Açıkçası; özel kanalların ana bültenlerini izlediğimde ya da iktidara yakın köşe yazarlarının makalelerini okuduğumda; "benim farkına varmadığım ya da konuları taraflı gözle değerlendirdiğim için görmek istemediğim olumlu gelişmeler mi oluyor," sorusunu yöneltiyorum kendime. Sanki tüm sorunlara çözüm getirilmiş de bir tek türbanın üniversitelere ve kamusal alana girmesi kalmış gibi bir hava estiriliyor son günlerde. Peki, Türkiye gerçekten haber bültenlerinin ve yazarların anlattığı gibi güllük gülistanlık mı, yoksa olduğu yerden daha da gerilere sürüklenmiş bir ülke mi?
İster komplo teorisyeni, ister katı kuralcı deyin; ben, kendimce yanlış gördüklerimi sayıp dökmezsem eğer, işte o zaman üzerime düşen görevi yapmamış sayarım kendimi. Bu nedenledir ki endişelerimi her fırsatta dillendiriyorum. Bugün gördüğüm Türkiye tablosu hiç de iç açıcı değil ne yazık ki. Nasıl olsun ki? Yurttaşlarının acaba telefonum dinleniyor mu diye tedirgin olduğu, yüz binlerce işsizin iş bulabilme umudunu yitirdiğinden artık girişimde dahi bulunmadığı, devletin her kademesinden hemen her gün yeni bir pis kokunun yükseldiği, hukukçusunun özgür hareket edemediği, gazetecisinin işten atılma ya da darbecilikle suçlanma korkusuyla rahatça kalem oynatamadığı ve belki de en kötüsü gençlerinin umutsuzluk rüzgârıyla savrulduğu bir ülkenin normalleştiğini savunmak zihin körlüğüdür bana göre. En büyük zarar da bu zihin körlerinden geliyor ülkemize. Hala Avrupa Birliği'yle ilişkilerimiz istenilen düzeyde değilse, bugün geçim sıkıntısından ve sadaka kültürünün yaygınlaşmasından söz ediyorsak, milli gelirin dağılımındaki makas giderek açılıyorsa, komşularımızla iyi geçinme teslimiyetçilik olarak karıştırılabiliyorsa; tüm bunların çıkış noktası yöneticilerimizi yeteri kadar sorgulamadığımız gerçeğine dayanmıyor mu? Bence dayanıyor... Eğer gerçek birer yurttaş olmayı başarabilseydik, en azından birkaç sorunu çözümlemiş olurduk gibi geliyor bana.
Orada yaşayanların anlatımlarını dinlerken diğer Avrupa ülkelerine hem gıpta ediyorum, hem de benim ülkem niye onların seviyesine yaklaşamıyor diyerek hayıflanıyorum. Çünkü o ülkelerin halkları bireysel haklarını elde etmiş durumda ve haklarında herhangi bir aksama meydana geldiğinde ortak hareket etmeyi bizden çok daha iyi bir şekilde becerebiliyorlar. Yine bir kadın tanıdığımın eşine şaka yollu; "burası İsveç, benimle bu şekilde konuşamazsın," demesi ve bana yaşadığı ülkedeki kadının lehine olan yasaları açıklaması sanırım demek istediğimi özetliyor. Ülkemizdeyse, türbanın kadının özgürlüğü(!) olduğu görüşünden bir adım ileriye gidilmek istenilmiyor nedense. Oysa nüfusumuzun yarısından fazlasını ilgilendirecek, töre cinayetlerinin önlenmesi, onların kendi ayaklarının üzerinde durmalarını destekleme, iş ve siyasal yaşama daha fazla katılmalılarını sağlama gibi konular duruyorken bir yere takılıp kalmak pek çok açıdan kolaycılıktır bence.
Sırça Köşk'tekilerin sorunu nihayet(!) çözüldüğüne göre, hiç olmazsa 87. yılında sıranın halkın gerçek sorunlarına değinmeye geldiği için memnun olmalıyız. Belki bu kez kör zihinliler de "KRAL ÇIPLAK" demeyi öğrenirler.
Bu yazıya 4 yorum yapıldı.
ne yazık ki ülke karanlıklara kapı açtı.n e yazık ki. umutluydum her zaman. gençliğimize güveniyordum. yine güvencim sonsuz gençlere ama ne yazık ki gençle susturuluor. hakkımızda hayırllısı
BeğendimBeğenmedimErtancığım türbana sarılarak gündemin akışı değişiyor ve saman altından çoook sular akıyor.anlıyoruz ama çaresiz kalıyoruz ne yazıkki.Ağzını açınca beyni görülen kargalar gibi insanlar söz sahibi oldu bu canım ülkede.Senin gibi duyarlı insanlar çoğaldıkça ümit var demektir.Yüreğine,kalemine sağlık.
BeğendimBeğenmedimYazınızı okudum. Teşekkürler. Oben Özaydın.
BeğendimBeğenmedimhttp://twitter.com/gazeteci_yazar
Haklısınız KRAL ÇIPLAK!!!
BeğendimBeğenmedim