- IMKB

- 54.810
- Dolar

- 1,8425
- Euro

- 2,3065
- Altın

- 619,17
- Ankara : 13 °C
- İstanbul : 16 °C
- İzmir : 13 °C
- Adana : 16 °C
- Antalya : 15 °C
- Diyarbakır : 13 °C
Kütahyalı İzmir Faşizminin Neresindendir?
Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, Türkiye’de iç savaşın Mersin ve İzmir’de başlayıp büyüyeceğini belirtmişti. Birçok fikrine katılmasam da, kendisinin bu tespitini yerinde buluyorum. Tespit doğru, ama eksik...
Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün söylediği anlamda; salt bu iki şehirde değil, Türkiye’de -uzun zamandan beri- iç savaş ‘de facto’ olarak zaten hüküm sürüyor. Olayları Türk milliyetçiliği ve Kürt milliyetçiliği karşıtlığıyla sınırlandırmayalım. Türkiye’de karşıtmış gibi görünen iki grubun dışında, birçok fraksiyon ve isim açık ya da gizli şekilde birbiriyle çatışma halinde… Kütahyalı’nın dahil olduğu ve kendilerini liberal kabul eden güruhun da iç savaşın tetikleyici unsurlarından biri olduğu su götürmez gerçek!.. Örneğin; kendisinin 2.12.09 tarihli ‘Faşizmin Başkenti İzmir’ adlı köşeyazısını okuduğunuzda bahsedilen kışkırtmayı sezinleyebiliyorsunuz.
Avusturyalı yazar Ingeborg Bachmann ‘Faşizm iki kişi arasında başlar.’ demiş. Bu ifadeyi önemsiyorum. Nitekim; Canan Arıtman’dan Müsavat Dervişoğlu’na değin birçok kişiye aleni şekilde hakaret eden ve tüm İzmir’i ‘faşist’ diye indirgemeci biçimde aynı kefede tartan bir yazarın da faşist bir söylemin esiri olduğu saptanmaktadır. Bahsedilen yazı ‘faşizme faşizmin argümanlarıyla’ karşılık vermiştir. Böylelikle; Kütahyalı, Arıtman’ın uyguladığını düşündüğü söylemin(faşizm) içine düşerek Bachmann’ı doğrulamıştır. Doğrulamaması da mümkün değildir. Bırakın iki kişiyi; faşizm artık kendi bedenimize, ruhumuza dahi uyguladığımız bir tekillik içine girmiştir. Mazoşist bir uyuşmuşluğun gerginliği içinde önce kendimize saldırır; ruhumuzu yıkıma uğratır olduk. Öyle olmasaydı, psikiyatristler bu denli modern şamanlar haline dönüşürler miydi?
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, aşırı yuvarlak tanımlamalar yapmamak için itina gösteriyorum. Tabi ki, insan etten kemikten bir varlık... Farkında olunmaksızın zaman zaman toplumsal/kültürel kodlarla çeşitli çıkarsamalar yapılabiliyor. Sağcı, solcu, şucu bucu, öteki beriki gibi... Ben aşırı köşeli ve yuvarlak tanımlamaları yazılarında/konuşmalarında sıkça kullanan birçok kimsenin eleştirdiği kimselerden pek farkı kalmadığını düşünenlerdenim...
Ailesi İzmir’de yaşayan ve üniversiteyi İzmir’de bitiren biri olarak, Kütahyalı’nın İzmir’de sanat, ticaret ve kültür hayatı yok tespitine katılabilirim. Her fırsatta balkona bayrak asmanın da bu vatanı çok sevmekle doğru orantılı olmadığını düşünebilirim. Fakat; bu düşüncelerimi birilerini rencide edecek şekilde hakaret boyutunda ifade etmekten de kaçınırım. Kütahyalı’nın düştüğü en önemli yanlışın bu olduğu kanısındayım. Aşağıdaki alıntıya dikkat ederseniz, ne denli kırıcı ifadelerin kullanıldığını görürsünüz:
‘...İzmir’in en işlek orta sınıf caddesinde inadına daha da çok bayrak asılı durumdaymış... Böyle bir feci olay yaşanıyor. Bu yapılan ayıp görülmüyor, hatta bundan gurur duyuluyor.’
Bu cümledeki tespitlerin tamamına katılamayacağım. Bayrak asmak mı ayıba girer, yoksa adam ölüdürmek mi? Bayrak asmak ‘feci olay’ ise, öldürülen askerlerin başına gelenler hangi cümlelerle tanımlanabilir?
Atılan molotof kokteylinden dolayı ölen Serap’ın cenazesine, Genç Siviller’in yaptığı üzere Diyarbakır’daki patlamada ölen ‘Ceylan’ın adının yazıldığı çelengi koyamazsınız. Sadece Seraplar değil, Ceylanlar da ölmesin mesajını mı vermek istiyorsunuz? Çelenge iki kızın ismini birlikte yazarsınız.
Bir de, bazı şeylerin sunuluş biçimi önemlidir. Doğru zaman ve mekan beklenir. Siz acıya karşı acıyı silah olarak kullanırsanız, olay kimin acısı daha büyük tartışmasının seviyesizliğine sürüklenir. Genç Siviller’in, DTP’nin ve Kütahyalı’nın da yaptığı budur. Hatalı yöntemler, yanlış materyaller, tahrik edici cümleler...
(Bazı) Kürtler demokratik hak talep ediyorlarsa, hal ve tavırları demokratik olmalı; ellerine bırakın silahı, kesici hiçbir alet bile almamalıdırlar. Yok; biz haklarımız için ‘önümüze gelene yüz tekme’ zihniyetiyle hareket ediyoruz derlerse, bu bir meydan okumadır. Sonuçlarına da katlanırlar. Çünkü; kimse çocuğunu tabutuyla dönsün diye askere göndermiyor.
Dolayısıyla, Mersin İzmir’den çok daha fazla şiddet potansiyeli taşımakta... Üstelik, burada işsiz, şehre uyum sağlayamamış, sorunlar yumağıyla boğuşan birçok terörist namzedi, intihar bombacısı, taş fırlatıcısı, molotof kokteyli atıcısı potansiyel olarak yaşamakta... Terörün dışında, meselenin eğitim ve ekonomik yönü de ele alınmazsa, işin içinden çıkılamaz. Niçin özellikle çocuklar ve gençler, hatta genç erkekler saldırılarda kullanılıyorlar? Niçin okuma yazma bilmeyen beyaz yazmalı anneler sadece protestolarda görebildikleri, sonrasında gezemedikleri Taksim’de en öne sürülmektedirler? Bu v.b... sorular cevap bekliyor.
22.11.09 tarihinde İzmir İnönü Caddesi’nde yaşanan olayları tasvip etmiyorum. Fakat, DTP konvoyunun kışkırtmalarının demokratik talebin bir parçası, taşı sallayan İzmirli’nin de faşist ve gavur yurttaş olduğu tarzındaki söylemlere de katılmıyorum. Hele ben, Kütahyalı’nın yanlışına düşüp; Mersin’deki tüm Kürtler faşisttir, ayrılıkçıdır, hepsi birden Aposever Kürtler Derneği’nin üyeleridir demiyorum. Hele ben, Canan Arıtman’a faşist milletvekili, ırkçı diyen bir köşeyazarına ‘asıl faşist sensin, pis vatan haini!’ hiç demiyorum. Belki, öyle diyenler vardır. Fakat, ben ısrarla demiyorum. En azından üslubumu sert bir faşist tonlamaya bürümemeye çalışıyorum.
Örneğin; ben kendimi liberal ve demokrat bir yazar olarak tanımlasaydım, ‘Canan Arıtman faşist!’, ‘İzmir’deki MHP milletvekili faşist!’, ‘İzmir faşist!’ diye direk yazacağıma, üsturuplu bir şekilde ‘Canan Arıtman’ın Ermeniler hakkındaki sözlerini duyunca üzüldüm. Esefle kınıyorum. İzmirlilere de yaptıklarını hiç yakıştıramadım. Umarım, böylesi olayların arkası gelmez.’ mesajıyla insanları sağduyuya davet ederdim. Böylelikle, eleştirdiğim insanların yaptıkları hataları yapmamış olurdum.
7.12.09 tarihinde Tokat’ta yaşanan elim patlamadan sonra, İzmir Konak Meydanı’nda kendilerini Hasan Tahsin gibi özgürlük savaşçısı zanneden ve havaya ateş açan 2 kişinin davranışlarını da tasvip etmediğimi söylemeliyim. İzmir’de kemikleşmiş bir içe kapanıklık olduğunu kabul ediyorum. Fakat; aynı kınamayı Mersin’de küçük çocukları bozuk para gibi harcamaya ve öne sürmeye çalışan, İstanbul’da 17 yaşındaki genç bir kızı cayır cayır yakan ve yasadışı Abdullah Öcalan posterlerini gözümüze soka soka sallayan zihniyete de yapıyorum. Bırakın taş atmayı, onları silah ve yakıcı alet kullanıp demokratik haklarını nâdemokratik yöntemlerle çözmeye çalıştıkları için çifte kavrulmuş olarak kınıyorum. Tüm Kürtleri kınamadığımın da altını özellikle çiziyorum.
Gördüğünüz üzere, ben de kendimce bir yazı yazmaya gayret ettim. İçinde bariz şekilde ‘ulusalcı faşist’, ‘hain liboş’, ‘dağdan inme Kürtler’, ‘gözü oyulasıca Ermeniler’, ‘çanına ot tıkadığım İsviçreliler’, ‘ırkçı Arıtman’, ‘Ergenekoncu tertipçi’, ‘Fetoş yalakaları’ misali kesici ve delici sözcüklere rastladınız mı?
Elbette, benim de çeşitli konular hakkında çeşitli fikirlerim var. Her insan evladı gibi ben de zaman zaman hatalı ifadeler kullanabiliyorum. Sadece benim değil, insan dediğimiz varlığın bizatihi mayası böyle... Ama, yine de her şeyin bir ölçüsü olduğuna inanıyorum. Tüm İzmirlilere faşist demenin yanılgısının kabul edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Bir Karagöz perdesi düşünün. Orada Hacivat Karagöz’le atışıyor. Karagöz Ermeni’yle dalga geçiyor. Arapla Yahudi aynı sandığa gizlenebiliyorlar. Kimse kimseyi gırtlaklamıyor, vurmuyor. Kimse kimseye ‘sen faşistoğlu faşistsin!’ demiyor.
Birbirimize karşı önyargılarımız olabiliyor. Onları ironiyle yoğurmayı yahut öğütebilmeyi bilmekte marifet... Galiba Karagöz’den öğreneceğimiz daha çok şey var.
Dilde yapılandırdığımız şiddetin fiiliyata geçmemesini temenni ediyorum. Tersi durumda halimiz çok daha yaman olur. Kan dökülmediği, fiziksel ve hakaretamiz ölçekteki saldırılar artmadığı sürece herkes düşüncesini belirtmekte özgürdür. Bu yüzden de, klavye tuşlarından fırlayan kelimeler ‘kurşun’ niyetine bu denli rahatça kullanılmamalıdır. ‘Faşizmin başkenti İzmir’dir’ diyen Kütahyalı da bu şehrin çocuğu olduğunu unutmamalıdır.










- Çok Okunanlar
- Yorumlananlar
- Bugün
- Dün
- Bu Hafta
- Bu Ay
- Eurovision'da Türkiye üzüldü, sevinen İsveç oldu !
- İsveç'in adayı muhaliflerle görüşünce...
- Bu polis Twitter'ı salladı !
- İzmir'de sapık baba dehşeti
- ATM’ye dokunan yanıyor
- İsrail'den Türkiye'ye One Minute
- Bu sözcükler takibe alınıyor !
- "Survivor’a katıldığım için çok pişmanım"
- "En düşük maaş 1.757 TL olacak"
- Bu karar Türkiye’de bir ilk !
Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim


























Bu yazıya 16 yorum yapıldı.
insan vatanını sevmesi faşistlikmi bayrak asması faşistlikmi peki pkknın onu savunanların kck nın yaptığı nedir üstelik çoluk çocuk yaşlı genç demeden askerime saldıran öldüren belediyenin arabasını yakan kürt haklarımış çıkar için bu insanları kullanann yazarlar faşist sadece para için şan için bu insanları kullananlar kadınları çocukları kullanan uyuşturucu baronlarının kapital devletlerin oyuncuları faşist
BeğendimBeğenmedimben de faşistim.vatanını seven ,hainlere tepki koyan faşist diye adlandırılıyorsa ne mutlu faşistim diyene.
BeğendimBeğenmedimYazıyı dikkatle okudum.Ülkemizde bir dönem sağcı-solcu,alevi-sünni olmak üzere şimdide Kürt-Türk farklılaşması oluşturulmaya ve çatışma kültürü yerleştirilmeye çalışılıyor.Ülke halkı sağduyulu davranmak zorunda.Bendeniz Rasim Ozan Kütahyalı kadar karamsar olmak istemiyorum.Bizler etle tırnak gibi iç içe olmuşuz.Değerlerimize ve farklılıklarımıza saygı gönderelim yeter. Özgürlükçülük,Ulusalcılık,Milliyetçilik ve faşizm duygularını öne alırken evdeki bulgurdan olmayalım.Kalın sağlıcakla..
BeğendimBeğenmedimcok guzel yazmissin.Eline saglik.
BeğendimBeğenmedimGAVUR İZMİRDENİM..
BeğendimBeğenmedimEĞER PKK NIN ŞOVUNA KARŞI KOYMAK- FAŞİSTLİK İSE BEN DE FASİSTİM.