Osman Balcıgil

Kişisel Algılıyorum...

AKP Hükümeti’nin her davranışını, kişisel algılıyorum.

Biliyorum, benim gibi çok insan var ama olsun.

Yine de kişisel algılamaya devam edeceğim.

***

Lafı çok dolandırmayacağım.

Bir tane örnek ile yetineceğim

Bakalım hak verecek misiniz?

***

Dün akşam haberlerde ne göreyim?

Lafının geçmesi bile asabımın bozulmasına yeter hale gelen AKP Hükümeti, bu kez de Yassıada’ya çıkartma yapmış, yeni “muhteşem proje”sini açıklıyor...

Bu adayı ve hemen yanındaki Sivriada’yı “kongre turizmi”ne açacaklarmış!

“Her yer bitti, Yassıada ve Sivriada mı kaldı!” diye haykırıyorum ekrana doğru...

***

Sizi bilmiyorum ama televizyonla durmaksızın, üstelik “şık” olmayan muhabbetler geliştirmeme yol açtı hükümet ve partisi.

***

Öncekilere çok mu bayılırdım.

Tabii ki hayır.

Hiç de bayılmazdım.

Ama derler ya “bu, tüy dikti” diye.

Tam öyle.

***

“Gelen gideni aratırmış.”

Sanki bu hükümet, özel olarak, ata yadigarı bu sözün ne kadar manalı olduğunu idrak etmemi sağlamam için zuhur etmiş gibi...

***

Yahu kardeşim, her yer bitti, şimdi de sıra Yassıada ve Sivriada’ya mı geldi?

***

AKP’nin sıkı savunucusu çok okurum var.

Gelen maillerden, facebook sayfama yazılan “sevgi dolu” yorumlardan anlıyorum.

Derhal “Ne oldu, bir yerine Sivriada mı battı?” diye soracaklardır.

Onlar sormadan cevap vereyim:

Evet, bir yerime Sivriada battı!

***

Bakın kardeşim, ayıptır söylemesi ben İstanbul’da doğdum.

Siz tümüyle yok ettiğinizde çekip gideceğim bir köyüm, kasabam, gurbette özlemini duyduğum başka bir şehrim filan yok.

Umurunuzda olmayabilir ama dedemin, babaannemin mezarı bu kentte...

***

Çocukluğumu, delikanlılığımı geçirdiğim evden, Adalar, üstelik tekmili birden görünürdü.

Üzerinize afiyet, neredeyse ömrüm boyunca, her sabah deniz kokusu eşliğinde “ada manzarası”na nazır kahvaltı ettim.

***

60 ihtilalinin yargılamaları sürerken, dedemin Yassıada’ya bakarak ağladığına, babaannemin yine bu adaya bakarak dualar okuduğuna, (neden olduğunu hala bilmem) bir ipe düğümler attığına tanık oldum.

Bakmayın “zındık” olduğuma, demokrat, itikatlı bir aileden gelirim.

Beni, şu anda hüküm süren de dahil olmak üzere, gelip giden, saçma sapan hükümetler “delirtti”.

***

Güneş Marmara Takım Adaları’nın üzerinden batarken, Prens Takım Adaları giderek silhuet olarak görünmeye başlar...

Hele baharsa, hele koyu renk bulutlar kaplamışsa gökyüzünü...

O vakit gelene kadar geçen birkaç saatlik zamana doyum olmaz.

İstanbullular “sümbili akşam üstü” derler bu zamana.

***

Duydu ya bu söylediklerimi rakı sofrasında rahmetli babam, ada manzaralı sümbili akşamüstünden bir yudum almıştır şimdi...

Zeki Müren dinliyordur...

Ruhu şad olsun...

***

Değerli okuyucu,

En başta dedim ya hani “AKP’nin yaptıklarını kişisel algılıyorum” diye...

Aman bu lafımı unutmayın!

Bir de, baştan beri anlattıklarımdan hareketle, sakın Adalar’la münasebetimin sadece uzaktan seyretme şeklinde tezahür ettiğini düşünmeyin.

***

Kırk yıldır Heybeli’li, otuz yıldır Büyükada’lıyım.

Bu iki adanın her sokağında bir anım, bir maceram, her çakıl taşında ayak izim vardır...

Korkmayın hepsini anlatmayacağım.

***

Adalı olmak, denizci olmak demektir.

Kendimi bildim bileli, her yıl “kayığım” boyanır, denize iner...

***

Kah Prens Adaları’ha doğru gider “kayık”, Sivriada ve Yassıada sancağında kalır, kah tersi istikamette yol alır bu kez de iskelede...

***

Sevgili Kardeşim Savaş’la, “Tayfa” adını verdiğimiz 9.5 metrelik Ayvansaray yapımı teknemizin üzerinde Marmara Adası’na doğru seyir yaparken, Yassıada ve Sivriada iskelemizde kalmıştı otuz yıl kadar önce..

Rahmetli Ağabeyim Erdoğan’la, yirmi yıl kadar önce “Can Ali” ile Saroz istikametinde seyir yaparken de aynı şekilde...

Şu anda yelkenlisiyle dünyayı dolaşmakta olan Kardeşim Nejat’a da buradan bir selam göndereyim... Onun kaptanlığında, üç beş yıl önce Marmara Kupası için yelken yarışlarına hazırlanırken, “Kılçık” ile Sivriada ve Yassıada’nın etrafında az takım çalışması yapmadık...

***

Geçen hafta, bu kez “Hayalci” ile Yeşilköy’den Heybeliada’ya, Çamlimanı’na doğru yol alırken, bir yıl önce Sivriada açıklarında yaşadığımız macerayı konuştuk oğlumla...

sivri-ada.jpg

Bütün hava durumu raporlarına bakmış, içimiz rahat yatmıştık...

Kalkar kalkmaz palamarları çözmüş, yelkenler fora “ver elini Büyükada” demiştik...

Ama vermemişti elini Büyükada...

Önce ana yelkeni indirmiş, ardından cenovayı küçültmüştük...

Fırtına arttıkça artmış, baş edilemez olmuştu...

Kendimizi Sivriada’nın limanına zor atmıştık...

“Neyse”, demiştik “biz de hafta sonumuzu Sivriada’da geçiririz.”

***

Minik limanda, bizim gibi fırtınadan kaçmış birkaç tekne daha vardı.

***

Kocaman kocaman ispariler olur Sivriada limanının içinde...

Zor yakalanırlar...

Ama yakalanırlar.

Midye de güzeldir bu adada...

***

Ertesi sabah uyandığımızda, rüzgar dinmişti...

İstanbul’un sahillerinden, irili ufaklı birçok tekne gelmişti Sivriada’ya...

İnsanlar gülmüş, eğlenmişlerdi...

Sonra, mutlu mesut evlerimize dönmüştük hepimiz.

***

Dedim ya “Ben bu meseleyi kişisel algılıyorum” diye...

Naçizane nedenlerim işte bunlar!

***

Yahu kardeşim,

Ne doymaz bir iştahmış bu!

Yeter artık be birader!

Tamam anladık “Devlet malı deniz...”

Evet anladık “Bal tutan parmağını yalar...”

Ama bu kadarı da olmaz ki be arkadaş!

Ne deniz’miş ne bal’mış bu!

***

Bırakın iki parça yeşil ada, birkaç başı boş alan kalsın memlekette.

İnsanlar babasının, devlet babanın malı gibi gitsin, gelsin, gönlünce eğlensin, hoşça zaman geçirsin...

Birkaç parça “mal” da, kendi yağıyla kavrulmaya çalışan şu zavallı vatan evlatlarına kalsın.

Yağmalanmasın...

Zengine, yandaşa peşkeş çekilmesin...

Aradan “götürülen” milyon, milyon dolarlar İsviçre bankalarına zulalanmasın...

Daha ne diyeyim?

***

Bayanlar, baylar ve çocuklar,

Ne olacak biliyor musunuz Yassıada ve Sivriada kongre turizmine açılınca?

Limanlarına girip soluklanmak parayla olacak.

Sahiline çıkıp oturmak da ona keza.

“Kazan kazan” durumu, anlayacağınız.

Satanlar satarken, alanlar aldıktan sonra zengin olacaklar...

Vatandaşın hakkına düşenin ne olduğunu ben söylemeyim...

Siz zaten biliyorsunuz!

***

Gelelim zurnanın “zırt” dediği yere...

Meseleyi benim nasıl algıladığıma...

Baştan beri anlatıyorum Yassıada ve Sivriada bağlamında, Adalar ile, bu kent ile nasıl bir aidiyet bağımın olduğunu...

Allah aşkınıza şimdi söyleyin bana,

Nasıl kişisel algılamayayım ben bu durumu?

***

Bu arada, isteyen herkes de, benim gibi kişisel algılayabilir tabii.

Kızmam, tersine hoşuma gider.

“Oh be” derim, “Yassıada ve Sivriada’yı kendisinin zanneden tek deli ben değilmişim meğer... Ne güzel, bir yere BENİM değil de BİZİM diyebilmek...”


 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS