Serdar Durat

Lider Tanrı Değildir

Değerli Düşünür Dostlarım,Başbakan eski yardımcısı ve AKP nin duayen politikacısı Bülent Arınç dün Habertürk Televizyonundaki canlı yayında çok çarpıcı ve düşündürücü açıklamalarda bulunmuş. Önemli bulduğum ve yazımın konusuna ilişkin bazı satırbaşları aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.

" Cumhurbaşkanımız bizim ilk kurucumuz. Siyasette ve belediye başkanlığında başarılı olmuş. Lider olmak kolay değil, bu biraz Allah vergisi biraz da çalışarak olacak şeyler. Tayyip Bey’de bunların hepsi var. Onda bir liderlik mayası, kumaşı var. Lider ileriyi planlayabilir, kahramanlık yapabilir ama unutmayalım ki o da bir insan. Beşer olarak da zaafları olabilir. Karşımızdaki insanı yarı tanrı haline getirmenin manası yok. İnsanlara da beşer olarak zaaflarını kabul etmek lazım. Benim 100 tane zaafım vardır, Erdoğan’ın 10 tane vardır. Sizin 500 tane vardır, diğerinin 300 tane vardır. Herkesi olduğu gibi kabul etmemiz lazım. Recep Tayyip Erdoğan bizim bir kaderimizdir. Kadere kızılmaz. Ben de kadere rıza gösteriyorum.Siyasette herkes birbirinin ayağına basmak ister."

Sevgili okurlar,

Bu köşeyi takip edenler hatırlayabilirler 1 Aralık 2011 tarihli " Lider Tanrı Değildir Tapılmaz" başlıklı yazımda ayni konuyu irdelemiştim. İzninizle küçük bir özetini hatırlatmak isterim.

Liderler, kitleleri ortak bir ülkü ve vizyon doğrultusunda etkileyebilen, ayni değerler etrafında birleştirebilen, harekete geçirebilen ve peşinden sürükleyebilen insanlardır.

Karizmatik kişilikleri ile söylemlerine inandırmayı ve toplumsal enerjiyi yükseltmeyi  çok iyi becerirler. Bu yeteneğin doğmatik bir allah vergisi olduğuna inanırım. Sonradan ve zorlama ile lider olunamayacağı kanaatimi muhafaza ediyorum.

Lider ;vizyon oluşturur, amaç ve hedefler ile bunlara ulaşmak için gerekli stratejileri belirler. Kaynakların kullanımına ilişkin öncelikleri ve prensipleri/kuralları dikte eder. Mahiyetine ve yönettiği toplumlara nasıl davranmaları gerektiği talimatını verir. 

Otokratik liderler bütün bu eylemlerini hesap verme gereği ve denetlenme ihtiyacı duymaksızın tek adam otoritesi ile icra ederler. Güçlerini baskıcı ve caydırıcı profillerinden alır, başında oldukları grupların koşulsuz biat geleneğinden beslenirler. Vazgeçilmez ve yeri doldurulamaz olmak en büyük tutkularıdır.

Demokrasi kültürünün hakim olduğu ortamlarda ise liderler şeffaflık ve denetlenebilirlik esasına göre görev yaparlar,ortak akıl yöntemini benimserler ve asla, lideri oldukları gruplara hesap vermekten,gerektiğinde yetki delegasyonu yapmaktan kaçınmazlar. Kitlesel refleksleri yönlendirir ve gönüllü katılımı teşvik ederler.

Her iki tür liderlikte de insanın egolarına yenik düşmesi ve tevazu kontrolunu yitirip başkalarını sevk ve idare etmenin,kural koyucu olmanın sanal şehvetine kapılarak hatalar yapması mümkündür. Bahsekonu hatalardan sakınmak için liderin kesinlikle denetlenmeye açık olması, toplumun refah düzeyi ve özgürlük alanlarını genişletmek üzere hizmetlerini sunması ve sürdürülebilir değer yaratma çabası içinde ve nihayet icap ettiğinde yerine geçebilecek adayları yetiştirebilecek olgunluğa/özgüvene sahip olması gerekir.

Efsaneye göre,Antik Roma’da muzaffer bir general sokaklardan geçerken bazen peşinden bir uşak gelirmiş ve bu uşağın görevi o generale ‘’memento mori’’ yani öleceğini hatırla demekmiş. Faniliğinin hatırlatılması bu kahraman generalin sağduyulu kalmasına ve alçak gönüllü olmasına katkıda bulunurmuş.

Bizim kültürümüzdeki ‘’Böbürlenme padişahım senden büyük allah var’’ deyişi de bu kapsamda çok anlamlıdır.
Değerli düşünürler, 

lider konumundaki kişilere saygı ve hayranlık duymak, öngörülerine ve fikri zenginliklerine inanmak,gönülden destek vermek,iradelerine ve misyonları uğruna hayatlarını adamalarına sempati duymak çok doğal bir şey ama lideri tanrısallaştırmak ve olağanüstü mistik güçler ile donatmak hevesi, adeta taparmışcasına kusursuzlaştırmak gayretleri çok yanlış bir temayüldür.

Bu yaklaşım hem lidere ve hem de o liderin yönetmeye talip olduğu topluluklara zarar verir. Bu gerçeklik en küçük gruplardan/camialardan ülkelere kadar geçerlidir kanısındayım. 

Tarihsel perspektif ile baktığımızda görülür ki ;Her devir ve toplum o zamanın koşulları ve o cemiyetin genel tercihleri uyarınca kendi liderini çıkarmıştır.

Tabana yayılmış sosyal destek olmadan sadece korkutarak/sindirerek lider konumunda ilelebet kalabilmek mümkün değildir.

Zaten aslında bunlar liderden çok diktatör profilinde göreve gelirler ve muayyen bir süre hüküm sürdükten sonra genellikle çok dramatik bir şekilde giderler.

Netice olarak yine bir Türk atasözü ile bitirmek istiyorum daima ‘’Ne oldum değil ne olacağım demeli ‘’ gerek görev ve gerekse ömür döngüsü sonrasında da tapınılmadan ancak yürekten sevilerek,gönüllerdeki itibarlı konumunu koruyabilecek şekilde liderlik yapmak esas olmalı diye düşünüyorum.

Bu arada bir gün Bülent Arınç'la hemfikir olabileceğim veya başka bir deyişle Bülent Bey'in aradan dört yıl geçse bile benim köşe yazımı destekler tarzda bir açıklama yapacağı hiç aklıma gelmezdi.

Hayat işte, sürprizlerle dolu.

Saygılarımla

Serdar Durat

Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS