Osman Balcıgil

Machiavelli'den On Emir

Niccolo Machiavelli, 1500’lerin Floransa koşullarında yazdığı Il Principe’nin (Prens), kendisinden sonraki 500 yıla damga vuracağını, dünyanın en çok tartışacağı kitabı haline geleceğini, kuşkusuz düşünemezdi.

“Sevgili” düşünürümüz, tarih ve politika biliminin kurucusu sayılmasını da, dünyanın başına sayısız “kötülükler” açan bu kitabına borçlu olacağını tabii ki öngöremezdi.

***

Korkmayın. Size uzun uzun Machiavelli’den bahsedip kıymetli zamanınızı heder etmeyeceğim.

Ve sakın, az önce “sevgili” lafını tırnak içine aldım diye kendisine düşman olduğumu düşünmeyin.

Ne haddime!

Diderot, Rousseau, Fichte, Hegel gibi büyük düşünürler bile onun bu büyük eserini anlamak için çaba sarf etmişken, bana önünde saygıyla eğilmek düşer o kadar.

Hegel mesela, “Machiavelli’nin amacı İtalya’nın devlet haline gelmesini sağlamaktı” demiştir.

Ayrıca  “tiranlığı haklı göstermek gibi bir derdi olmadığı”na da dikkat çekmiştir.

***

Kimler etkilenmedi ki tarih boyunca Machiavelli’nin Il Principe’sinden...

Avrupa’nın yakın tarihinde, Hitler, Mussolini, Franco’nun önderliğinde, Almanya, İtalya ve İspanya onun görüşlerinin neredeyse birebir uygulandığı ülkeler oldu.

Latin Amerika’da boy veren diktatörler de, başuçlarında Il Principe ile yattılar ve kalktılar.

***

Kitaplığımda, ulaşabileceğim bir noktada tuttuğum, arada bir göz attığım Il Principe’den, “emir” mahiyeti taşıyan 10 görüş’ü sizin için seçtim.

Gelin bu görüşleri masaya yatıralım ve aktüel örnekleriyle de karşılaştırarak anlamaya çalışalım.

***

İktidarı ele geçirildiğinizde, insanların sizin gibi düşünmelerini ve desteğini sunmalarını sağlamak zorundasınız. Yoksa köklerini kazımanız gerekir.

Harika. Değil mi?

İşte size bu görüşten mülhem bir cümle:

“Taraf olmayan –bunu benden yana olmayan diye de okuyabilirsiniz- bertaraf olur.”

Tam da buyurulduğu gibi oldu mu, olmadı mı?

Hafif baskılar, yönettiğiniz insanların sadece bir süre sinmelerini sağlar. Sonra intikam almaya kalkışırlar. Onlara öyle davranın ki, intikam almaya kalkışacak halleri kalmasın.

Gelin birlikte düşünelim.

Anlı şanlı Türk Ordusu’nun bile “bütün tersanelerine girilmiş” ise, hafif baskıdan, şöyle bir silkelemeden söz edilebilir mi?

Yoksa, “intikam almaya kalkışacak tek bir Allah’ın kulunun bile bırakılmadığı”nı söylemek daha mı doğru olur?

İktidarınızı kurduktan sonra, sonsuza kadar kötü olmamak için, elinizdeki tüm imkanları seferber edip, ezici gücünüzü bir kere de gösterin. Bu daha az acı verici olur.

Şöyle on üç yıl kadar geriye gidin ve aşağıda sayacağım noktaları göz önünde bulundurarak, bugüne doğru yolculuğa çıkın...

Üniversiteler de dahil olmak üzere eğitim sistemi...

En tepe mekanizmaları da dahil olmak üzere hukuk düzeni...

Hemşiresi ve hasta bakıcısı dahil olmak üzere sağlık sektörü...

Odacısına varıncaya kadar kıyıma uğrayan (hala da kök kazımadan söz edilen) bürokrasi...

Bütün bu alanlar üzerine tek tek düşünün...

Eldeki tüm imkanlar seferber idilmiş, güç tam anlamıyla gösterilmiş midir?

İnsanlara yapacağınız iyilikleri zamana yayın. Böylece, tadına varılmasını sağlarsınız.

Ne dersiniz, tam da öyle olmadı mı?

Her yıl kış aylarında dağıtılan kömür, seçim dönemlerinde dağıtılan makarnalar bunun en iyi örnekleri değil mi?

Hükmettiklerinizi, kendinize muhtaç bırakın. Size bağlanmalarının yegane yolu budur.

Yoksulluğun kökünü kazıyacak projeler geliştirmek, hayata geçirilmelerini sağlamak gerekirken, öldürmeyecek miktarda yoksulluk maaşı bağlanarak, muhtaçlar ordusu yaratmak buna bir örnek sayılmaz mı?

Verdiğiniz sözleri yerine getirmek için kendinizi zorlamayın. İnsanları aldatmak için ustaca yollar bulun.

20 yıldan fazla (Cumhuriyet tarihinin yaklaşık 5’te 1’i) bir kenti, 13 yılı aşkın bir süreyle üstelik tek başınıza bir ülkeyi yönetip, sorunları hala muhaliflere yüklemek ve bunda başarılı olmak “ustaca” bir davranış değildir de nedir?

Merhametli, vefalı, doğru görünün ama tam tersini uygulamaya kendinizi ruhen hazırlayın.

Tepeden tırnağa kadar, her düzeyden yetkilinin, halkı tokatlayarak, tekmeleyerek, azarlayarak, aşağılayarak yönetmesi, yine de her fırsatta “hizmetkar” edebiyatının sürdürülmesi buna bir örnek sayılmaz mı.

Başarılı olmanız, insanlarda merhametli, bilgili, dindar olduğunuz izlenimi uyandırmanıza bağlıdır.

Machiavelli’nin bu sözleri sanki 1500’ler Floransa’sı için değil de günümüz Türkiye’si için yazmış gibi...

Gündelik hayatımız tam da bunun üzerine kurulu, desek yeri.

İhtiyacın olmadığı yerlerde inşa edilen camiler, ana okullarına varıncaya kadar, derslikten fedakarlıkta bulunularak kurulan mescitler, hastane koridorlarında kılınmaya başlayan Cuma namazları, havaalanlarında kesilen develer...

Say say bitmez...

Bütün bunlar dindar olunduğu izlenimi uyandırmak için yapılmıyor mu sizce?

Toplumun size duyacağı “kin”i başkalarına yönlendirin. Bunun yolu, “kötü işler”i  üzerlerine yıkacağınız ortaklar bulmanızdan geçer.

Machiavelli mezarından kalkıp bize doğru bir baksa...

Şaşkınlıktan küçük dilini yutardı eminim.

Yola birlikte çıkılan din kardeşlerinin, ideal ortaklarının bugün içinde bulundukları durum, sizce de buna güzel bir örnek teşkil etmez mi?

Adlarını söylerken gözlerinizi yaşartan muhteşem “dost”lar, bugünün en aman verilmeyecek “düşman”ı haline dönüşmediler mi?

Üzerlerine, işlenebilecek en büyük suçlar bırakılmadı mı?

Söyleyin bana, ülkeyi satmak, orduyu çökertmek, vatan hainliği yapmaktan daha büyük bir suç olabilir mi?

Bütün davranışlarınızla, olağanüstü bir insan görünümü vermeye çalışın.

Lütfen çıkın sokağa ve insanlara adını söyleyin...

Ülke nüfusunun yarısının kanını beynine sıçratma pahasına yapın bunu.

Her şeye rağmen, arkasından, bir “peygamber”den söz edilir gibi konuşulduğuna tanık olacaksınız.

Bu durum “bütün davranışlara olağanüstü bir insan görünüme vermeye çalışmak”tan kaynaklanmıyor mu sizce?

***

Demek istediğim, öldükten 500 yıl sonra bile, Machiavelli ve onun “ölümsüz eseri” Il Principe yaşıyor.

Makyavelizm hala dip diri.

Hala onun gösterdiği yöne bakılıyor.

Söylediklerinden seçmeye çalıştığım on emir’in, bugün bile harfi harfine uygulanıyor olmasından anlayabiliriz bunu.

Üstelik, 500 yıl önce verilmiş bu emirlerin, işe yaramadığını da kimse söyleyemez.

Vah benim güzel vatanım!


 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS