmuz 2009 tarihinden itibaren bütün camilere kilit vurarak minarelere keskin nişancıları yerleştirmişlerdir. Camilere giderek namazını orada kılmak isteyen halk “Evine git ve namazını orada kıl” yazılı bir kağıtla karşılaşmaktadır. Kimliğini açıklamak istemeyen bir görgü tanığının ifadesine göre ise Çin hükümeti Urumçi’nin Ulanbay isimli dağlık bölgesine gizli bir hapishane kurmuştur. Bu hapishanede Kuran kursuna gittiği ve dini eğitim aldığı gerekçesiyle 4 yaş ile 15 yaş arası 1500 çocuk tutulmakta ve İslam’a karşı bir ideolojiyle yetiştirilmektedir. Karşı çıkanlar ise türlü işkencelere maruz kalmaktadır.

Bu kısa yazımda, Uygur Türklerinin yaşadığı mezalimi ancak bu kadar ifade edebiliyorum sevgili okuyucum. Elbette gerçekte olanlar burada yazılanlardan pek çok kat daha fazla ve acıdır. Olayların tarihi açıdan nasıl geliştiğini merak ediyorsanız diğer bir yazımı ( KATİL ÇİN ) okumanızı öneririm.

Okumak İsteyenler İçin Yazının Linki:  http://www.haber3.com/katil-cin-105136y.htm

Gelelim Uygur Türklerinin dünyadan insanlık namına haklı taleplerine;

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acilen toplanarak derhal bu katliama müdahale etmeli. Yine birleşmiş milletler yüksek konseyi acilen Urumçi’ye heyet göndererek olayların gerçek boyutunu ortaya çıkarmalı ve dünya kamuoyuna açıklamalıdır. Nato ve Agit gibi kurumlar derhal harekete geçerek bölgeye gözlemci göndermelidir. Kızılay ve Kızılhaç harekete geçerek orada yaralanan ve sakat kalan insanlara yardım etmeli ve tutuklananların insani ihtiyaçlarını acil olarak temin etmelidir. Hür dünya sivil toplum kuruluşları kendi hükümetlerine baskı yaparak katliama müdahale etmelerini sağlamalıdır. Hür dünya devletleri Çin ile olan diplomasi ve ticari ilişkilerini gözden geçirerek bu canavarı durdurmak adına adımlar atmalıdır.

Ve biz; hür dünya halkları eğer özgürlük, demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk kuralları söylemlerimizde samimiysek bu vahşete, bu insanlık dışı katliama sessiz kalmamalıyız. Hiçbir şey yapamasak dahi Çin malını satın almayarak bir adım atabiliriz.

Vicdanın güçlü olandan yana olmadığı samimi bir gelecek dileğiyle..

Sevgi ve barışla kalın..

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS