• 3 milyon mülteci Türkiye yolunda !
  • Hükümetten Galatasaray'a sert tepki
  • Avrupa yaz saatine geçti, Türkiye'de saatler şaştı
  • Adil Gür'den referandum anketi
  • 50 milyonluk vurgun
Nefise Seda Yanık

Kömür Bahane, Sarıgül mü Çare?

Seçimlerin hızla yaklaştığı son dönemlerde herkes gözünü Mart ayında ki seçimlere dikti. Bu kez seçimler daha büyük bir heyecanla bekleniyor çünkü seçilmiş iktidara karşı bugüne kadar gösterilen en büyük tepkiler geçtiğimiz aylarda “Gezi Parkı Eylemleri” olarak gündemimizde ki yerini aldı.. Almıştı demiyorum çünkü gündem hala kapanmış değil. Gerek iktidarı destekleyen tv kanalları olsun, gerekse iktidara muhalefet olan kanallar olsun hala her gün gezi parkında ki olay ve eylemlere dair programlar yapmaya devam ediyorlar. İşte bu eylem karmaşasına bir de seçim heyecanı eklenince, halkın ve siyasilerin gözü Mart ayından ve seçimlerden başka bir şey görmez oldu..

Seçim sonuçları ne olur bilemiyorum. Ak parti anketlerini baz alırsak Ak parti hala seçmenini koruyor. Chp anketlerine göz atarsak, Ak parti artık oldukça seçmen kaybetmiş vaziyette. Yani açıkçası gönlünüz rahat bir biçimde hiç birine inanamıyorsunuz. Herkes kendi sonuçlarına bakıp seviniyor fakat işin aslını Mart ayında göreceğiz.

Bir de bu aralar Sarıgül’ün Chp’ye dönmesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Adayı olması söz konusu. Geçtiğimiz günlerde eski Chp Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bu konuya tepkili olduğuna dair bir yazıyı gazetede gördüm. Hatta Baykal’ın Sarıgül’ün partiye dönmesine dair sitemine; Kılıçdaroğlu’ndan “Fazla bir şey söyleyemesem de, endişelerinizi paylaşıyorum” diye de bir cevap gelmişti. Yine de Kılıçdaroğlu şu an hali hazırda bulunan genel başkan olarak bu duruma isterse bir el atabilir, yani isteseydi Sarıgül’ün önünü kapayabilirdi diye düşünüyorum.
Sayın Kılıçdaroğlu bu geri dönüşe yeterince sıcak bakmasa dahi, duruma sağ duyulu yaklaşıyor kanaatindeyim.

Peki Sarılgül’ün Chp’ye dönmesi ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesinden Aday gösterilmesi doğru mudur? Ya da partisine ne katar?

Benim Türkiye’de ki siyasi parti liderlerinin en çok kızdığım ve aslında beğenmediğim yönü başarısız olmalarına rağmen ısrarla koltuklarından kalkmamalarıdır. Bir kısım seçmen, bir parti liderine gönül vermiş ve onu destekliyor olabilirler fakat bu seçimlerde sandığa yansımıyorsa eğer, o lider benim için aslında başarısız demektir. Geçtiğimiz günlerde Almanya’da seçim gerçekleşti ve seçimi kazanan Merkel’e büyük bir  farkla mağlup olan SDP lideri Steinbrück partisinden istifa etti. Türkiye’de de bu tabloları görebilmemizi temenni ediyorum.

Unutmayalım ki çokta uzun olmayan bir süre önce Ak parti diye bir parti yoktu. Ama İstanbul’un sevdiği, hizmeti seven ve en önemlisi lider vasıflarına sahip bir adam yani Recep Tayyip Erdoğan bu partiyi şaha kaldırdı. Sevelim veya sevmeyelim hepimiz Başbakanın lider vasıflarına sahip olduğunun farkındayız. Demek ki kuruluş tarihine bakmadan, tek bir adam milyonlara kendisini sevdirip bir anda, bir ülkenin en güçlü ismi haline gelebiliyor..

Peki “Lider” aslında ne demektir. Sözlük anlamı benzer çeşitlilikte olsa da, lider aslında; bir partinin ya da bir örgütün en üst düzeyde yönetimiyle görevli kimseye deniliyor. Ama “liderlik vasfı” çok başka bir şey..

Özellikle de siyaset yapıyorsanız..

Bugün iktidara muhalefet olan partilerin sarıldığı bir bahane var. “Ak parti oylarını kömür dağıtıp alıyor” bahanesi.. Hayır efendim; mesele bu olsaydı, muhalefetin de çekinmeden pastırma dağıtacağına eminim. Mesele bir adama gönül vermekse, karşı taraf olarak ne dağıtırsanız dağıtın yine de onu kazanamazsınız. Şimdi bu yazıyı okuyup benim Tayyip Erdoğan yanlısı olduğumu düşünecek okuyucularımın olduğunu biliyorum. Ama emin olun benim kendisi için söylediğim bu sözler tamamen objektif ve halkın gözünden başbakanı anlatabilme doğrultusundadır. Ben sadece olayın kömür ya da makarna dağıtmakla alakası olmadığını analize çalışıyorum.

Bu güne kadar Tayyip bey’i kaba saba ve Kasımpaşalı olmakla suçlayan, bu hal ve tavırları yüzünden başbakanlık koltuğuna yakışmamakla itham eden burjuvazi kesimin anlayamadığı tek bir şey var..  Siz elinizde kadehleriniz, halkın arasına girmeden, onlarla kucaklaşamadan, sofralarına oturmadan, onların anladığı dilden konuşmadan, samimiyet kurmadan, yakınlık sağlamadan bir arpa boyu bile yol kat edemezsiniz. Mümkün değil!.. Seçtikleri bir parti yüzünden bile kendi halkınızı aşağılıyorsunuz. Kömür aldınız ve bu yüzden bu partiye oy verdiniz, yani “kafanız çalışmıyor, beyinsizsiniz” diyorsunuz adamlara. Sonra da artık bu yanlıştan vazgeçin, bize oy verin diyorsunuz. Hangi insanoğlu kendisine bu kadar tepeden bakan, kendisini bu kadar aşağılayan bir partiye oy vermek ister, sorarım?

Gezi parkı olaylarında, gezi eylemcileri Tayyip Erdoğan’ın üslubunu kötü buldular. Kendilerini anlamamakla ve aşağılamakla suçladılar. “2 ayyaşın torunları” ve “çapulcular” kelamları ağır geldi. Bence de bunlar bir başbakanın halkı için kullanmaması gereken kaba tabirlerdi. Daha ılımlı olunmalıydı ve bu şekilde konuşulmamalıydı.. Ama iki cümlelik hakarete tahammül edemeyen bu burjuvazi kesim, senelerdir sırf kendi standartlarında bir yaşam sür-e-mi-yor diye aşağıladıkları Türk halkını, bir torba kömüre oy verecek kadar beyinsiz olmakla itham etmekten kaçınmadı. Eline her fırsat geçtiğinde; gericilikle, yobazlıkla, cahillikle itham etti.. Ve yine sonra o beğenmediği kesimden oy bekledi, seçilmeyi talep etti.

Durup bir düşünün. Sizce de komik değil mi?

Önce kendi halkınızla barışınız efendim. Benim naçizane ilk tavsiyem budur.

Gelelim Sarıgül’e.. Kendisini şahsen tanımasam da ekranlardan sürekli takip ediyorum. Daha televizyondan izlerken dahi üzerinde ki pozitif enerjiyi ve sıcaklığı hissedebiliyorsunuz. Şişli Belediye başkanı olarak kendisinin Şişli Belediyesine ne kadar faydası olmuştur; faydası mı yoksa zararı mı dokunmuştur  vs.. Oralarını  ben bilemem. Benim tek bildiğim Mustafa Sarıgül’ün halk adamı olduğudur, sevildiğidir ve lider vasıflarına da sonuna kadar sahip olduğudur.  İnsan ayırt etmeyen ve kendisini belli bir tabakanın seçkin temsilcisi olarak addetmeyen bu adam, her kesimden insan tarafından seviliyor ve kucaklanıyor. Sabahın 06.00’sında çamaşırhane de çamaşır yıkayan kadını da ziyarete gidiyor, pazarda tezgahını kuran esnafla da kucaklaşıyor. Hatta geçenlerde İstinye Park’ta Armani Ristorante’de bir arkadaşımla bu konuları konuşuyorduk ve garsonlardan biri de konuşmamıza nasıl olduysa dahil oldu. Garsonun Sarıgül hakkındaki yorumu ise şöyleydi:

“Mustafa Sarıgül çok başka adam.. Geçenlerde bir yerde rastlaştık. Kendisine Sivas’ta köyümüzde ki caminin halılarının yırtıldığını söyledim. Hemen ertesi hafta köyümüzün camisine halı yollattı”

İşte mesele budur sevgili okuyucum. Chp’den Emine Ülker Tarhan iyi bir hukukçu ve siyasetçi olabilir. Genel Başkan Kılıçdaroğlu iyi niyetli ve birikimli bir parti lideri olabilir.. Ama asıl mesele oturduğunuz koltuktan kalkıp sınıf ayrımı gözetmeden halkın nabzını tutabilmek, kendini sevdirmek ve size baktıklarında soğuk bir parti liderinden ziyade;  güçlü, sağlam, samimi ve ailelerinden birini görmelerini sağlayabilmektir.

Siz ne dersiniz bilemem ama Chp için çare bence Sarıgül..

Umarım hangi partiden olursa olsun, ülkesini seven halkıyla kucaklaşabilen liderler hak ettikleri makamlara kavuşur ve hizmetlerine devam ederler.

Sevgi ve barışla kalın…

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS