• Haber3 FaceBook
  • Haber3 Twitter
  • Haber3 Friendfeed.com
  • Haber3 RSS
  • IMKB
  • 59.662
  • Dolar
  • 1,7675
  • Euro
  • 2,3245
  • Altın
  • 653,05
  • Ankara : -2 °C
  • İstanbul : 1 °C
  • İzmir : 5 °C
  • Adana : 8 °C
  • Antalya : 7 °C
  • Diyarbakır : -1 °C
Çerkezler ve Lazlar da anadil için karar aldı
Emeklilik yaşı bekleyenlere kötü haber
DİKKAT! Bankada paranız olabilir...
Yarın İstanbul'a kar geliyor
Yazıyı küçült/büyüt :Yazıyı küçültYazıyı büyüt

Köyün Delisinin Kafasının Tası Atınca...

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Bazen, sabahlara dek yaşamı, toplumumuzu ve ülkemizi düşünürüm. Buz gibi soğuk duvarlar konuşur çoğu zaman benimle. Dışarıya çıkma, dolayısıyla da insanlarla iletişim olanağım az olduğundan geçen yıllarda kendi kendime geliştirdiğim bir yöntem bu. Öyle anlarda sorarım karşımdaki duvara; ben mi biraz fazla mükemmeliyetçiyim, yoksa yerinden bile kıpırdamayan onlar mı vurdumduymaz, diye... Hadi bir kez daha hakkaniyetli olalım ve teraziyi eşitleyelim.

Ancak... Teraziyi eşitleyeceğim derken de kendimizi haksız yere suçlamayalım çok fazla. Yani toplumun duyarsızlığı, başına gelmedikçe; “elalemin derdi beni mi gerdi,” tavırlarının yanında benim abartmalarım hiç kalır. Ortak hareket etmeyi öğrenmedikçe, “bir gün benim başıma da gelir,” felsefesiyle konulara bakmadıkça; imrenerek izlediğimiz batılı toplumların bilinç oranını yakalamamız zor görünüyor.

Her alanda olduğu gibi nüfusun %12'sini oluşturan engellilerle ilgili de yanlış bir politika yürütülüyor ne yazık ki. Ancak sorumluluğu yalnızca devlet yetkilerinin ve yerel yöneticilerin üzerine yüklemek kolaycılığa kaçmaktır bana göre. Bireysel olarak bizlerin de yapacağı bir şeylerin olduğu düşüncesindeyim. Yani, önce herkes topu birbirine atmak yerine, kendi kapısının önünü temizlese; çöp yığınları ortadan kalkar, görüşündeyim.

Konu engelliler olunca, bin ah işitiyorsunuz benden. Bizlere öylesine çok haksızlık yapılıyor ki hangi birinden başlayacağını şaşırıyor insan. İsyan ediyor, avaz avaz bağırmak, önüne çıkanı parçalamak geliyor içinden.

İnsana en çok dokunan şey ise; hemen her gün gazete köşelerinde, ekranlarda; “engelliler,” denildiğinde mangalda kül bırakmayanların aslında timsah gözyaşları akıttığını en acı haliyle görmek oluyor. O an üzülemiyor, kızamıyor insan! Sadece yüzünde donuk bir gülümseme, zihninde; “yıllardır ben bu kişinin peşinden ne için koştum,” sorusu oluyor.

Gerçeklerle yüzleştiğiniz günden sonra da sorularınızın ardı arkası kesilmiyor. Ve en sonunda babanıza bile güvenmeyecek hale geliyorsunuz.

Peki, bizler adına açılan dernekler onlara güvenmemizi sağlayacak hamlelerde bulunuyorlar mı? Kendimi bildiğim günden beri gördüğüm; özürlü, engelli, sakat sözcüğüyle başlayan derneklerin yöneticilerinin genelde engellisinden nemalanma isteği hâkim. Bunu yalnızca paraya indirgemeyin lütfen. Egosunu tatmin etme duygusu bile nemalanmaktır bana göre. Durum böyle olunca da engelliler adına yapılanlar “mış” gibi olmanın ötesine geçemiyor.

Şimdi diyeceksiniz ki sizler için hiçbir şey yapılmadı mı? Evet, özürlüler yasası çıkartıldı ve birçok kentimizde özürlüler yolu, özürlü otoparkları, özürlü asansörleri, rampalar yapıldı. Ancak 2010 yılını bitirmek üzere olduğumuzu ve sağlıklı insanların ulaştığı her yere biz engellilerin de ulaşma isteğinin bir hak olduğunu anımsarsak, ülkemizde çok şeyin değişmesi gerektiği sonucunu rahatlıkla ortaya çıkarabiliriz. Engellinin ve ailesinin yaşamsal haklarını kazanmasını sağlamak içinse bugüne değin atıl konumda olan ya da gösteriş amaçlı varlıklarını sürdüren derneklerin kendilerine çeki düzen vermeleri gerekir diye düşünüyorum.

Bir başka yanlışımız da desteği para yardımı olarak algılamamızdır bana göre. Yardım kampanyalarında milyonları gözümüz görmez ama engellinin ürettiği şeyi üç kuruş verip almaya elimiz varmaz nedense! Ondan sonra da engelliler toplumun içine niye girmiyorlar diye sorgularız aklımızca. Bunu yaparken de üretici konumundaki engelliye çok da tahammülümüzün olmadığını düşünemeyiz aslında.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'ya yazdığım açık mektubun ardından her türlü olumsuzluğu unutmak, sağlıklı insanlara kendimi anlatabilmenin ve onlarla yaşamı paylaştım demenin mutluluğunu aktarmayı çok isterdim. Ve isterdim ki tüm sivil toplum kuruluşları, sanatçı arkadaşlarım ve Nimet Hanım uzatılan eli tutsun. Kimseyi suçlamak değil niyetim, gelişmiş ülkelere bakıp bir off çekmek istedim yalnızca. Halen karşıda dağ kalmış mıdır sizce?

Bu yazı toplam 3930 defa okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları
 
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.

Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim